100 AKP GERÇEĞİ
Posted by vatanhainleri Ağustos 15, 2007
RTE: “Irak’ta savaşan ABD’li kahraman bay ve bayan askerlere, en az zayiatla ülkelerine mümkün olan en kısa zamanda dönmeleri arzusuyla dua ediyoruz.”
Not: Buradaki tüm maddeler, doğruluğu araştırılarak hazırlanmış, bu konuda hassas olunmaya çalışılmıştır.
İftiracı konuma düşmekten Allah’a sığınırız.
1. Başbakan Erdoğan bir Amerikan gazetesine yazdığı makalede Irak’a savaşmaya giden ABD’li askerlere dua etti:
“Irak’ta savaşan ABD’li kahraman bay ve bayan askerlere, en az zayiatla ülkelerine mümkün olan en kısa zamanda dönmeleri arzusuyla dua ediyoruz.”
“We further hope and pray that the brave young men and women return home with the lowest possible casualties, and the suffering in Iraq ends as soon as possible.”
By Recep Tayyip Erdogan
The Wall Street Journal
March 31st, 2003
2. Dışişleri Bakanı Gül “Dünya barışı için, barışı korumak için, son 50 senede dünyada en çok Amerikalılar kendi çocuklarını feda etmişlerdir.”dedi. (http://www.milliyet.com/2006/05/16/siyaset/siy03.html)
3. Yirmibeş İslam ülkesinin sınırlarını değiştirip hepsini Irak gibi yapma projesi olan ABD kaynaklı BOP’la ilgili Sayın Gül’ün görüşü: “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Türkiye’nin dış politika ilkelerine uygun. ABD ile hareket ediyoruz. Amacımız İslam ülkelerine özgürlük ve demokrasi getirmek.” (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=181295)
Not: Vatandaşlarımızın % 72’si BOP’u tehlikeli görüyor.(25.07.2004 – Yeni Şafak)
4. Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın diyor ki:
“Ben Avrupa’ya gittiğimde kiliseye çok giderim, büyük zevk duyuyorum.”
(II. Din Şurası Tebliğ ve Müzakereleri cilt:2 sayfa:375)
5. Diyanetten sorumlu Devlet Bakanı yapılan Sayın Mehmet Aydın, İslam dinini Müslüman olmayanlara tebliğ etmeye ‘en DİNSİZCE hakarettir’ dedi:
“Bazı müslüman kardeşlerimiz diyor ki yahu bir fırsat düştü, müslümanlığı anlatalım hıristiyanlara; Allah belki hidayetini gösterir. (Diyalog çalışmalarında)… işin ucunda bilmem adam kazanmak, üye kazanmak varsa, açıkçası bu bir din mensubuna yapılacak en DİNSİZCE bir hakarettir.” (II. Din Şurası Tebliğ ve Müzakereleri cilt:2 sayfa:322)
6. ABD Savunma Bakan yardımcısı Paul Wolfowitz: “Biz Irak’a müdahale konusunda tereddüt ediyorduk, Tayyip Erdoğan bize cesaret vermiştir.” (Irak işgalinden üç ay önceki Türkiye ziyareti esnasında yaptığı açıklamadan.)
7. Erdoğan, AJC örgütünden bugüne kadar “cesaret ödülü” alan 10 kişi içinde Yahudi olmayan tek kişi.
Tayyip Erdoğan’a “cesaret ödülü” veren “American Jewish Congress” (AJC) adlı kuruluş, WJC’ye bağlı. Theodore Herzl tarafından Dünya Musevilerini bir “ulusal yurda” kavuşturma amacıyla 19. yüzyıl sonunda kurulan “World Jewish Congress” (WJC) İsrail devletini kurmakla amacını gerçekleştirmiş bir Yahudi teşkilatıdır. Daha önce AJC tarafından 10 kadar kişi ödüle lâyık görülmüştü; bunlar arasında İsrailli veya Musevi olmayan tek kişi Tayyip Erdoğan. Listede İsrail’in önemli bütün başbakanları var. Türkiye başbakanına bu ödülün verilmesi de, verildiği mekân da anlamlı: HSBC bankasının New York merkezi… (http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2004/SUBAT/05/tkivanc.html)
8. Bush, Erdoğan’a “Sen ne harika bir adamsın” dedi. (You are a great man) Kasım 2004
9. Çeçenler Rusların dilinde terörist. Erdoğan 3 Kasım seçimi sonrası AKP genel başkanı olarak 170 kişilik heyetle ziyaret ettiği Rusya’da teröre karşı işbirliğinden söz etti.
10. Erdoğan genel başkan sıfatıyla gittiği Çin’de de şöyle dedi:
“Tek Çin anlayışını destekliyoruz. Çin’in toprak bütünlüğü konusunda Türkiye’nin herhangi bir tereddüdü yok, saygısı vardır. Terörün dini, milleti, ırkı olamaz.”
(Çin, işgal ettiği Doğu Türkistan’ı kendi toprağı sayıyor. Özgürlük mücadelesi veren 30 milyon Uygur Türkü kardeşimize de terörist diyor. Tayyip Bey’in sözü bu manada nasıl değerlendirilecek?)
(Tayyip Erdoğan, diline pelesenk olduğu üzere, Pekin’de de “Han, Mançur, Moğol, Doğu Türkistanlı, Tibetlisi ile Çin bir büyük mozaiktir. Bu da büyük zenginliktir” demeliydi (!) alıntı)
11. Yurtdışı turları ve ilginç temasların ardından Erdoğan, milletvekili oldu. Aradan dört buçuk yıl geçmesine rağmen AKP “Acil Eylem Planı”nı bile tatbik edemedi.
12. Kuzey Irak’ta askerlerimizin başına çuval geçirildi. Buna ciddi hiçbir tepki gösterilemedi.
13.Üstelik ağır ve ciddi çuval olayı sonrası “ABD’ye nota verecek misiniz?” sorusuna başbakan şöyle veciz(!) bir cevap verdi: “Bu müzik notası değil. Öyle aklınıza her estiğinde verilmez. Ağırlığı ve ciddiyeti vardır.” (http://www.hurriyet.com.tr/agora/article.asp?sid=1&aid=2257)
14. Erdoğan’dan enteresan bir açıklama: “Amerika’nın düşündüğü Büyük Ortadoğu Projesi var ya, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi; Diyarbakır işte bu proje içinde bir yıldız, bir merkez olabilir. Bunu başarmamız lazım.”
(15 Şubat 2004, Kanal D, Teke Tek Programı) 18.02.2004. Hürriyet Gazetesi, sayfa: 20.
15. Sözde Ermeni Soykırımı meselesinde Dışişleri bakanlığı, yetersiz kaldı. Üstelik Sözde Ermeni soykırım yasasını kabul eden ülkelere yenileri eklendi: İsviçre (2003), Slovakya (2004), Hollanda (2004), Polonya (2005), Litvanya (2005), Arjantin (2006)…
16. 1 Mart Tezkeresi reddedilmesine rağmen, bir genelgeyle, ABD’nin savaş araç-gereçleri Türkiye üzerinden nakledildi.
17. İsrail’in talebiyle ve onun güvenliği için, kamuoyuna rağmen Lübnan’a asker gönderildi.
18. Başbakan Erdoğan, İspanya Başbakanıyla beraber Medeniyetlerarası İttifak(!?) eşbaşkanı oldu. (Medeniyetler arası ittifak, Dinlerarası diyaloğun diğer bir ismidir.Gösterilen tepkiden dolayı, medeniyetler arası ittifak ifadesi kullanılıyor.)
19. Başbakan Erdoğan, BOP’un da (Büyük Ortadoğu Projesi) eşbaşkanı oldu. İkinci başkan, Bush.
20. Erdoğan, Gül ve bakanların baskısına rağmen 1 Mart tezkeresine ‘hayır’ diyen milletvekilleri, 22 Temmuz seçiminde aday gösterilmediler.
21. Tezkereye ‘evet’ denmesini isteyen Erdoğan “Her zaman ‘hayır’da hayır yoktur. Rahat olun, gelişmeler kontrolümüzde” dedi.
22. Erdoğan, tezkere geçse de geçmese de ABD’nin harekatta kararlı olduğunu belirterek, Türkiye’nin 2003 yılı içinde 73 milyar dolar borç ödemesi olduğunu söyledi ve tezkerenin çıkmaması halinde Türkiye’nin ekonomik olarak çok sıkıntıya gireceğini ifade etti.
(Hatta Erdoğan’ın “Tezkereye hayır diyen, bana hayır demiş olur”… “Tezkere geçmezse memur maaşlarını ödeyemeyiz” dediği ifade edildi.)
23. Devlet Bakanı Ali Babacan, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, tezkerenin yararlarını sıraladı: “ABD ile her platformda stratejik ortaklığımız artarak gelişir.”
(Irak’a ve Iraklılara yapılanlar da mı?)
24. AKP önderleri tezkerenin geçmemesi durumunda olacakları da hatırlattılar:
“Tezkereyi reddetmemiz Müslüman ülkelerden destek bulsa da dünyada etkili bir güce sahip olan Yahudi lobisinin desteğini kaybederiz.”
25. Irak savaşında ABD’ye verilen destek, KREDİ pazarlığına dönüştü.
Bakanlar Kurulu toplantısı sırasında Başbakanlık’a giden Dışişleri Müsteşarı, ABD Büyükelçisi Pearson’ın getirdiği ABD önerilerini hükümetin onayına sundu. (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=66614)
· Türkiye’nin asgari “6 milyar dolar hibe”, “20 milyar doları bulan kredi” ve “ticaret desteğini” içeren seçenek üzerinde durduğu, bu seçeneğin hibe bölümünü artırmak üzere pazarlık ettiği öğrenildi.
· 92 milyar dolarlık bir kayıp faturası gündeme getiren Ankara, 2003′te 25, sonraki dört yılda 15-17 milyar dolar desteğe ihtiyaç duyulabileceğini belirtti. ABD, Türk ekonomisini ayakta tutma güvencesi verdi.
26. CIA’nin işkence uçakları hava sahamızı ve hava limanlarımızı kullandı. (www.aksiyon.com.tr)
27. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül açıkladı: “Irak savaşında ABD , İncirlik’i kullandı ve buradan 4 bin 990 sorti gerçekleştirdi.” (Vecdi Gönül’ün “Los Angeles World Affairs Council” adlı kuruluşun düzenlediği konferansta yaptığı “Avrasya’da değişen güvenlik ortamı ve Türkiye’nin stratejik önemi” konulu konuşmasından.) AA
28. Erdoğan ve Gül, 29 Ekim 2004 tarihinde AB Anayasası’nı imzaladılar. Nerede? “Bütün Türkler yok edilmeden Hristiyan dünyası rahat etmeyecek.” diyen Papa Cixtus’un (1585-1590) heykeli altında, manevi huzurunda…
29. AB müzakere haberi, Kızılay’da gündüz gözüne havai fişeklerle kutlandı.
30. Erdoğan “Küresel sorunlarla mücadelede dünyanın ABD’ye ihtiyacı olduğunu; Türkiye ile ABD’nin temel hedeflerinin örtüştüğünü” söyledi. (http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2005/HAZIRAN/11/p01.html)
31. AKP milletvekili Ömer Çelik, kadınları tecavüze uğrayan ve ülkesi işgal edilmiş Iraklı direnişçilere: “Katiller sürüsü!” dedi. (21.08.2004 – Vakit)
32. Erdoğan’ın danışmanı Cüneyd Zapsu, Amerikalılara Tayip Erdoğan hakkında, “Bu adamı kullanın!” dedi.
İşte American Enterprise Institute adlı düşünce kuruluşundaki konuşmanın teyp kaydı:
This man is an honest man. And he has his own beliefs and he is true to his beliefs. Please try to… I’d say “exploit”(sömürmek,istismar etmek, kendi çıkarına kullanmak) is a bad word, but kullanmak or use… (Zapsu burada Türkçe kullanmak sözcüğünü telaffuz ediyor ve İngilizce nasıl denir anlamında dinleyicilere bakıyor ve bir Türk dinleyicinin hatırlatması üzerine sözlerine devam ediyor) take advantage of this man. Because this person has so much credibility, because of his own beliefs in the Muslim world and he believes in the Western style democracy. I think instead of pushing him down, putting him to the drain, use… Here and in Europe you should take advantage of that. This is my offer… (http://www.milliyet.com.tr/2006/04/12/siyaset/axsiy02.html)
33. En büyük ortaklarından biri Yunan Kilisesi olan National Bank af Greece(NBG), ülkemizden banka satın aldı. ( Fakat aynı Yunanistan, Ziraat Bankası’nın Atina’da şube açmasına izin veriyor mu?)
34. Başbakan Erdoğan; “etnik, coğrafi ve dini temele dayalı ekonomik birliktelikleri, küreselleşme sürecinin reddettiği bir durum olduğu için, doğru bulmadığını” söyledi.Etnik denilen: Orta Asya Türk Devletleri. Coğrafi denilen: Komşularımız. Dini denilen: İslam Ülkeleri… (AB ile ABD bize yeter denilmek mi isteniyor?)
35. 4928 No.lu ve 15.07.2003 tarihli Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’da ‘cami’ kelimesi ‘ibadethane’ olarak değiştirilerek apartman kiliselerinin önündeki yasal engel kaldırıldı.
(25173 sayılı Resmi Gazete – Yayın tarihi:19 Temmuz 2003 Cumartesi)
36. Van Akdamar Kilisesi’nin onarımını Başbakan gizlice denetledi. ( Peki ama niçin gizli?..)
Erdoğan, Hakkari’den Van’a gelirken beklenmedik bir şekilde Van Gölü üzerindeki Akdamar Adası’na indi. Görevli bekçinin dışında hiçbir yetkilinin bulunmadığı adaya konan helikopterden inen Erdoğan ve beraberindeki bakanlar, Ermeni Kilisesindeki restorasyon çalışmalarını inceledi. Hakkari’den havalanan diğer 2 helikopter, Van Ferit Melen Havaalanı’na inerken protokol üyeleri bir süre Erdoğan’ın içinde bulunduğu diğer helikopteri bekledi.
(Yetkililer, Başbakan’ın Akdamar Adası ziyaretiyle ilgili ısrarlı soruları cevapsız bıraktı.) 21.11.2005
· Bu denetlemeden 16 ay sonra (Kur’an Kursu yıkımından 5 gün önce), onarılan kilisenin açılışı gerçekleştirildi.
3 yıl süren bu kilise tamiratının yaklaşık 3milyon YTL’ye (3 trilyon lira) mal olduğu belirtildi.
37. “Kur’an Kursu Yıkımı” ülke tarihinde bir ilk oldu.
Tarih: 3 Nisan 2007 ( Mevlid kandilinden 3 gün, Akdamar Kilisesi açılışından 5 gün sonra…)
Yer: Kasımpaşa ( Sayın Erdoğan’ın mahallesi…)
· Yüzlerce polisin hazır bulunduğu yıkımda cemaate biber gazı sıkıldı.
· Yıkımı Beyoğlu Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ekipleri yaptı.
· Büyük Piyale Kur’an Kursu, “yürütmeyi durdurma kararına rağmen” yıkıldı.
(30 günlük yürütmeyi durdurma kararı: İstanbul 5. İdare Mahkemesi. Esas No: 2007/647)
· Tüm ısrarlara rağmen yıkım için okullar kapanana kadar (2 ay) beklenmedi.
38. Kur’an Kursu Yıkımına şöyle gelindi:
· “Piyalepaşa Câminin etrafının açılması için Anıtlar Kurulu’nun kararıyla kursun kaldırılacağı” bildirildi.
· Dernek mensupları, aylar süren koşturmacayla ilgililerle görüştüler. “Bu kursta 1959’dan beri binlerce talebeye hizmet verildiğini, yıkımın yanlış olacağını, kendilerine proje ve imkân verilirse, kursu, câminin mîmârî yapısına uygun hale getireceklerini” söyledilerse de kabul ettiremediler.
39. Yıkımla ilgili tavırlar gittikçe sertleşti. Önce çözümden bahseden Bakan Mehmet Ali Şahin sonra tavrını değiştirdi. Zira parmaklar yukarıları işaret ediyordu. Şöyle ki:
· Dernek mensupları, vakıfların kendisine bağlı olduğu Bakan Mehmet Ali Şahin’le görüştüler. Bakan Bey, derhal İstanbul Vakıflar Bölge Müdürü’yle görüştü. Görüşme bittikten sonra da dernek mensuplarına, “Kur’an kursunun yıkımının yanlış olacağını” söyledi ve “Rahat olun” deyip uğurladı.
· Ancak Bakan Bey, daha sonra İstanbul’a bir geldiğinde, “Kur’an kursu binasının câmiyi kapattığını” söylüyordu.
40. Kur’an Kursunu yıkanlar, kursun kaçak olduğunu söyleyerek kamuoyunu yanılttılar. “Derneğe başka bir yer gösterdik kabul etmediler ” yalanını söylediler. İşte o yerler (!):
· Sinan Paşa Câmii’nin avlusundaki tamamlanmamış bina.
(Hem burası hakkında da yıkım kararı vardı; hem de yıkımdan sonra burayı da vermeyeceklerini söylüyorlardı)
· Kulaksız’daki Okçular Tekkesi ile Okçular Tekkesi’nin yanındaki top sahası.
(Bu iki yer daha önce Beyoğlu Belediyesi’ne verilmişti. Belediye “Buraya çivi bile çaktırmam” diyordu.)
· Sütlüce’deki Elif Tekkesi (Büyükşehir Belediyesi burayı da kesinlikle vermeyeceğini söylüyordu.)
41. Kur’an Kursunu yıkanlar KUL HAKKINA ne kadar dikkat ettiklerini göstermiş oldular.
Çünkü Kur’an kursunun bulunduğu vakıf arsası, dini ilimlerin okutulması için vakfedilmişti.
Vakfın dini hükmü şudur : Bir yer, ne şartla vakfedildiyse kıyamete kadar o iş için kullanılır.Vakfedenin istediği şart, Allah’ın emri gibidir… Bu vebalin altından kim kalkabilir?
Yıkılan Kur’an kursunun ne için yapıldığı hakkında tarihi kayıt: “Piyale Mehmed Paşa; cami, medrese, tekke, sıbyan mektebi, türbe, çarşı, hamam ve sebilden kurulu bir külliye yaptırmıştır.” (Beyoğlu Belediyesi Web Sitesinden)
42. İçişleri Bakanlığı’nın emri ile, Papa Jean Paul’ün ölümü dolayısıyla tüm yurtta bayraklar yarıya indirildi. İçişleri Bakanlığı, 8.4.2005 Cuma günü tüm resmi dairlerde gündoğumundan-günbatımına bayrakların yarıya indirilmesini istedi.
Emir örneği için: (http://www.istanbul.gov.tr/images/docs/emir.doc)
· Papa için Rusya’da bile bayraklar yarıya inmedi (!?) (Ortodokslar ya, o yüzden indirmemişlerdir…)
· Diyanet İşleri Başkanımız vefat etse hangi ülke bayrağını yarıya indirir?
· Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanı vefat etse AKP bayrakları yarıya indirtir mi?
· Laik bir ülkede müslümanlar aleyhine Papa için bu ayırım niçin yapılır?
· Milli sembolümüz olan bayrağımızın yalnızca bir dinin ruhani lideri için yarıya indirilmesi, o dini kayırma anlamı taşımıyor mu?
43. Yeni Papa 16. Benedict’in sevgili Peygamberimiz’i eleştiren sözlerine ciddi bir karşılık verilmedi.
· “Muhammed kılıçla din yaymaktan başka ne yapmıştır…” sözünün alıntı olduğunu söyleyen papaya, hiçbir yetkilimiz “SAYIN PAPA, ÖYLEYSE PEYGAMBERİMİZLE İLGİLİ SİZİN GÖRÜŞÜNÜZ NEDİR?” diyemedi.
44. Önce Papa’yla görüşmeyeceğini söyleyen Başbakanımız, aksine Papa’yı uçağın merdivenlerinde karşıladı.
45. Erdoğan, “Yahudi karşıtlığı utanç verici bir akıl hastalığının tezahürüdür, katliamla sonuçlanan bir sapkınlıktır” dedi. (http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2005/HAZIRAN/11/p01.html)
Sorulmaz mı: İslam karşıtı papayı düşmanca konuşmasının ardından uçak merdiveninde karşılamak nedir?
46. Orman Bakanı Osman Pepe’nin danışmanı Tacettin Ural, yazmış olduğu kitaba “Papa Bir Puttur” ismini verdiği için bizzat Bakan tarafından istifa ettirildi.
47. AKP iktidarı, Danimarka’da yayınlanan ÇİRKEF KARİKATÜRLERE gereken tepkiyi gösteremedi.
48. Eyüp Belediyesi’nin Pierre Loti Kahvesinin bulunduğu tepeye “Eyüp Sultan Tepesi” adı verilmesi teklifi, Büyükşehir Belediye Meclisi ve Kadir Topbaş tarafından reddedildi. (14.02.2007 – Zaman)
49. Kapalıçarşı’da, Başkan Topbaş’ın misafiri yabancı belediye başkanlarına ilahi eşliğinde içki ikram edildi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, ev sahipliğini yaptığı 4. Dünya Belediye Başkanları Zirvesi’nde toplantıya iştirak eden belediye başkanlarına 14.04.2007’de Kapalı Çarşı’da yemek verdi.
Birlikte Yaşamak Konseri adı altında ‘Demedim mi demedim mi? Gönül sana söylemedim mi?’ ‘Allahu Allah’ ve ‘Aşkın Ateşinde Yanalım Dost Dost’ isimli ilahiler söylenirken içkiler de su gibi aktı.
İslam ülkelerinden gelen Suudi Arabistan’ın Uhud Belediye Başkanı, İran’ın Tebriz Belediye Başkanı, Sudan, Nijerya, Endonezya gibi ülkelerden gelen belediye başkanları yemeklerini tamamlamadan Kapalı Çarşı’dan ayrıldı.
50. Erdoğan 2002 seçimi öncesi Of’ta şöyle dedi: “Türkiye’de 30’a yakın etnik grup ve 4 hak dine mensup herkesi kucaklıyoruz”. (http://www.yenisafak.com/arsiv/2002/temmuz/12/p3.html)
Erdoğan birden fazla hak din ifadesini 3. Din Şûrâsı’nda da tekrarladı: “Bütün gerçek din ve inançlar, insanlığı hayra, iyiliğe, güzelliğe çağırmıştır.” (21/9/2007 Vakit)
(Halbuki Kur’an’a göre tek hak din İslamdır. Bütün peygamberler İslam peygamberidir.)
Kur’an’da Hz. İbrahim için “Allah’ı bir tanıyan dosdoğru bir MÜSLÜMANDI” deniyor. (Âli İmran, 67)
Yine Şûrâ Suresi 13. ayette İbrahim, Musa ve İsa peygamberlere gönderilenle peygamberimize gönderilen dinin aynı olduğu ifade edilmektedir. Birden fazla hak din olduğu söylense de: “Allah katında din İslam’dır” (Âli İmran, 19)
51. Antalya’da Dinler Bahçesi açıldı. (Aralık 2004)
52. Şanlıurfa’ya da “Dinler Parkı” açmaya kalktılar. Urfalıların Dinler Parkı’na tepki göstermesi üzerine proje “Halepli Bahçe” adıyla değiştirildi.
53. Müslümanları belirli mahfillere şikayet eden Tayyar Altıkulaç’ı milletvekili ve TBMM Milli Eğitim Komisyonu başkanı yaptılar. (Altıkulaç’ın şikayetlerinin yer aldığı belge: Kenan Evren ve Konsey üyelerine sunulan Diyanet İşleri Başkanlığı Brifingi 1981, sayfa:77-80.)
54. İslami cemaatlerden kopan ve onlarla mücadeleye girişen bazı kişiler seçimlerde liste başı yapıldı. Hemde seçmen desteği olmamasına rağmen ve kitleleri küstürmek pahasına.
Bunlardan bazıları, aday adayı dahi olmadıkları şehirlere kontenjandan yerleştirildi.
Bu adayları istemeyenler; telefon, faks, mektup yoluyla tepkilerini AKP genel merkezine iletti; ama nâfile…
55. Camilerden elektrik ve su parası alınmaya başlandı. ( Oysa kiliseler bu parayı ödemiyor. )
İlginç olan, önceki hükümetlerin çekindiği bu uygulamaya AKP’nin 2005 yılında başlaması.
Derneği olan camiler, şu anda faturalarını ödemeye çalışıyor. Peki kiliseler ibadethane değil mi, niçin ödemez?
56. Yüzlerce talebe yurduna mülkiyetine bakılmasızın el koymak için yasa teklif edildi. Vakıf, dernek, hatta şahsa ait binaları işgal anlamına gelen korkunç maddeyi, tepkiler üzerine tasarıdan çıkarmak zorunda kaldılar.
( Tasarı yasalaşsaydı bu YURTLARI boşaltmayan kişi ve dernekler, mülki idare tarafından 3 ay içinde tahliye edilecekti.) (www.basbakanlik.gov.tr/docs/kkgm/kanuntasarilari/101-1262.doc) “Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” Madde 35
· Bu yasa teklifini cumhurbaşkanlığı ile ilgili MAĞDURİYET EDEBİYATI’na sebep olan süreçte verdiler.
(Birileri (!) AKP ile uğraşırken, “Bildiri mağduru(!) AKP”nin vazifesi dindar kesimle uğraşmak mı olmalıydı?)
57. AKP, gömleğini çıkardığı Milli Görüş’ü de terör listesine almıştı. ( Tabii ki yanlışlıkla!)
4 Nisan 2003 Cuma günü hükümet, “Türkiye-Almanya Arasında Terörizm, Örgütlü Suçlar ve Büyük Önemi Haiz Suçlarla Mücadelede İşbirliği Anlaşması”nı onaylanmak üzere Meclis’e sevk etti.
11 maddelik bu anlaşmada “Milli Görüş Teşkilatı” terörist örgütler arasında sayılıyordu.
Almanya Federal Cumhuriyeti (AFC) İçişleri Bakanı Dr. Otto Schily’nin 3-4 Mart 2003 tarihindeki Ankara ziyaretinde bu anlaşma karşılıklı imzalanmıştı. (Bir bakanımız, anlaşmayı okumadan imzaladığını söyledi.)Eh, gözden kaçmış…
58. Genelkurmay başkanı Özkök “İslam devleti de, İslam ülkesi de değiliz” dedi.
Başbakan yorumladı: “Kendi düşüncelerini söylemiş.” (Ama başbakanımız kendi görüşünü açıklayamadı.)
(Harp Akademileri Komutanlığı Yıllık Değerlendirme Konuşması, 20 Nisan 2005, Hilmi Özkök)
59. Erdoğan, yeni AKP genel merkezindeki motiflerin Yahudi sembollerine benzediğini kabul etti:
“Ankara Selçuklu medeniyetinin yansımaları olduğu bir ilimiz. Ayrıca Osmanlı’dan da mimari uslüba bağlı kaldık, bunun yanında cumhuriyet çizgilerini katarak bu hale getirdik. Selçuklu yıldızları, Yahudi yıldızlarını da çok andırıyor.”
(http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=248953)
60. AKP’li Belediye Başkanı Kadir Topbaş: “Ayasofya turizme açılmış, tekrar camiye çevirelim demek gereksiz bir polemik.” dedi. (29 Şubat 2004 – Pazar Postası)
61. Erdoğan, Rotaryen toplantısına katılan ilk başbakan oldu.
· Ali Babacan da masonik bir kuruluş olan Bilderberg toplantısına katıldı.
Vakit Gazetesi, 17.05.2003 (Yorum yok; çünkü orada neler konuştuğunu bilmiyoruz…)
62. ‘AKP, sulandırılmış İslam projesiyle geldi’ iddiasını haklı gösteren bir olay:
Başbakanın başdanışmanı Cüneyt Zapsu’nun eşi, kadın-erkek aynı safta namaz kıldı.
Beyza Zapsu “Cuma’yı ben kıldırayım. Türkiye’de bir ilk olsun.” dedi.
63. Türkiye’de ilk defa Siyonizm konferansı yapıldı. Theodor Herzl, Milli Kütüphane’de anıldı. (7.12.04 – Vakit)
64. AKP’li belediye başkanı Kadir Topbaş, Hür ve Kabul Edilmiş Büyük Masonlar Locası’nın toplantısına katıldı. (14.12.2004 – Vakit)
65. Hür ve Kabul Edilmiş Büyük Masonlar Locası’nın üstadı Asım Akin 22Temmuz’da AKP’yi destekleme emrini masonlara tebliğ etti. Bu, uluslararası bir talepti. İşte masonların gerekçeleri:
“Şayet AKP’nin önü kesilirse, sıcak para ülkeyi terk eder ve ekonomik kriz gündeme gelir.” (http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=6721)
66. AKP’li Bülent Arınç, Rotaryanlara “Siz veren elsiniz, öpülecek elsiniz” dedi. Rotary rozeti takan Arınç, plaketini 2430. bölge Guvernörü’nün elinden aldı. (18.052003 – Vakit)
67. Türkiye Ermenileri Patriği II. Mesrob, 22 Temmuz seçimlerinde AKP’yi destekleyeceklerini açıkladı. (http://www.yenisafak.com.tr/politika/?q=1&c=2&i=48782&Ermeni/Cemaati/se%C3%A7imlerde/Ak/Partiyi/destekleyecek)
68. AKP’li Beyoğlu Belediyesi tarafından hazırlanan “Kültürleri Buluşturan Kent 22” adlı kitapta, alkollü içki teşvik ediliyor. (18.02.2004 – Vakit)
69. Umuma açık içkili yerlerin okullara uzaklığı 200 metreden 100 metreye indirildi. Turizmi teşvik kapsamında olan yerlerde ise mesafe şartı aranmayacak. (4.4.2004 – Türkiye)
70. AKP’den bir ilk: Gay ve Lezbiyen Filmleri Festivali’ne onay verildi. (27.09.2004 –Vakit)
“Outistanbul 1. Uluslararası İstanbul Gay ve Lezbiyen Filmleri Festivali”
71. Aile Sağlığı adı altında bazı okullarda “eşcinsellik” dersi verildi. Tepki gelince uygulama durduruldu. (16.03.2007 – Zaman)
72. Türkiye’nin ilk eşcinsel oteli açıldı. (31.05.2007 – Posta)
73. AB mevzuatına uygun Türk Gıda Kodeksi yayınlandı. “Çiğ Kırmızı Et ve Hazırlanmış Kırmızı Et Karışımları Tebliği” Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. (http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/4716801_p.asp)
· Domuz ve yaban domuzu kasaplık hayvanlar arasına alındı.
74. AKP’nin meclisten geçirdiği TCK’nın 230. maddesi: “Aralarında evlenme olmaksızın dini nikah yapanlar, 6 aya kadar hapisle cezalandırılırlar.” (2004)
· Peki ya nikahsız yaşayanlar? Cezası yok, çünkü: “Zina suç olmaktan çıkarıldı.” (2004)
· Iğdır valisi açıkladı: “Fuhşun suç sayılmaması ve yaygınlığı yüzünden namuslu kadınlarımız neredeyse sokağa çıkamaz hale geldi.” (23.11.2005 – Vakit)
75. Başbakan “Çocuğum işsiz” diyen vatandaşı “Senin çocuğun da işsiz kalsın! Otur, otur! Bana kişisel sorunlarını getirme…” diye azarladı. (AKP Keçiören İlçe Kongresi) http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=182616
· “Lan…Sus…Hadi ananı al git buradan!” diyen başbakanın arkadaşları da benzer üslupla konuştular:
Tarım Bakanı, çiftçilere hitaben: “Gözünüzü toprak doyursun.”dedi.
Maliye Bakanı: “Babalar gibi satarım.”dedi.
AKP Urfa Milletvekili, sel mağduru vatandaşı şöyle azarladı: “Fazla konuşma!”
76. Zaman zaman “Savcılar ne güne duruyor?” diye yakınan AKP yönetimi, Şemdinli davası savcısını harcadı. (Adalet Bakanı tarafından HSYK’ya sevk edilen savcı Sarıkaya, meslekten ihraç edildi.)
77. Erdoğan’ın talimatıyla 2006 yılında yargıç ve savcılara %50’ye varan oranlarda zam yapıldı. (Asgari ücretliler “AKP çekindiği kurumlara mı zam yapıyor?” diye sormaya başladı.)
· Daha yakınlarda AKP’ye gereken teşekkürü(!) yapan Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu’yu arayan Bülent Arınç zam müjdesini şöyle vermişti: “Tasarı hazırlandı. Komisyonlardan hızlı şekilde geçirilip, en kısa sürede Genel Kurul’dan geçirilecek.” (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/4495113.asp?m=1&gid=69)
78. Başbakan Erdoğan, İHL ve meslek liseleri hakkında “Biz hükümet olarak bu bedeli ödemeye hazır değiliz” dedi.
Birlik Vakfı’nca İstanbul Grand Cevahir Oteli’nde düzenlenen ‘Meseleler ve Çareler’ konulu sempozyum. (http://arsiv.sabah.com.tr/2004/07/04/siy105.html)
79. Din Kültürü kitaplarına Hz.Musa’nın, Hz. İsa’nın ve Sevgili Peygamberimizin resimleri kondu. (2004)
80. Din Kültürü kitaplarında mezhep sayısı 4’ten 5’e çıkarıldı.
(Bakınız: Orta Öğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Ders Kitabı 11. Sınıf, MEB Yayınları, İstanbul-2006, sayfa 65, İslam Düşüncesinde Ameli-Fıkhi Yorumlar)
81. Din Kültürü kitaplarına göre, mezheplere gerek yok.
(2005’ten beri okutulan 8. sınıf Din Kültürü Kitapları, Dinde Anlayış Farklılıkları/Mezhepler bölümü.)
Bazı kitaplarda bu görüş yumuşakça (!) ifade edilse de ilköğretim öğrencisinin kafasını karıştırmaya yetiyor.
82. Okullara gönderilen genelge ile Kuran-ı Kerim’de geçen bazı kelimelerin kullanılması yasaklandı: cemaat, cihad, fetva, halife, hicret, imam, imamet, kafir, medrese, mücahid, mümin, münafık, şehadet, şehit, şeriat, şirk, tağut, tebliğ, tekke, tevhid… Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı’nı sözkonusu genelgeyi göndermekle görevlendirdi. (http://arsiv.sabah.com.tr/2005/01/13/gnd106.html)
83. Sekizinci sınıf Din Kültürü kitabının namaz tarifinde, bayanlar için “başı yarı açık” resim kullanıldı.
Aynı kitabın 91. sayfasında cemaatler için : “Bunlar tarikatlar gibi insanların din ve vicdan özgürlüğünü, ulusal birlik ve beraberliğini ortadan kaldıran gruplardır” ifadesi kullanıldı.
84. Bazı köylerde ilköğretim 1. sınıf öğrencilerine dağıtılan okuma-yazma öğreniyorum kitaplarında 13 ve 15. sayfalarında haç işareti bulunan, 3 çocuğun kilisede aldığı eğitimi ve kilise dualarını gösteren fotoğraflar kullanıldı. (MEB-TTKB’nin 12.07.2004 tarih / 115 sayılı onayını taşıyan AB destekli bu kitaplar, ücretsiz dağıtıldı.)
85. 2005’te onaylanan 5. sınıf Din Kültürü kitaplarında “Kelime-i Tevhid, Lailâhe illallah’tır” deniyor. (“Muhammedur-rasûlullah” ifadesine yer verilmiyor.)
(AB projelerini ve ders kitaplarındaki değişimi düşündüğümüzde “Muhammedur-rasûlullah” bölümünün yazılmaması, her şeyi anlatıyor. “Muhammedur-rasûlullah” ifadesi; Hz. Muhammed’in Allah’ın rasulü olduğunu söyleyen Müslümanları, Hz.İsa’yı rab ve oğul kabul eden Hıristiyanlardan ayırır. Bunu kaldırmak hangi düşünceden ileri gelir?)
86. Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in başörtüsü sorununa bakışı:
“Başörtüsünü sorun sayanların sayısı yüzde bir buçuktur. Halk hangi konuların öncelikle çözülmesini istiyorsa biz hükümet olarak bu sorunlara odaklandık. Bizim gündemimizde halkın sadece yüzde 1,5′inin gündeminde olan bir konu öncelikli olarak yoktur. Olması siyaseten de yanlıştır.” 24.05.2006 – Milliyet (http://www.milliyet.com.tr/2006/05/24/resim/birincisayfa.jpg)
87. Erdoğan, başörtülüleri 3-5 ağaca benzetti: “Yani burada bizim bireysel özgürlük anlayışlarımız eğer genel özgürlük anlayışının önüne çıkarsa herhalde yanlış yaparız diye düşünüyorum. Geneli kucaklamak durumundayız. Ormanı düşünelim, oradaki birkaç ağacı değil. Birkaç ağaç üzerinden hareket edersek yanlış yaparız. Nitekim Türkiye’de yapılan kamuoyu araştırmalarının bu konudaki neticeleri çok açık net ortadadır.”
(http://www.akpgercegi.com/category/basortusu/)
88. Urfa’dan Ankara’ya yürüyen başörtü mağdurları Meclis’e girerken ‘terörist’ muâmelesi gördü. Üç kişilik heyet, polis tarafından ayrı bir odaya alınarak üzerlerindeki paradan çoraplarına kadar arandı. (6.1.05–Vakit)
89. MEB’e bağlı Yurt-Kur’un başörtülü ve sakallı fotoğraf veren öğrencilere burs vermeyeceği açıklandı. (09.10.2006 – Vakit)
90. AKP’li Kuşadası Belediyesi, hediyelik eşya dükkânı açmak isteyen bayana, başörtülü fotoğrafla başvurduğu için ruhsat vermedi. (http://www.stargundem.com/news/11299.html)
91. Meclis kitabında dedesinin sarıklı fotoğrafını gören AKP milletvekili: “Benim dedem sarık takmazdı; aydın bir insandı” dedi. (01.05.2004 – Vatan) (Sarığı karanlık sembolü görenler, başörtüsü için ne düşünür?)
92. Bülent Arınç: “Başörtü meselesi bizim namus meselemizdir. Bu sorunu çözmek bizim namus borcumuzdur.” demişti. (Kahramanmaraş mitingi – 2002)
· Arınç:“Başörtüsü sorunu çözülecektir; ama demokrasi çerçevesinde ve zamanı geldiğinde.”(28.12.04– Vakit)
93. Başbakana örtü mağdurlarından mektup: Sözünüzü tutun. (23 Nisan 2004 – Vakit) (Bu mektuba hâlâ cevap verilmedi.)
94. Öğrenci affı getirildi. Yani zamanında başını açmadığı için okullarını bitiremeyenlere bir fırsat (!) tanındı. Peki nasıl mezun olacaklardı. Erdoğan, sorunu çözdü: “Peruk taksınlar girsinler.” (www.haber7.com/haber.php?haber_id=237241)
95. Abdullah Gül, YÖK’ün kurucu başkanı olan ve üniversitelerde başörtüsü yasağını başlatan İhsan Doğramacı’ya 2007 Meclis Onur Ödülü verilmesini teklif etti. (17.02.2007 – Zaman)
Bülent Arınç da Doğramacı’ya telefon ederek ödülün kendisine verileceğini müjdeledi.
· Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi Gül’ün teklif ettiği ödül, daha sonra Gül tarafından takdim edildi. (http://www.sabah.com.tr/2007/05/31/haber,06DCCD2256774F55BD39882429EF5F05.html)
96. Şubat 2003’te “Benim bu davayı geri çekmem bütün kadınlara hakaret olur” diyen Hayrunnisa Gül, bir yıl sonra AİHM’deki başörtüsü şikayetini geri çekti. (3 Mart 2004 – Vakit)
97. Abdullah Gül, Ahmet Vakur Gökdenizler’i Denizcilik-Havacılık genel müdür yardımcılığından büyükelçilik statüsüne yükselterek Montreal’e daimi temsilci olarak atadı. (30.10.2006 – Vakit) Adı pek çok skandala karışan bu kişiyi hatırlayalım: A.Vakur Gökdenizler, 1999’da Merve Kavakçı’nın ABD vatandaşı olduğunu Dallas Göçmen bürosundan öğrenerek yıldırım kriptoyla Ankara’ya bildiren kişidir.
98. Başbakan Erdoğan: “Başörtüsü konusunda hiçbir yerde, kimseye söz vermedim. Vaat etmediklerimizi, vaat edilmiş gibi gösteren, provake edenler var.” dedi. (www.gazetevatan.com/root.vatan?exec=haberdetay&tarih=05.04.2005&Newsid=50529&Categoryid=3)
99. Başörtüsü sorunuyla ilgili vaadi olmadığını açıklayan Başbakan, Fener Rum Patriği’ne söz verdi: “Bütün sorunlarınızı çözeceğiz.” (11.12.2004 – Vakit)
100. Yüz maddeye sığmayan A’dan Z’ye diğer gerçekler:
A. Yabancılara toprak satışına izin veren yasa çıkarıldı. (Dikkat: Ev, daire, bina değil; arazi satılıyor.)
B. Erdoğan, çocuk katiline “Sayın” dedi.
C. Dışişleri Bakanlığı, Ebu Garip cezaevinde işkence gören Türkler ve diğerleri için harekete geçmedi.
Ç. Şimon Peres “AKP, Türk lokumu” dedi. (http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2004/09/02/515570.asp) Demek onlara göre öyle.
D. Devlet bakanı Kürşat TÜZMEN bir defile sonrası F. LOPES isimli kadınla kadeh tokuşturup şarap içti (10.02.2077 – Posta) Not: Bakan içki başında, başı örtülü öğrenciye öğretim yasak.
E. ATO raporuna göre son 4 yılda, yıllık ortalama 546.000 dosya, zaman aşımından düştü. (AKP’nin A’sının resmidir…)
F. Yasaklar devam ediyor:a- Başörtüsü yasağı, b-12 yaşından küçüklere Kuran öğretme yasağı…
G. AB hatırına Mardin-Midyat Bardakçı köyünün camisini kiliseye çevirmeye kalktılar.
Ğ. Kuzey Irak yönetimi AKP’yi zor durumda bırakmamak için 22 Temmuz seçimine kadar sessiz durma kararı aldı.
(İlnur Çevik ve bölgede görev yapan gazeteciler bildirdi.)
H. AKP 22 Temmuz seçim beyannamesine Başörtüsü, YÖK ve terörle mücadeleyi almadı.
I. 273 üyeli İsrail Dostluk Grubunun 173’ü AKP milletvekiliydi.
İ. Bazı AKP milletvekilleri, yolsuzluklara tahammül edemediklerini söyleyerek partilerinden ayrıldı.
J. Kıbrıs için “Çözümsüzlük çözüm değildir” diyen başbakan, “toplumsal mutabakat” diye bir şey uydurup başörtüsünü
çözümsüz hale getirdi.
(Başbakanın bizim icadımız dediği “Toplumsal mutabakat”, cumhurbaşkanlığı seçiminde kullanılamadı.)
K. Misyonerliğe yasal izin verildi. (AKP’nin gerekçesi Misyonerlik faaliyetlerini denetim altında tutmakmış…)
L. Bazı müftülüklerde ilk defa orkestra eşliğinde “Kutlu Doğum” Konserleri(!) düzenlendi.
(Vatandaş sordu: Peygamberimiz bu toplantılara katılır mıydı?)
M. Ezan sesinin kısılması için genelge yayınlandı.
N. Uygun görülen yerlerde Cuma namazının son 6 rekatı kıldırılmıyor. Yer yer bu konuda kavgalar oldu.
O. Kuran öğrenimi yasağını TCK’ya koyarak; dedelerin, ninelerin torunlarına Kuran okutmasını yasak saydılar.
Ö. Bir yandan özelleştirme yapılırken bir yandan da belediye şirketleriyle yeni KİT’ler oluşturuldu!
P. Ülkemizdeki yabancı şirket sayısı 3’e katlandı.
R. Borçlu vatandaşlarımızın sayısı 4,4 kat arttı.
S. Köylüler, çiftçiler, fındık üreticileri… protesto mitingi yapacak derecede mağdur edildi.
Ş. Ülkemizin toplam borcu (iç-dış), dolar bazında 2 katına çıktı.
T. Bankacılık sektörünün % 51’i yabancıların eline geçti.
U. Resmi açılışlar ve devlet törenleri, AKP seçim mitinglerine dönüştürüldü.
Ü. “Kuraklık destek” haberini, seçim meydanından Dışişleri Bakanı açıkladı.
V. Erdoğan, parti mitinglerine başbakanlık uçağı ile gittiği için tepki çekti.
Y. 5 senedir garibanların başörtüsü için toplumsal mutabakatı bekleyen iktidar mensupları, sıra kendi eşlerine ( Cumhurbaşkanlığı seçimine) gelince bunun demokratik hak olduğunu hatırladılar.
Z. Babası dışişleri bakanı olmayan kızlar, mezuniyet törenlerine başörtüsü ile katılamadı…
10 Ekim 2010 Pazar
İftiracı konuma düşmekten Allah’a sığınırız.
100 AKP GERÇEĞİ
Posted by vatanhainleri Ağustos 15, 2007
RTE: “Irak’ta savaşan ABD’li kahraman bay ve bayan askerlere, en az zayiatla ülkelerine mümkün olan en kısa zamanda dönmeleri arzusuyla dua ediyoruz.”
Not: Buradaki tüm maddeler, doğruluğu araştırılarak hazırlanmış, bu konuda hassas olunmaya çalışılmıştır.
İftiracı konuma düşmekten Allah’a sığınırız.
1. Başbakan Erdoğan bir Amerikan gazetesine yazdığı makalede Irak’a savaşmaya giden ABD’li askerlere dua etti:
“Irak’ta savaşan ABD’li kahraman bay ve bayan askerlere, en az zayiatla ülkelerine mümkün olan en kısa zamanda dönmeleri arzusuyla dua ediyoruz.”
“We further hope and pray that the brave young men and women return home with the lowest possible casualties, and the suffering in Iraq ends as soon as possible.”
By Recep Tayyip Erdogan
The Wall Street Journal
March 31st, 2003
2. Dışişleri Bakanı Gül “Dünya barışı için, barışı korumak için, son 50 senede dünyada en çok Amerikalılar kendi çocuklarını feda etmişlerdir.”dedi. (http://www.milliyet.com/2006/05/16/siyaset/siy03.html)
3. Yirmibeş İslam ülkesinin sınırlarını değiştirip hepsini Irak gibi yapma projesi olan ABD kaynaklı BOP’la ilgili Sayın Gül’ün görüşü: “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Türkiye’nin dış politika ilkelerine uygun. ABD ile hareket ediyoruz. Amacımız İslam ülkelerine özgürlük ve demokrasi getirmek.” (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=181295)
Not: Vatandaşlarımızın % 72’si BOP’u tehlikeli görüyor.(25.07.2004 – Yeni Şafak)
4. Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın diyor ki:
“Ben Avrupa’ya gittiğimde kiliseye çok giderim, büyük zevk duyuyorum.”
(II. Din Şurası Tebliğ ve Müzakereleri cilt:2 sayfa:375)
5. Diyanetten sorumlu Devlet Bakanı yapılan Sayın Mehmet Aydın, İslam dinini Müslüman olmayanlara tebliğ etmeye ‘en DİNSİZCE hakarettir’ dedi:
“Bazı müslüman kardeşlerimiz diyor ki yahu bir fırsat düştü, müslümanlığı anlatalım hıristiyanlara; Allah belki hidayetini gösterir. (Diyalog çalışmalarında)… işin ucunda bilmem adam kazanmak, üye kazanmak varsa, açıkçası bu bir din mensubuna yapılacak en DİNSİZCE bir hakarettir.” (II. Din Şurası Tebliğ ve Müzakereleri cilt:2 sayfa:322)
6. ABD Savunma Bakan yardımcısı Paul Wolfowitz: “Biz Irak’a müdahale konusunda tereddüt ediyorduk, Tayyip Erdoğan bize cesaret vermiştir.” (Irak işgalinden üç ay önceki Türkiye ziyareti esnasında yaptığı açıklamadan.)
7. Erdoğan, AJC örgütünden bugüne kadar “cesaret ödülü” alan 10 kişi içinde Yahudi olmayan tek kişi.
Tayyip Erdoğan’a “cesaret ödülü” veren “American Jewish Congress” (AJC) adlı kuruluş, WJC’ye bağlı. Theodore Herzl tarafından Dünya Musevilerini bir “ulusal yurda” kavuşturma amacıyla 19. yüzyıl sonunda kurulan “World Jewish Congress” (WJC) İsrail devletini kurmakla amacını gerçekleştirmiş bir Yahudi teşkilatıdır. Daha önce AJC tarafından 10 kadar kişi ödüle lâyık görülmüştü; bunlar arasında İsrailli veya Musevi olmayan tek kişi Tayyip Erdoğan. Listede İsrail’in önemli bütün başbakanları var. Türkiye başbakanına bu ödülün verilmesi de, verildiği mekân da anlamlı: HSBC bankasının New York merkezi… (http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2004/SUBAT/05/tkivanc.html)
8. Bush, Erdoğan’a “Sen ne harika bir adamsın” dedi. (You are a great man) Kasım 2004
9. Çeçenler Rusların dilinde terörist. Erdoğan 3 Kasım seçimi sonrası AKP genel başkanı olarak 170 kişilik heyetle ziyaret ettiği Rusya’da teröre karşı işbirliğinden söz etti.
10. Erdoğan genel başkan sıfatıyla gittiği Çin’de de şöyle dedi:
“Tek Çin anlayışını destekliyoruz. Çin’in toprak bütünlüğü konusunda Türkiye’nin herhangi bir tereddüdü yok, saygısı vardır. Terörün dini, milleti, ırkı olamaz.”
(Çin, işgal ettiği Doğu Türkistan’ı kendi toprağı sayıyor. Özgürlük mücadelesi veren 30 milyon Uygur Türkü kardeşimize de terörist diyor. Tayyip Bey’in sözü bu manada nasıl değerlendirilecek?)
(Tayyip Erdoğan, diline pelesenk olduğu üzere, Pekin’de de “Han, Mançur, Moğol, Doğu Türkistanlı, Tibetlisi ile Çin bir büyük mozaiktir. Bu da büyük zenginliktir” demeliydi (!) alıntı)
11. Yurtdışı turları ve ilginç temasların ardından Erdoğan, milletvekili oldu. Aradan dört buçuk yıl geçmesine rağmen AKP “Acil Eylem Planı”nı bile tatbik edemedi.
12. Kuzey Irak’ta askerlerimizin başına çuval geçirildi. Buna ciddi hiçbir tepki gösterilemedi.
13.Üstelik ağır ve ciddi çuval olayı sonrası “ABD’ye nota verecek misiniz?” sorusuna başbakan şöyle veciz(!) bir cevap verdi: “Bu müzik notası değil. Öyle aklınıza her estiğinde verilmez. Ağırlığı ve ciddiyeti vardır.” (http://www.hurriyet.com.tr/agora/article.asp?sid=1&aid=2257)
14. Erdoğan’dan enteresan bir açıklama: “Amerika’nın düşündüğü Büyük Ortadoğu Projesi var ya, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi; Diyarbakır işte bu proje içinde bir yıldız, bir merkez olabilir. Bunu başarmamız lazım.”
(15 Şubat 2004, Kanal D, Teke Tek Programı) 18.02.2004. Hürriyet Gazetesi, sayfa: 20.
15. Sözde Ermeni Soykırımı meselesinde Dışişleri bakanlığı, yetersiz kaldı. Üstelik Sözde Ermeni soykırım yasasını kabul eden ülkelere yenileri eklendi: İsviçre (2003), Slovakya (2004), Hollanda (2004), Polonya (2005), Litvanya (2005), Arjantin (2006)…
16. 1 Mart Tezkeresi reddedilmesine rağmen, bir genelgeyle, ABD’nin savaş araç-gereçleri Türkiye üzerinden nakledildi.
17. İsrail’in talebiyle ve onun güvenliği için, kamuoyuna rağmen Lübnan’a asker gönderildi.
18. Başbakan Erdoğan, İspanya Başbakanıyla beraber Medeniyetlerarası İttifak(!?) eşbaşkanı oldu. (Medeniyetler arası ittifak, Dinlerarası diyaloğun diğer bir ismidir.Gösterilen tepkiden dolayı, medeniyetler arası ittifak ifadesi kullanılıyor.)
19. Başbakan Erdoğan, BOP’un da (Büyük Ortadoğu Projesi) eşbaşkanı oldu. İkinci başkan, Bush.
20. Erdoğan, Gül ve bakanların baskısına rağmen 1 Mart tezkeresine ‘hayır’ diyen milletvekilleri, 22 Temmuz seçiminde aday gösterilmediler.
21. Tezkereye ‘evet’ denmesini isteyen Erdoğan “Her zaman ‘hayır’da hayır yoktur. Rahat olun, gelişmeler kontrolümüzde” dedi.
22. Erdoğan, tezkere geçse de geçmese de ABD’nin harekatta kararlı olduğunu belirterek, Türkiye’nin 2003 yılı içinde 73 milyar dolar borç ödemesi olduğunu söyledi ve tezkerenin çıkmaması halinde Türkiye’nin ekonomik olarak çok sıkıntıya gireceğini ifade etti.
(Hatta Erdoğan’ın “Tezkereye hayır diyen, bana hayır demiş olur”… “Tezkere geçmezse memur maaşlarını ödeyemeyiz” dediği ifade edildi.)
23. Devlet Bakanı Ali Babacan, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, tezkerenin yararlarını sıraladı: “ABD ile her platformda stratejik ortaklığımız artarak gelişir.”
(Irak’a ve Iraklılara yapılanlar da mı?)
24. AKP önderleri tezkerenin geçmemesi durumunda olacakları da hatırlattılar:
“Tezkereyi reddetmemiz Müslüman ülkelerden destek bulsa da dünyada etkili bir güce sahip olan Yahudi lobisinin desteğini kaybederiz.”
25. Irak savaşında ABD’ye verilen destek, KREDİ pazarlığına dönüştü.
Bakanlar Kurulu toplantısı sırasında Başbakanlık’a giden Dışişleri Müsteşarı, ABD Büyükelçisi Pearson’ın getirdiği ABD önerilerini hükümetin onayına sundu. (http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=66614)
· Türkiye’nin asgari “6 milyar dolar hibe”, “20 milyar doları bulan kredi” ve “ticaret desteğini” içeren seçenek üzerinde durduğu, bu seçeneğin hibe bölümünü artırmak üzere pazarlık ettiği öğrenildi.
· 92 milyar dolarlık bir kayıp faturası gündeme getiren Ankara, 2003′te 25, sonraki dört yılda 15-17 milyar dolar desteğe ihtiyaç duyulabileceğini belirtti. ABD, Türk ekonomisini ayakta tutma güvencesi verdi.
26. CIA’nin işkence uçakları hava sahamızı ve hava limanlarımızı kullandı. (www.aksiyon.com.tr)
27. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül açıkladı: “Irak savaşında ABD , İncirlik’i kullandı ve buradan 4 bin 990 sorti gerçekleştirdi.” (Vecdi Gönül’ün “Los Angeles World Affairs Council” adlı kuruluşun düzenlediği konferansta yaptığı “Avrasya’da değişen güvenlik ortamı ve Türkiye’nin stratejik önemi” konulu konuşmasından.) AA
28. Erdoğan ve Gül, 29 Ekim 2004 tarihinde AB Anayasası’nı imzaladılar. Nerede? “Bütün Türkler yok edilmeden Hristiyan dünyası rahat etmeyecek.” diyen Papa Cixtus’un (1585-1590) heykeli altında, manevi huzurunda…
29. AB müzakere haberi, Kızılay’da gündüz gözüne havai fişeklerle kutlandı.
30. Erdoğan “Küresel sorunlarla mücadelede dünyanın ABD’ye ihtiyacı olduğunu; Türkiye ile ABD’nin temel hedeflerinin örtüştüğünü” söyledi. (http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2005/HAZIRAN/11/p01.html)
31. AKP milletvekili Ömer Çelik, kadınları tecavüze uğrayan ve ülkesi işgal edilmiş Iraklı direnişçilere: “Katiller sürüsü!” dedi. (21.08.2004 – Vakit)
32. Erdoğan’ın danışmanı Cüneyd Zapsu, Amerikalılara Tayip Erdoğan hakkında, “Bu adamı kullanın!” dedi.
İşte American Enterprise Institute adlı düşünce kuruluşundaki konuşmanın teyp kaydı:
This man is an honest man. And he has his own beliefs and he is true to his beliefs. Please try to… I’d say “exploit”(sömürmek,istismar etmek, kendi çıkarına kullanmak) is a bad word, but kullanmak or use… (Zapsu burada Türkçe kullanmak sözcüğünü telaffuz ediyor ve İngilizce nasıl denir anlamında dinleyicilere bakıyor ve bir Türk dinleyicinin hatırlatması üzerine sözlerine devam ediyor) take advantage of this man. Because this person has so much credibility, because of his own beliefs in the Muslim world and he believes in the Western style democracy. I think instead of pushing him down, putting him to the drain, use… Here and in Europe you should take advantage of that. This is my offer… (http://www.milliyet.com.tr/2006/04/12/siyaset/axsiy02.html)
33. En büyük ortaklarından biri Yunan Kilisesi olan National Bank af Greece(NBG), ülkemizden banka satın aldı. ( Fakat aynı Yunanistan, Ziraat Bankası’nın Atina’da şube açmasına izin veriyor mu?)
34. Başbakan Erdoğan; “etnik, coğrafi ve dini temele dayalı ekonomik birliktelikleri, küreselleşme sürecinin reddettiği bir durum olduğu için, doğru bulmadığını” söyledi.Etnik denilen: Orta Asya Türk Devletleri. Coğrafi denilen: Komşularımız. Dini denilen: İslam Ülkeleri… (AB ile ABD bize yeter denilmek mi isteniyor?)
35. 4928 No.lu ve 15.07.2003 tarihli Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’da ‘cami’ kelimesi ‘ibadethane’ olarak değiştirilerek apartman kiliselerinin önündeki yasal engel kaldırıldı.
(25173 sayılı Resmi Gazete – Yayın tarihi:19 Temmuz 2003 Cumartesi)
36. Van Akdamar Kilisesi’nin onarımını Başbakan gizlice denetledi. ( Peki ama niçin gizli?..)
Erdoğan, Hakkari’den Van’a gelirken beklenmedik bir şekilde Van Gölü üzerindeki Akdamar Adası’na indi. Görevli bekçinin dışında hiçbir yetkilinin bulunmadığı adaya konan helikopterden inen Erdoğan ve beraberindeki bakanlar, Ermeni Kilisesindeki restorasyon çalışmalarını inceledi. Hakkari’den havalanan diğer 2 helikopter, Van Ferit Melen Havaalanı’na inerken protokol üyeleri bir süre Erdoğan’ın içinde bulunduğu diğer helikopteri bekledi.
(Yetkililer, Başbakan’ın Akdamar Adası ziyaretiyle ilgili ısrarlı soruları cevapsız bıraktı.) 21.11.2005
· Bu denetlemeden 16 ay sonra (Kur’an Kursu yıkımından 5 gün önce), onarılan kilisenin açılışı gerçekleştirildi.
3 yıl süren bu kilise tamiratının yaklaşık 3milyon YTL’ye (3 trilyon lira) mal olduğu belirtildi.
37. “Kur’an Kursu Yıkımı” ülke tarihinde bir ilk oldu.
Tarih: 3 Nisan 2007 ( Mevlid kandilinden 3 gün, Akdamar Kilisesi açılışından 5 gün sonra…)
Yer: Kasımpaşa ( Sayın Erdoğan’ın mahallesi…)
· Yüzlerce polisin hazır bulunduğu yıkımda cemaate biber gazı sıkıldı.
· Yıkımı Beyoğlu Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ekipleri yaptı.
· Büyük Piyale Kur’an Kursu, “yürütmeyi durdurma kararına rağmen” yıkıldı.
(30 günlük yürütmeyi durdurma kararı: İstanbul 5. İdare Mahkemesi. Esas No: 2007/647)
· Tüm ısrarlara rağmen yıkım için okullar kapanana kadar (2 ay) beklenmedi.
38. Kur’an Kursu Yıkımına şöyle gelindi:
· “Piyalepaşa Câminin etrafının açılması için Anıtlar Kurulu’nun kararıyla kursun kaldırılacağı” bildirildi.
· Dernek mensupları, aylar süren koşturmacayla ilgililerle görüştüler. “Bu kursta 1959’dan beri binlerce talebeye hizmet verildiğini, yıkımın yanlış olacağını, kendilerine proje ve imkân verilirse, kursu, câminin mîmârî yapısına uygun hale getireceklerini” söyledilerse de kabul ettiremediler.
39. Yıkımla ilgili tavırlar gittikçe sertleşti. Önce çözümden bahseden Bakan Mehmet Ali Şahin sonra tavrını değiştirdi. Zira parmaklar yukarıları işaret ediyordu. Şöyle ki:
· Dernek mensupları, vakıfların kendisine bağlı olduğu Bakan Mehmet Ali Şahin’le görüştüler. Bakan Bey, derhal İstanbul Vakıflar Bölge Müdürü’yle görüştü. Görüşme bittikten sonra da dernek mensuplarına, “Kur’an kursunun yıkımının yanlış olacağını” söyledi ve “Rahat olun” deyip uğurladı.
· Ancak Bakan Bey, daha sonra İstanbul’a bir geldiğinde, “Kur’an kursu binasının câmiyi kapattığını” söylüyordu.
40. Kur’an Kursunu yıkanlar, kursun kaçak olduğunu söyleyerek kamuoyunu yanılttılar. “Derneğe başka bir yer gösterdik kabul etmediler ” yalanını söylediler. İşte o yerler (!):
· Sinan Paşa Câmii’nin avlusundaki tamamlanmamış bina.
(Hem burası hakkında da yıkım kararı vardı; hem de yıkımdan sonra burayı da vermeyeceklerini söylüyorlardı)
· Kulaksız’daki Okçular Tekkesi ile Okçular Tekkesi’nin yanındaki top sahası.
(Bu iki yer daha önce Beyoğlu Belediyesi’ne verilmişti. Belediye “Buraya çivi bile çaktırmam” diyordu.)
· Sütlüce’deki Elif Tekkesi (Büyükşehir Belediyesi burayı da kesinlikle vermeyeceğini söylüyordu.)
41. Kur’an Kursunu yıkanlar KUL HAKKINA ne kadar dikkat ettiklerini göstermiş oldular.
Çünkü Kur’an kursunun bulunduğu vakıf arsası, dini ilimlerin okutulması için vakfedilmişti.
Vakfın dini hükmü şudur : Bir yer, ne şartla vakfedildiyse kıyamete kadar o iş için kullanılır.Vakfedenin istediği şart, Allah’ın emri gibidir… Bu vebalin altından kim kalkabilir?
Yıkılan Kur’an kursunun ne için yapıldığı hakkında tarihi kayıt: “Piyale Mehmed Paşa; cami, medrese, tekke, sıbyan mektebi, türbe, çarşı, hamam ve sebilden kurulu bir külliye yaptırmıştır.” (Beyoğlu Belediyesi Web Sitesinden)
42. İçişleri Bakanlığı’nın emri ile, Papa Jean Paul’ün ölümü dolayısıyla tüm yurtta bayraklar yarıya indirildi. İçişleri Bakanlığı, 8.4.2005 Cuma günü tüm resmi dairlerde gündoğumundan-günbatımına bayrakların yarıya indirilmesini istedi.
Emir örneği için: (http://www.istanbul.gov.tr/images/docs/emir.doc)
· Papa için Rusya’da bile bayraklar yarıya inmedi (!?) (Ortodokslar ya, o yüzden indirmemişlerdir…)
· Diyanet İşleri Başkanımız vefat etse hangi ülke bayrağını yarıya indirir?
· Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanı vefat etse AKP bayrakları yarıya indirtir mi?
· Laik bir ülkede müslümanlar aleyhine Papa için bu ayırım niçin yapılır?
· Milli sembolümüz olan bayrağımızın yalnızca bir dinin ruhani lideri için yarıya indirilmesi, o dini kayırma anlamı taşımıyor mu?
43. Yeni Papa 16. Benedict’in sevgili Peygamberimiz’i eleştiren sözlerine ciddi bir karşılık verilmedi.
· “Muhammed kılıçla din yaymaktan başka ne yapmıştır…” sözünün alıntı olduğunu söyleyen papaya, hiçbir yetkilimiz “SAYIN PAPA, ÖYLEYSE PEYGAMBERİMİZLE İLGİLİ SİZİN GÖRÜŞÜNÜZ NEDİR?” diyemedi.
44. Önce Papa’yla görüşmeyeceğini söyleyen Başbakanımız, aksine Papa’yı uçağın merdivenlerinde karşıladı.
45. Erdoğan, “Yahudi karşıtlığı utanç verici bir akıl hastalığının tezahürüdür, katliamla sonuçlanan bir sapkınlıktır” dedi. (http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2005/HAZIRAN/11/p01.html)
Sorulmaz mı: İslam karşıtı papayı düşmanca konuşmasının ardından uçak merdiveninde karşılamak nedir?
46. Orman Bakanı Osman Pepe’nin danışmanı Tacettin Ural, yazmış olduğu kitaba “Papa Bir Puttur” ismini verdiği için bizzat Bakan tarafından istifa ettirildi.
47. AKP iktidarı, Danimarka’da yayınlanan ÇİRKEF KARİKATÜRLERE gereken tepkiyi gösteremedi.
48. Eyüp Belediyesi’nin Pierre Loti Kahvesinin bulunduğu tepeye “Eyüp Sultan Tepesi” adı verilmesi teklifi, Büyükşehir Belediye Meclisi ve Kadir Topbaş tarafından reddedildi. (14.02.2007 – Zaman)
49. Kapalıçarşı’da, Başkan Topbaş’ın misafiri yabancı belediye başkanlarına ilahi eşliğinde içki ikram edildi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, ev sahipliğini yaptığı 4. Dünya Belediye Başkanları Zirvesi’nde toplantıya iştirak eden belediye başkanlarına 14.04.2007’de Kapalı Çarşı’da yemek verdi.
Birlikte Yaşamak Konseri adı altında ‘Demedim mi demedim mi? Gönül sana söylemedim mi?’ ‘Allahu Allah’ ve ‘Aşkın Ateşinde Yanalım Dost Dost’ isimli ilahiler söylenirken içkiler de su gibi aktı.
İslam ülkelerinden gelen Suudi Arabistan’ın Uhud Belediye Başkanı, İran’ın Tebriz Belediye Başkanı, Sudan, Nijerya, Endonezya gibi ülkelerden gelen belediye başkanları yemeklerini tamamlamadan Kapalı Çarşı’dan ayrıldı.
50. Erdoğan 2002 seçimi öncesi Of’ta şöyle dedi: “Türkiye’de 30’a yakın etnik grup ve 4 hak dine mensup herkesi kucaklıyoruz”. (http://www.yenisafak.com/arsiv/2002/temmuz/12/p3.html)
Erdoğan birden fazla hak din ifadesini 3. Din Şûrâsı’nda da tekrarladı: “Bütün gerçek din ve inançlar, insanlığı hayra, iyiliğe, güzelliğe çağırmıştır.” (21/9/2007 Vakit)
(Halbuki Kur’an’a göre tek hak din İslamdır. Bütün peygamberler İslam peygamberidir.)
Kur’an’da Hz. İbrahim için “Allah’ı bir tanıyan dosdoğru bir MÜSLÜMANDI” deniyor. (Âli İmran, 67)
Yine Şûrâ Suresi 13. ayette İbrahim, Musa ve İsa peygamberlere gönderilenle peygamberimize gönderilen dinin aynı olduğu ifade edilmektedir. Birden fazla hak din olduğu söylense de: “Allah katında din İslam’dır” (Âli İmran, 19)
51. Antalya’da Dinler Bahçesi açıldı. (Aralık 2004)
52. Şanlıurfa’ya da “Dinler Parkı” açmaya kalktılar. Urfalıların Dinler Parkı’na tepki göstermesi üzerine proje “Halepli Bahçe” adıyla değiştirildi.
53. Müslümanları belirli mahfillere şikayet eden Tayyar Altıkulaç’ı milletvekili ve TBMM Milli Eğitim Komisyonu başkanı yaptılar. (Altıkulaç’ın şikayetlerinin yer aldığı belge: Kenan Evren ve Konsey üyelerine sunulan Diyanet İşleri Başkanlığı Brifingi 1981, sayfa:77-80.)
54. İslami cemaatlerden kopan ve onlarla mücadeleye girişen bazı kişiler seçimlerde liste başı yapıldı. Hemde seçmen desteği olmamasına rağmen ve kitleleri küstürmek pahasına.
Bunlardan bazıları, aday adayı dahi olmadıkları şehirlere kontenjandan yerleştirildi.
Bu adayları istemeyenler; telefon, faks, mektup yoluyla tepkilerini AKP genel merkezine iletti; ama nâfile…
55. Camilerden elektrik ve su parası alınmaya başlandı. ( Oysa kiliseler bu parayı ödemiyor. )
İlginç olan, önceki hükümetlerin çekindiği bu uygulamaya AKP’nin 2005 yılında başlaması.
Derneği olan camiler, şu anda faturalarını ödemeye çalışıyor. Peki kiliseler ibadethane değil mi, niçin ödemez?
56. Yüzlerce talebe yurduna mülkiyetine bakılmasızın el koymak için yasa teklif edildi. Vakıf, dernek, hatta şahsa ait binaları işgal anlamına gelen korkunç maddeyi, tepkiler üzerine tasarıdan çıkarmak zorunda kaldılar.
( Tasarı yasalaşsaydı bu YURTLARI boşaltmayan kişi ve dernekler, mülki idare tarafından 3 ay içinde tahliye edilecekti.) (www.basbakanlik.gov.tr/docs/kkgm/kanuntasarilari/101-1262.doc) “Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” Madde 35
· Bu yasa teklifini cumhurbaşkanlığı ile ilgili MAĞDURİYET EDEBİYATI’na sebep olan süreçte verdiler.
(Birileri (!) AKP ile uğraşırken, “Bildiri mağduru(!) AKP”nin vazifesi dindar kesimle uğraşmak mı olmalıydı?)
57. AKP, gömleğini çıkardığı Milli Görüş’ü de terör listesine almıştı. ( Tabii ki yanlışlıkla!)
4 Nisan 2003 Cuma günü hükümet, “Türkiye-Almanya Arasında Terörizm, Örgütlü Suçlar ve Büyük Önemi Haiz Suçlarla Mücadelede İşbirliği Anlaşması”nı onaylanmak üzere Meclis’e sevk etti.
11 maddelik bu anlaşmada “Milli Görüş Teşkilatı” terörist örgütler arasında sayılıyordu.
Almanya Federal Cumhuriyeti (AFC) İçişleri Bakanı Dr. Otto Schily’nin 3-4 Mart 2003 tarihindeki Ankara ziyaretinde bu anlaşma karşılıklı imzalanmıştı. (Bir bakanımız, anlaşmayı okumadan imzaladığını söyledi.)Eh, gözden kaçmış…
58. Genelkurmay başkanı Özkök “İslam devleti de, İslam ülkesi de değiliz” dedi.
Başbakan yorumladı: “Kendi düşüncelerini söylemiş.” (Ama başbakanımız kendi görüşünü açıklayamadı.)
(Harp Akademileri Komutanlığı Yıllık Değerlendirme Konuşması, 20 Nisan 2005, Hilmi Özkök)
59. Erdoğan, yeni AKP genel merkezindeki motiflerin Yahudi sembollerine benzediğini kabul etti:
“Ankara Selçuklu medeniyetinin yansımaları olduğu bir ilimiz. Ayrıca Osmanlı’dan da mimari uslüba bağlı kaldık, bunun yanında cumhuriyet çizgilerini katarak bu hale getirdik. Selçuklu yıldızları, Yahudi yıldızlarını da çok andırıyor.”
(http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=248953)
60. AKP’li Belediye Başkanı Kadir Topbaş: “Ayasofya turizme açılmış, tekrar camiye çevirelim demek gereksiz bir polemik.” dedi. (29 Şubat 2004 – Pazar Postası)
61. Erdoğan, Rotaryen toplantısına katılan ilk başbakan oldu.
· Ali Babacan da masonik bir kuruluş olan Bilderberg toplantısına katıldı.
Vakit Gazetesi, 17.05.2003 (Yorum yok; çünkü orada neler konuştuğunu bilmiyoruz…)
62. ‘AKP, sulandırılmış İslam projesiyle geldi’ iddiasını haklı gösteren bir olay:
Başbakanın başdanışmanı Cüneyt Zapsu’nun eşi, kadın-erkek aynı safta namaz kıldı.
Beyza Zapsu “Cuma’yı ben kıldırayım. Türkiye’de bir ilk olsun.” dedi.
63. Türkiye’de ilk defa Siyonizm konferansı yapıldı. Theodor Herzl, Milli Kütüphane’de anıldı. (7.12.04 – Vakit)
64. AKP’li belediye başkanı Kadir Topbaş, Hür ve Kabul Edilmiş Büyük Masonlar Locası’nın toplantısına katıldı. (14.12.2004 – Vakit)
65. Hür ve Kabul Edilmiş Büyük Masonlar Locası’nın üstadı Asım Akin 22Temmuz’da AKP’yi destekleme emrini masonlara tebliğ etti. Bu, uluslararası bir talepti. İşte masonların gerekçeleri:
“Şayet AKP’nin önü kesilirse, sıcak para ülkeyi terk eder ve ekonomik kriz gündeme gelir.” (http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=6721)
66. AKP’li Bülent Arınç, Rotaryanlara “Siz veren elsiniz, öpülecek elsiniz” dedi. Rotary rozeti takan Arınç, plaketini 2430. bölge Guvernörü’nün elinden aldı. (18.052003 – Vakit)
67. Türkiye Ermenileri Patriği II. Mesrob, 22 Temmuz seçimlerinde AKP’yi destekleyeceklerini açıkladı. (http://www.yenisafak.com.tr/politika/?q=1&c=2&i=48782&Ermeni/Cemaati/se%C3%A7imlerde/Ak/Partiyi/destekleyecek)
68. AKP’li Beyoğlu Belediyesi tarafından hazırlanan “Kültürleri Buluşturan Kent 22” adlı kitapta, alkollü içki teşvik ediliyor. (18.02.2004 – Vakit)
69. Umuma açık içkili yerlerin okullara uzaklığı 200 metreden 100 metreye indirildi. Turizmi teşvik kapsamında olan yerlerde ise mesafe şartı aranmayacak. (4.4.2004 – Türkiye)
70. AKP’den bir ilk: Gay ve Lezbiyen Filmleri Festivali’ne onay verildi. (27.09.2004 –Vakit)
“Outistanbul 1. Uluslararası İstanbul Gay ve Lezbiyen Filmleri Festivali”
71. Aile Sağlığı adı altında bazı okullarda “eşcinsellik” dersi verildi. Tepki gelince uygulama durduruldu. (16.03.2007 – Zaman)
72. Türkiye’nin ilk eşcinsel oteli açıldı. (31.05.2007 – Posta)
73. AB mevzuatına uygun Türk Gıda Kodeksi yayınlandı. “Çiğ Kırmızı Et ve Hazırlanmış Kırmızı Et Karışımları Tebliği” Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. (http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/4716801_p.asp)
· Domuz ve yaban domuzu kasaplık hayvanlar arasına alındı.
74. AKP’nin meclisten geçirdiği TCK’nın 230. maddesi: “Aralarında evlenme olmaksızın dini nikah yapanlar, 6 aya kadar hapisle cezalandırılırlar.” (2004)
· Peki ya nikahsız yaşayanlar? Cezası yok, çünkü: “Zina suç olmaktan çıkarıldı.” (2004)
· Iğdır valisi açıkladı: “Fuhşun suç sayılmaması ve yaygınlığı yüzünden namuslu kadınlarımız neredeyse sokağa çıkamaz hale geldi.” (23.11.2005 – Vakit)
75. Başbakan “Çocuğum işsiz” diyen vatandaşı “Senin çocuğun da işsiz kalsın! Otur, otur! Bana kişisel sorunlarını getirme…” diye azarladı. (AKP Keçiören İlçe Kongresi) http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=182616
· “Lan…Sus…Hadi ananı al git buradan!” diyen başbakanın arkadaşları da benzer üslupla konuştular:
Tarım Bakanı, çiftçilere hitaben: “Gözünüzü toprak doyursun.”dedi.
Maliye Bakanı: “Babalar gibi satarım.”dedi.
AKP Urfa Milletvekili, sel mağduru vatandaşı şöyle azarladı: “Fazla konuşma!”
76. Zaman zaman “Savcılar ne güne duruyor?” diye yakınan AKP yönetimi, Şemdinli davası savcısını harcadı. (Adalet Bakanı tarafından HSYK’ya sevk edilen savcı Sarıkaya, meslekten ihraç edildi.)
77. Erdoğan’ın talimatıyla 2006 yılında yargıç ve savcılara %50’ye varan oranlarda zam yapıldı. (Asgari ücretliler “AKP çekindiği kurumlara mı zam yapıyor?” diye sormaya başladı.)
· Daha yakınlarda AKP’ye gereken teşekkürü(!) yapan Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay Tuğcu’yu arayan Bülent Arınç zam müjdesini şöyle vermişti: “Tasarı hazırlandı. Komisyonlardan hızlı şekilde geçirilip, en kısa sürede Genel Kurul’dan geçirilecek.” (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/4495113.asp?m=1&gid=69)
78. Başbakan Erdoğan, İHL ve meslek liseleri hakkında “Biz hükümet olarak bu bedeli ödemeye hazır değiliz” dedi.
Birlik Vakfı’nca İstanbul Grand Cevahir Oteli’nde düzenlenen ‘Meseleler ve Çareler’ konulu sempozyum. (http://arsiv.sabah.com.tr/2004/07/04/siy105.html)
79. Din Kültürü kitaplarına Hz.Musa’nın, Hz. İsa’nın ve Sevgili Peygamberimizin resimleri kondu. (2004)
80. Din Kültürü kitaplarında mezhep sayısı 4’ten 5’e çıkarıldı.
(Bakınız: Orta Öğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Ders Kitabı 11. Sınıf, MEB Yayınları, İstanbul-2006, sayfa 65, İslam Düşüncesinde Ameli-Fıkhi Yorumlar)
81. Din Kültürü kitaplarına göre, mezheplere gerek yok.
(2005’ten beri okutulan 8. sınıf Din Kültürü Kitapları, Dinde Anlayış Farklılıkları/Mezhepler bölümü.)
Bazı kitaplarda bu görüş yumuşakça (!) ifade edilse de ilköğretim öğrencisinin kafasını karıştırmaya yetiyor.
82. Okullara gönderilen genelge ile Kuran-ı Kerim’de geçen bazı kelimelerin kullanılması yasaklandı: cemaat, cihad, fetva, halife, hicret, imam, imamet, kafir, medrese, mücahid, mümin, münafık, şehadet, şehit, şeriat, şirk, tağut, tebliğ, tekke, tevhid… Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı’nı sözkonusu genelgeyi göndermekle görevlendirdi. (http://arsiv.sabah.com.tr/2005/01/13/gnd106.html)
83. Sekizinci sınıf Din Kültürü kitabının namaz tarifinde, bayanlar için “başı yarı açık” resim kullanıldı.
Aynı kitabın 91. sayfasında cemaatler için : “Bunlar tarikatlar gibi insanların din ve vicdan özgürlüğünü, ulusal birlik ve beraberliğini ortadan kaldıran gruplardır” ifadesi kullanıldı.
84. Bazı köylerde ilköğretim 1. sınıf öğrencilerine dağıtılan okuma-yazma öğreniyorum kitaplarında 13 ve 15. sayfalarında haç işareti bulunan, 3 çocuğun kilisede aldığı eğitimi ve kilise dualarını gösteren fotoğraflar kullanıldı. (MEB-TTKB’nin 12.07.2004 tarih / 115 sayılı onayını taşıyan AB destekli bu kitaplar, ücretsiz dağıtıldı.)
85. 2005’te onaylanan 5. sınıf Din Kültürü kitaplarında “Kelime-i Tevhid, Lailâhe illallah’tır” deniyor. (“Muhammedur-rasûlullah” ifadesine yer verilmiyor.)
(AB projelerini ve ders kitaplarındaki değişimi düşündüğümüzde “Muhammedur-rasûlullah” bölümünün yazılmaması, her şeyi anlatıyor. “Muhammedur-rasûlullah” ifadesi; Hz. Muhammed’in Allah’ın rasulü olduğunu söyleyen Müslümanları, Hz.İsa’yı rab ve oğul kabul eden Hıristiyanlardan ayırır. Bunu kaldırmak hangi düşünceden ileri gelir?)
86. Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in başörtüsü sorununa bakışı:
“Başörtüsünü sorun sayanların sayısı yüzde bir buçuktur. Halk hangi konuların öncelikle çözülmesini istiyorsa biz hükümet olarak bu sorunlara odaklandık. Bizim gündemimizde halkın sadece yüzde 1,5′inin gündeminde olan bir konu öncelikli olarak yoktur. Olması siyaseten de yanlıştır.” 24.05.2006 – Milliyet (http://www.milliyet.com.tr/2006/05/24/resim/birincisayfa.jpg)
87. Erdoğan, başörtülüleri 3-5 ağaca benzetti: “Yani burada bizim bireysel özgürlük anlayışlarımız eğer genel özgürlük anlayışının önüne çıkarsa herhalde yanlış yaparız diye düşünüyorum. Geneli kucaklamak durumundayız. Ormanı düşünelim, oradaki birkaç ağacı değil. Birkaç ağaç üzerinden hareket edersek yanlış yaparız. Nitekim Türkiye’de yapılan kamuoyu araştırmalarının bu konudaki neticeleri çok açık net ortadadır.”
(http://www.akpgercegi.com/category/basortusu/)
88. Urfa’dan Ankara’ya yürüyen başörtü mağdurları Meclis’e girerken ‘terörist’ muâmelesi gördü. Üç kişilik heyet, polis tarafından ayrı bir odaya alınarak üzerlerindeki paradan çoraplarına kadar arandı. (6.1.05–Vakit)
89. MEB’e bağlı Yurt-Kur’un başörtülü ve sakallı fotoğraf veren öğrencilere burs vermeyeceği açıklandı. (09.10.2006 – Vakit)
90. AKP’li Kuşadası Belediyesi, hediyelik eşya dükkânı açmak isteyen bayana, başörtülü fotoğrafla başvurduğu için ruhsat vermedi. (http://www.stargundem.com/news/11299.html)
91. Meclis kitabında dedesinin sarıklı fotoğrafını gören AKP milletvekili: “Benim dedem sarık takmazdı; aydın bir insandı” dedi. (01.05.2004 – Vatan) (Sarığı karanlık sembolü görenler, başörtüsü için ne düşünür?)
92. Bülent Arınç: “Başörtü meselesi bizim namus meselemizdir. Bu sorunu çözmek bizim namus borcumuzdur.” demişti. (Kahramanmaraş mitingi – 2002)
· Arınç:“Başörtüsü sorunu çözülecektir; ama demokrasi çerçevesinde ve zamanı geldiğinde.”(28.12.04– Vakit)
93. Başbakana örtü mağdurlarından mektup: Sözünüzü tutun. (23 Nisan 2004 – Vakit) (Bu mektuba hâlâ cevap verilmedi.)
94. Öğrenci affı getirildi. Yani zamanında başını açmadığı için okullarını bitiremeyenlere bir fırsat (!) tanındı. Peki nasıl mezun olacaklardı. Erdoğan, sorunu çözdü: “Peruk taksınlar girsinler.” (www.haber7.com/haber.php?haber_id=237241)
95. Abdullah Gül, YÖK’ün kurucu başkanı olan ve üniversitelerde başörtüsü yasağını başlatan İhsan Doğramacı’ya 2007 Meclis Onur Ödülü verilmesini teklif etti. (17.02.2007 – Zaman)
Bülent Arınç da Doğramacı’ya telefon ederek ödülün kendisine verileceğini müjdeledi.
· Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi Gül’ün teklif ettiği ödül, daha sonra Gül tarafından takdim edildi. (http://www.sabah.com.tr/2007/05/31/haber,06DCCD2256774F55BD39882429EF5F05.html)
96. Şubat 2003’te “Benim bu davayı geri çekmem bütün kadınlara hakaret olur” diyen Hayrunnisa Gül, bir yıl sonra AİHM’deki başörtüsü şikayetini geri çekti. (3 Mart 2004 – Vakit)
97. Abdullah Gül, Ahmet Vakur Gökdenizler’i Denizcilik-Havacılık genel müdür yardımcılığından büyükelçilik statüsüne yükselterek Montreal’e daimi temsilci olarak atadı. (30.10.2006 – Vakit) Adı pek çok skandala karışan bu kişiyi hatırlayalım: A.Vakur Gökdenizler, 1999’da Merve Kavakçı’nın ABD vatandaşı olduğunu Dallas Göçmen bürosundan öğrenerek yıldırım kriptoyla Ankara’ya bildiren kişidir.
98. Başbakan Erdoğan: “Başörtüsü konusunda hiçbir yerde, kimseye söz vermedim. Vaat etmediklerimizi, vaat edilmiş gibi gösteren, provake edenler var.” dedi. (www.gazetevatan.com/root.vatan?exec=haberdetay&tarih=05.04.2005&Newsid=50529&Categoryid=3)
99. Başörtüsü sorunuyla ilgili vaadi olmadığını açıklayan Başbakan, Fener Rum Patriği’ne söz verdi: “Bütün sorunlarınızı çözeceğiz.” (11.12.2004 – Vakit)
100. Yüz maddeye sığmayan A’dan Z’ye diğer gerçekler:
A. Yabancılara toprak satışına izin veren yasa çıkarıldı. (Dikkat: Ev, daire, bina değil; arazi satılıyor.)
B. Erdoğan, çocuk katiline “Sayın” dedi.
C. Dışişleri Bakanlığı, Ebu Garip cezaevinde işkence gören Türkler ve diğerleri için harekete geçmedi.
Ç. Şimon Peres “AKP, Türk lokumu” dedi. (http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2004/09/02/515570.asp) Demek onlara göre öyle.
D. Devlet bakanı Kürşat TÜZMEN bir defile sonrası F. LOPES isimli kadınla kadeh tokuşturup şarap içti (10.02.2077 – Posta) Not: Bakan içki başında, başı örtülü öğrenciye öğretim yasak.
E. ATO raporuna göre son 4 yılda, yıllık ortalama 546.000 dosya, zaman aşımından düştü. (AKP’nin A’sının resmidir…)
F. Yasaklar devam ediyor:a- Başörtüsü yasağı, b-12 yaşından küçüklere Kuran öğretme yasağı…
G. AB hatırına Mardin-Midyat Bardakçı köyünün camisini kiliseye çevirmeye kalktılar.
Ğ. Kuzey Irak yönetimi AKP’yi zor durumda bırakmamak için 22 Temmuz seçimine kadar sessiz durma kararı aldı.
(İlnur Çevik ve bölgede görev yapan gazeteciler bildirdi.)
H. AKP 22 Temmuz seçim beyannamesine Başörtüsü, YÖK ve terörle mücadeleyi almadı.
I. 273 üyeli İsrail Dostluk Grubunun 173’ü AKP milletvekiliydi.
İ. Bazı AKP milletvekilleri, yolsuzluklara tahammül edemediklerini söyleyerek partilerinden ayrıldı.
J. Kıbrıs için “Çözümsüzlük çözüm değildir” diyen başbakan, “toplumsal mutabakat” diye bir şey uydurup başörtüsünü
çözümsüz hale getirdi.
(Başbakanın bizim icadımız dediği “Toplumsal mutabakat”, cumhurbaşkanlığı seçiminde kullanılamadı.)
K. Misyonerliğe yasal izin verildi. (AKP’nin gerekçesi Misyonerlik faaliyetlerini denetim altında tutmakmış…)
L. Bazı müftülüklerde ilk defa orkestra eşliğinde “Kutlu Doğum” Konserleri(!) düzenlendi.
(Vatandaş sordu: Peygamberimiz bu toplantılara katılır mıydı?)
M. Ezan sesinin kısılması için genelge yayınlandı.
N. Uygun görülen yerlerde Cuma namazının son 6 rekatı kıldırılmıyor. Yer yer bu konuda kavgalar oldu.
O. Kuran öğrenimi yasağını TCK’ya koyarak; dedelerin, ninelerin torunlarına Kuran okutmasını yasak saydılar.
Ö. Bir yandan özelleştirme yapılırken bir yandan da belediye şirketleriyle yeni KİT’ler oluşturuldu!
P. Ülkemizdeki yabancı şirket sayısı 3’e katlandı.
R. Borçlu vatandaşlarımızın sayısı 4,4 kat arttı.
S. Köylüler, çiftçiler, fındık üreticileri… protesto mitingi yapacak derecede mağdur edildi.
Ş. Ülkemizin toplam borcu (iç-dış), dolar bazında 2 katına çıktı.
T. Bankacılık sektörünün % 51’i yabancıların eline geçti.
U. Resmi açılışlar ve devlet törenleri, AKP seçim mitinglerine dönüştürüldü.
Ü. “Kuraklık destek” haberini, seçim meydanından Dışişleri Bakanı açıkladı.
V. Erdoğan, parti mitinglerine başbakanlık uçağı ile gittiği için tepki çekti.
Y. 5 senedir garibanların başörtüsü için toplumsal mutabakatı bekleyen iktidar mensupları, sıra kendi eşlerine ( Cumhurbaşkanlığı seçimine) gelince bunun demokratik hak olduğunu hatırladılar.
Z. Babası dışişleri bakanı olmayan kızlar, mezuniyet törenlerine başörtüsü ile katılamadı…
Ne kadar da özel(LEŞTİRİL)dik?
Aşağıda geçen işletmeler 5 yıl önce devlete ait, şirketlerin kimi hisseleri ise dolaylı yoldan ya da doğrudan millete ait idi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül mü olsun diye referandum yapan zihniyet, millete ait şirketleri satarken millet uyanmasın diye bin takla atıyor. Ancak aşağıdaki liste devletin ve milletin kaynaklarının nasıl yağmalandığını gözler önüne seriyor. İleride çok daha detaylı bir şekilde özelleştirmelere değineceğiz. Ancak bu yazıyı da tarihe not düşüyoruz:
Türk Telekom, Arap’ ın.
Telsim İngiliz’in.
Kuşadası Limanı İsrailli’nin.
İzmir Limanı Hong Konglu’nun..
Araç muayene işi Alman’ın.
Başak Sigorta Fransız’ın.
Adabank Kuveytli’nin.
İETT Garajı Dubaili’nin.
Avea Lübnanlı’nın.
Petkim? Ermeni’nin. (Kazak’a sattık, dediler. Kazağı bi çıkard ık..Ermeni…)
Rakı , Amerikalı’nın.
Finansbank Yunanlı’nın…
Oyakbank Hollandalı’nın.
Denizbank Belçikalı’nın.
Türkiye Finans Kuveytli’nin.
TEB Fransız’ın.
Cbank İsrailli’nin.
MNG Bank Lübnanlı’n ın.
Alternatif Bank Yunanlı’nın.
Dışbank Hollandalı’nın.
Şekerbank Kazak’ın.
Yapı Kredi’nin yarısı İtalyan’ın.
Turkcell’in yarısı Finli’nin Rus’un.
Beymen’in yarısı Amerikalı’nın.
Enerjisa’n ın yarısı Avusturyalı’nın.
Garanti’nin yarısı Amerikalı’nın.
Eczacıbaşı İlaç, Çek’in.
İzocam, Fransız’ın.
TGRT(Fox) Amerikalı’nın.
Demirdöküm Alman’ın.
Döktaş Fransı z’ın.
Süper FM Kanadalı’nın.
Bunların Hepsi TÜRK’tü.
Sadece 4.5 yıl önce.
Kazak mı, Ermeni mi, Yahudi mi?
Kazak mı, Ermeni mi, Yahudi mi?
Petkim`i alan konsorsiyum ortalığı karıştırdı. Şirketin kimliği Kazak, ana ortağı Yahudi Konfederasyonu Başkanı, finansörü ise Rusya vatandaşı Ermeni bir işadamı çıktı.
Petkim`i alan Eurasia Group`un üstündeki sis perdesinin ardında Kazak zengin Alexander Mashkevich çıktı. Kazakistan ekonomisinin dörtte birini kontrol eden, 1 milyar dolarlık kişisel serveti ile Forbes listesinde yer alan Mashkevich aynı zamanda Avrasya Yahudiler Konfederasyonu Başkanı.
Petkim`i alan sır isim, Avrasya Yahudiler Konfederasyonu Başkanı, Kazak işadamı Alexander Mashkevich... Mashkevich, Petkim`i alan konsorsiyumda yer alan Investment Industrial Group Eurasia`nın sahibi. 1 milyar dolarlık kişisel servetiyle Forbes listesinde 620`nci sırada yer alan Mashkevich, 5 milyar dolarlık tahmini satış rakamına ulaşan Eurasia Group`u kurarak bölgenin en önemli şirketi haline getirdi.
Dev grubun bankası da var
İsrail vatandaşı da olan Alexander Mashkevich, zamanın çoğunu İsrail`de geçiriyor, ayda sadece 1 hafta Kazakistan`da kalıyor. Kazakistan ekonomisinin dörtte birini yönettiği belirtilen Mashkevich, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev`in de desteğiyle son dönemde büyük bir güç kazandı. Özellikle ülkeden Çin`e yapılan ihracatta çok büyük bir payı var. Mashkevich, Exxon Mobile`in eski yöneticisi olan ve halen davası süren James Giffen ile yaptığı yatırımlarla da adından söz ettirdi. Eurasia Grubu enerjinin yanı sıra finans ve madencilik alanında faaliyette bulunuyor. Mashkevich`in bankasının ismi ise Euro-Asian Bank...
Diğer ortak ABD`li
Petkim ihalesine 2 milyar 50 milyon dolarla en yüksek teklifi veren TransCentralAsia Petrochemical Holding Ortak Girişim Grubu`nun biri finans diğeri de stratejik yatırımcı olmak üzere 3 ortaklı olduğu açıklandı. Konsorsiyumun Danışmanı Recai Ulusoy, Rus portföy yatırım şirketinin Investment Troika Dialog, stratejik yatırımcıların Caspi Neft(Kazakistan), Investment Industrial Group Eurasia olduğunu söyledi. Ancak ortaklar incelendiğinde, asıl yatırımcının Mashkevich`in şirketi Eurasia Group olduğu ortaya çıkıyor. Kazakistan merkezli Caspi Neft ise araştırıldığında, şirketin yüzde 100`ünün ABD merkezli Transmeridian`a ait olduğu anlaşılıyor. Wall Street`te halka açık olan Transmeridian, Kazakistan bölgesinde enerji yatırımları ile dikkat çekiyor ancak şirket zor günler geçiriyor. Son çeyrekte 15 milyon dolarlık zarar açıklayan şirket 2006 yılını da 53 milyon dolar zararla kapattı.
Danışmanı Şeker`in ortağı
Petkim ihalesini alan grubun danışmanlığını ise Şekerbank`ın ortağı olan Turan Alem Bank yapacak. Rabobank`la evliliği son dakikada iptal edilen Şekerbank, 2006 yılında yüzde 33.98 hissesini 424.7 milyon YTL`ye Kazak Bank Turan Alem Group`a satmıştı.
Euro-Asia Bank`ı gizlediler
Grubun Asya`nın en büyük bankalardan birinin ortağı olduğunu kaydeden Konsorsiyumun Danışmanı Recai Ulusoy, ısrarlı sorulara karşın bu bankanın adını vermekten kaçındı. Oysa banka, Alexander Mashkevich`in sahibi olduğu Euro-Asian Bank. Ulusoy, `Kazak yatırımcılar bankacılıkta oldukça büyükler. Petkim`e ilişkin liman projeleri de var. Konsorsiyumda 3 firma yatırımcı. Rus Investment Troika Dialog, finans yatırımcısı. Caspi Neft (Kazakistan) ve Investment Industrial Group Eurasia da yatırımcılar` dedi.
Ulusoy, `Konsorsiyumu Kazak yatırımcılar biraraya gelerek kurdular. Büyük hedefleri var. Öncelikli olarak rafineri çalışmaları için büyük bir çalışma başlayacak` diye konştu. Ulusoy, yatırımcıların Petkim`in bölgedeki önemini, yöneticilerinin başarısını yakından izlediklerini belirterek, ciddi yatırımların yapılacağını ifade etti.
Seydişehir Alüminyum ihalesi için 12 yöneticisini Türkiye`ye gönderdi
Eurasia Group 2003 yılındaki Seydişehir Aliminyum ihalesi ile de ilgilenmiş, grubun 12 yetkilisinin Unakıtan himayesinde iki kez özelleştirilecek Seydişehir Alüminyum fabrikasını gezdiği basında yer almıştı. Kazak gruba, fabrika ziyaretinde Fine Grup`tan Mehmet Tutal refaket etmişti. Fine Grup ise Fettah Tamince`ye ait. Kıran kırana geçen Seydişehir Alüminyum ihalesini yerli Cengiz İnşaat şirketi kazanmıştı.
Troika Bank`ın sahibi Ermenistan 2020 projesinin üyesi
Konsorsiyum ortaklarından Troika Dialog, Rusya`nın en büyük yatırım bankası olarak biliniyor. 1991 yılında kurulan bankanın başında Ermeni asıllı işadamı Ruben Vardanian var. Aralarında uluslararası denetim ve danışmanlık firması Ernst&Young`ın da bulunduğu birçok kuruluş tarafından `Rusya`da yılın yatırımcısı` seçilen Vardanian, Troika Dialog`un yüzde 65`ine sahip. Kalan hisselerin ise 70 ortak arasında paylaştırıldığı biliniyor.
Yılbaşında bankanın stratejik bir ortağa satışı ya da halka arzı gündeme gelmiş, Vardanian ise buna karşı olduğu yönünde bir açıklama yapmıştı. Business Week dergisine göre bankanın toplam piyasa değerinin 2.5-3 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor. Bankanın internet sitesinde bildirildiğine göre geçen yıl gerçekleştirilen menkul kıymet işlemlerinin hacmi 160 milyar dolar civarında.
Rusya hisse piyasasındaki pazar payı yüzde 15, ruble cinsi tahvil piyasası ndaki payı ise yüzde 25. Euromoney dergisi tarafından 2006`da `Rusya`nın En İyi Bağımsız Özel Bankası ` seçilen Troika Dialog`un yönettiği varlıkların değeri 3.9 milyar doları buluyor. Troika, kısa süre önce Rus havayolu şirketi Transaero ile otomotiv ve yedek parça üreticisi Avtovaz`ı satın almıştı. Bankanın Rusya dışında 4 uluslararası bürosu bulunuyor. Bunlar New York(ABD), Londra(İngiltere), Kiev(Ukrayna) ve Kıbrıs Rum Kesimi`nde. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard&Poor`s (S&P) bankanın uzun vadeli kredi notunu BB-, görünümünü ise durağanda tutuyor.
Petkim`i alan girişim grubunun finansal ortağı Rus Troika Bank`ın yüzde 65 hissesini elinde tutan Ruben Vardanian, Ermenistan 2020 projesinin aktif bir üyesi. Proje, tüm dünyadaki Ermenilerin paralarını Ermenistan bankalarına getirmesi ile 2020 yılında ülke ekonomisinin güçlü bir noktaya gelmesi için çaba gösteriyor.
`Orijini gizlemiyoruz` dedikleri şirketin yöneticileri ihalede kartvizit bile vermedi
Özelleştirme İdaresi Başkan Yardımcısı ve İhale Komisyonu Başkanı Osman İlter de ihalenin ardından kısa bir değerlendirmede bulundu. İlter, ihaleye katılan 8 yatırımcının ortalama 16 milyar dolarlık masanın etrafında, Türkiye`ye yatırım için geldiklerini söyledi. Petkim için sadece 2 milyar dolarlık bir teklif gelmediğini, diğer firmaların da bu tutarı vermeye hazır olduklarını ifade etti. İhaleyi kazanan şirketin orijinine ilişkin sorulara yanıt veren İlter, `Burada gizleme yok. Yeterlilik kriterlerine uydukları için ihaleye katıldılar. İlgili bilgiler Rekabet Kurulu`na gönderilecek` diye konuştu. Ancak şirket yetkililerinin kartvizit bile vermediği dikkat çekti.
Ödeme şekli belli değil
Konsorsiyumun Danışmanı Ulusoy, toplam 2 milyar 50 milyon dolarlık tutarın ödeme şekline ilişkin sorulara, `Ödeme peşin mi taksitli mi olacak? Bu soruya yanıt vermek için erken. Yeni bir stratejik ortak katılır mı? Bunlar hepsi değerlendirilecektir. Ancak ödeme planı konusunda bir hazırlık yapmamış olsak burada oturmazdık` diye konuştu. Ulusoy, konsorsiyuma yerli bir ortak alma ihtimallerinin bulunup bulunmadığına yönelik soruya da, `Yerli yatırımcı da olabilir. Kazak yatırımcılar buna olumlu bakacaklardır` dedi.
15 Eylül 2010 Çarşamba
BDP - Misyoner işbirliği ile Kürt Kiliseleri mi kurulacak?
BDP - Misyoner işbirliği ile Kürt Kiliseleri mi kurulacak?
Misyoner gruplar İslam karşıtlığı ile bilinen BDP'ye "kürt kilisesi açalım" teklifinde bulundu. "İslam Kürtleri asimile ediyor" düşüncesiyle BDP de bu teklife sıcak baktıklarını bildirdi.
İstihbarat kaynaklarına göre, misyonerlik faaliyetlerinde bulunan şahıslar/gruplar son süreçte özellikle kürt kökenli vatandaşlarımıza yönelik faaliyetlerine ağırlık verdiler.
Dernekleşme çabası içerisine de giren bu gruplara İHD ve BDP'nin de destek verdiği bildiriliyor. Bu grupların kürt kökenli vatandaşlarımızın Hıristiyanlaştırılmasının kendilerine olumlu yansımalarının olacağını değerlendirdikleri ifade ediliyor.
Ülkemizdeki misyoner unsurların İsrail'in güvenliğini garanti altına alabilmek ve Ortadoğu ile Orta Asya'ya açılabilmesini sağlayabilmek amacıyla kürt kökenli vatandaşlarımızı Hıristiyanlaştırmaya çalıştıkları, bu amaçla Mersin başta olmak üzere diğer bazı illerimizde kürt kilisesi açmanın planlarını yaptıkları, bu anlamda BDP'nin de ciddi destek verdiği kaydediliyor.
BDP VE DTP'NİN İSLAM KARŞITLIĞI
Doğu ve Güneydoğu bölgemizin muhafazakar bir yapısı bulunmakla birlikte bu bölgeden oy alan BDP'nin tabanı ile çelişen bir anlayışı benimsediği, bazı milletvekillerinin "Güneydoğuda laikliğin kalesi biziz. Cemaatlerin faaliyetlerinden rahatsızlık duyuyoruz. Biz olmasak Güneydoğu İslam şeriatına teslim olur. Küçükler için Kuran kursuna geçit vermek şeriat devletine giden yolda en büyük adım olur" yönünde beyanlarda bulunduğu biliniyor.
Teröristbaşı Öcalan'ın bile daha önce İncil okuduğu ve bütün kürtlerin İncil okuması yönünde beyanat verdiği, kendisine tutuklanmadan önce Vatikan televizyonundan kürtçe İsa Mesih'in yaşantısıyla ilgili film seyrettirildiği şeklindeki söylemlerin de bu amaçla kullanıldığı biliniyor.
TEMAS 14 TEMMUZ'DA SAĞLANDI
Edindiğimiz bilgilere göre, misyoner gruplarının gözü İslam karşıtlığı ile bilinen BDP'nin üzerinde. BDP ile ortak bir takım projeler içerisine girebileceklerini düşünüyorlar. Nitekim misyoner grupların 14 Temmuz günü Mersin'de BDP Siyaset Akademisi'nin açılışında BDP Milletvekili Ayla Akat Ata'ya Mersin başta olmak üzere Türkiye'nin farklı şehirlerinde kürt kilisesi kurmak istediklerini ve bu konuda yardımlarına ihtiyaçları olduğunu söyledikleri iddia ediliyor.
Misyoner grupların BDP'li Ayla Akat Ata'ya "Kürtlerin İslamiyet'i kabul etmeleriyle birlikte Araplar tarafından sömürülerek kürt kimliklerinden uzaklaştırıldıkları" ifade ettikleri ileri sürülüyor. BDP Milletvekili Ata'nın da “Kürt kilisesine olumlu baktıklarını, kürt kiliselerin kurulmasına ilişkin her konuda destek vereceklerini ve her zaman yanlarında olduklarını" söylediği iddialar arasında.
14 TEMMUZ'DA MERSİN'DEYDİM AMA...
BDP Milletvekili Ayla Akat Ata, 14 Temmuz günü Mersin'de olduğu bilgisini doğrularken, "Ancak orda partililer dışında hiç kimseyle bir temasım olmadı. Türkiye'de sadece Müslümanlar yaşamıyor evet, çeşitli dinlere mensup kişiler var ve hepsinin inancına saygı duymak gerekir. Ancak kilise açılması yönünde bir talep gelmedi bana" dedi
---------------------------------------------------------
http://www.medya73.com/ sitesi
9 Haziran 2010 Çarşamba
Nihal Atsız'a göre nurculuk...
Nurculuk Denen Sayıklama
"Türklüğü yıkacak ağuları (zehirleri) Müslümanlık ve Nurculuk diye ileri sürüyor.”
Büyük Türkçü, edebiyatçı ve tarihçi Hüseyin Nihal Atsız, 7 Mart 1964 tarihli Ötüken dergisindeki makalesine işte bu başlığı atmıştı: “Nurculuk Denen Sayıklama”
Atsız’ın, genel bilgiler haricinde kendisine gönderilen Nur risalelerine dayanarak yazdığı bu makaledeki ilginç notları peşinen hatırlamakta fayda var:
“Dinin bir ruh ihtiyacı olduğunu bilim kabul etmiştir. Daha zekâsının pek iptidaî (ilkel) olduğu zamanlardan beri insanların din sahibi oldukları da bilinen gerçeklerdendir. (…) Artık medenî insanlar arasında din tartışması yapılmıyor. Dinler hakkında avamî yazılar değil, ancak bilginlerin etüdleri yayınlanıyor.” diyerek giriş yaptığı yazısında Atsız, Nurculuğu şöyle anlatıyor:
“Mabedsiz şehir kurmakla övünen budalalar, çirkin harabelerin mabed haline getirileceğini düşünememiştir. (…) Mabedsiz şehrin ilk yemişi Ticanîlik, onun olup kurtlanmışı da Nurculuk oldu.”
Said-i Nursî’nin, Mütareke yıllarında İstanbul’da yerel giysileriyle boy gösterip Kürtçe broşürler ve basit dergiler yayınladığını, üstelik bu yayınlarda kendi kendisini Bediüzzaman, yani “Zamanın Harikası” olarak tanımladığını anlatmaktadır.
“Zamanın bu harikası, bu Kürt Said, aslında bir Kürt milliyetçisidir. …Kürt Said de ortaya Müslümanlık kardeşlik çığırtkanlığı ile çıkıyor. Kürtçülük davasını açıkça güdemeyeceği için, Türklüğü yıkacak ağuları (zehirleri) Müslümanlık ve Nurculuk diye ileri sürüyor.”
Said-i Nursî’nin müritlerine evlenmeyi yasak etmesinin ise, Kur’an’a ve HZ. Muhammed’e karşı gelmek olduğunu söyleyip, kendisini şiddetle eleştiriyor. Atsız, onun bu yolla Türk nüfusunun azalmasını hedeflediğini de iddia ediyor.
Türkler aleyhine hüküm verilen risale bölümlerinde ise şu ifadelerin yer aldığını söylüyor Atsız:
“Nur risalelerinin birinde, Ye’cüc Me’cüc denen ve dünyayı yok edecek olan korkunç yaratıkların Özbek, Tatar ve Kırgız gibi “akvam-ı vahşiyye” (yani vahşi kavimler) olduğunu yazmıştı.”
Nurculuğun ortaya çıkışı hususunda ise şu sosyolojik tespiti yapıyor:
“Bana göre Ticanîlik, Nurculuk, yobazlık, komünizm ve partizanlık gibi hastalıkların sebebi, millî ülküden yoksunluktur.”
Atsız, Said-i Nursî’nin “Bediüzzaman Said-i Kürdî” imzasıyla yayınlanan 1909 tarihli 48 sayfalık “İki Mekteb-i Musibetin Şahadetnamesi Yahut Divan-ı Harb-i Örfi ve Said-i Kürdi” adlı eserindeki hatîme kısmında, “soydaşlarım” diye hitap ettiği ve “Asurîlerin, Keldanîlerin yoldaşı arslan Kürtler” olarak tavsif ettiği Kürt vatandaşlarımıza uyanışı ve dirilişi salık verdiğini birebir alıntı yaparak anlatıyor.
Said-i Nursî’nin, Kürt dil bilgini olduğunu iftiharla belirttiği Mutkili Halil Hayalî Efendi’yi övdüğü şu çarpıcı bölümü de düşüncelerini özetlemesi bakımından alıntılıyorum:
“Hakikaten Kürdistan madeninde böyle bir hamiyet cevherine rastgelindiğinden, istikbalimizi onun gibi birçok cevherler ışıklandıracaktır.”
Atsız, bu risalelerden yaptığı alıntılarla, Said-i Nursî’nin nasıl bir Kürtçü (Kürt milliyetçisi) olduğunu, gizlendiği “Müslümanlık” kisvesini kaldırarak ispat ediyor:
“Müslümanlık, temeli atılmış, büyük bilginlerini yetiştirmiş, tedvin olunmuş (derlenip toparlanmış) bir dindir. Onun yeni baştan açıklanması için Kürt Said gibi maskaralara ihtiyaç yoktur.
Atsız; “Haçlıların, bozuk idarenin, azınlık ihanetlerinin yıkamadığı Türkiye’yi, cehaletiniz, gafletiniz ve hamâkatinizle (ahmaklığınızla) yıkacaksınız.” diyerek de Nurculuk yolunu seçenleri ikaz etmeye çalışıyor.
Günümüze gelirsek eğer, Nurculuğun en büyük ve etkili kolu olan Gülen Hareketi, Nurculuk’tan ayrıldığına ve hatta Said-i Nursi’nin adı cemaatin yayın organlarında (ölüm yıldönümünde bile) anılmaz olduğuna göre, o halde Nurculuk gibi bir tehlike ya da tehdit kalmamıştır, denilebilir mi?
Yoksa, muarızlarının “Fethullahçılık” olarak adlandırdığı bu hareket, Nurculuk’tan ayrılıp müstakilleşerek, Amerikancı İslamcılık yolunu seçtiğinden beri, yeni bir tehdit mi doğmuştur?
Amerikan politikaları ve menfaatleri doğrultusunda okullar açıp faaliyet yürüttüğü iddia edilen, Ümraniye (Ergenekon) Sürecine bu denli müdahil olan ve Erbil’de üniversite açıp Kürt Sempozyumu düzenleyen bir cemaat, öyle sanıyorum ki Batı emperyalizminin giderek sorgulandığı bu coğrafyada, daha çok tartışılır hale gelecektir.
Evet, öyle görünüyor ki Amerikalı Gülen ve cemaati bundan böyle daha çok tartışılır hale gelecektir. Hele ki “İmam” olarak tanımlanan Ilımlı İslamcı Fethullah Gülen’in “Mavi Marmara Faciası” üzerine Wall Street Journal’e verdiği, “İsrail’in saldırganlıktaki haklılığını ve otoriteye (yani ABD-İsrail yönetimlerine) itaat edilmesi gereğini” vurgulayan beyanatından sonra…
Bu tür sözleri bir siyasetçi ya da içimizden herhangi biri söylese hiç problem olmazdı. Neticede “kişisel yorum” denip geçilirdi. Ancak bunu söyleyen, Müslümanlara yön verme iddiasındaki bir cemaatin lideri, yani Fethullah Hoca olunca işin rengi değişiyor. İnsanın aklına hemen Nasreddin Hoca’nın “hırsızın hiç mi kabahati yok” fıkrası geliyor.
Peki bu yaklaşım tarzına şaşırmalı mıyız?...
Hayır. Çünkü Alman kiliselerine nakdî bağış yapan bir cemaatin liderinin, canlı bomba saldırılarında ölen İsrail askerleri için gözyaşı döktüğünü ifade etmesi ve Irak’taki Amerikan askerlerinin evlerine sağ salim dönmeleri için dua etmesi ne kadar hayrete şayan ise, -ve hatta ılımlı (Batı kontrolünde) İslam için Papa II. Jean Paul’e övgü ve bağlılık mektubu yazması ne derece şaşırtıcıysa- bu İHH-Mavi Marmara açıklaması da o kadar şaşırtıcıdır.
Gülen’in, İHH’nin politik yaklaşımı olup olmadığı konusunda emin olamadığını söylemesi, MGV orijinli İslamî teşkilatların dış politika çizgisinden duyduğu rahatsızlığı da ortaya koymuştur. Zira bu teşkilatların ideolojisini ve faaliyetlerini, kendi cemaatine rakip ve bir nevi “oyun bozucu” olarak görmektedir.
Netice itibariyle…
Gülen Cemaati, 20. yüzyılın son çeyreğinde hizip yaratarak Nurculuk’tan ayrılmış ve Yeni Asyacılar, Yazıcılar, Okuyucular gibi diğer Nur cemaatlerinden farklı olarak siyasî nüfuz ve bürokratik hâkimiyet hedefine kilitlenmişti. 21. yüzyıla girildiğinde ise, fikriyat ve eksen bakımından da Nurculuk’tan ayrılan bu cemaat; din ve maneviyat birliğinden ziyade gayr-ı resmî parti hüviyetinde, Batı’daki gizli kardeşlik örgütlerine (masonik teşkilatlara) benzer yapılanması olan, “güç” odaklı siyasî-ideolojik bir örgüte dönüşmüştür.
Ancak bu cemaatin en büyük iki zaafından ilki, karizmatik lider odaklı bir menfaat topluluğu olmasıdır. Cemaatin ikinci zaafı ise, köklü devlet geleneğinin mirasçısı olan laik bir cumhuriyet devletini -Evangelist politikaların paralelinde- perde arkasından yönetme iddiası ve idealidir.
Not: Kırat’ta beklenen ve bizim de yazılarımızda bahsettiğimiz genel başkanlık mücadelesi beklentisi, İl Başkanları Toplantısından çıkan “Cindoruk’la devam” kararının ardından (şimdilik) rafa kalkmış görünüyor. Pensilvanya’nın Soylu girişimi tutmayınca merkez sağa yeni bir isimle etki etme ve -en önemlisi- Türk milliyetçiliğini sandıkta bölme hayali suya düşmüş görünüyor.
BHaber.net
Hasan Salih GÜNDÜZ
hs_gunduz@ttmail.com
2 Haziran 2010 Çarşamba
Atatürk Ve Filistin
Bakın Atatürk 1937 yılında Müslüman Filistin'i nasıl savunmuştu...
İsrail, çirkin yüzüyle bir kere daha sırıtarak
gerçekten TERÖRİST BİR DEVLET olduğunu tüm dünyaya göstermiş, silahsız ve savunmasız
insanlara saldırmıştır... Dünya tarihinin en çirkin ve aşağılık olaylarından biri
olan bu saldırda ölenlerin büyük çoğunluğu TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞIDIR. 600 yıllık bir imparatorluk mirasçısı, dünyadaki ilk bağımsızlık savaşının galibi TÜRKİYE bu tarihi aşağılamaya sessiz kalmamalıdır....
Ama gelinen noktada eğer Başbakan Tayyip Erdoğan ONE MİNUTE'un arkasındaysa,
gerçekten biraz olsun MİLLİ HİSLERE sahipse ve gerçekten Türkiye'nin ve masum
Filistin'in onurunu, namusunu korumak istiyorsa ATATÜRK'ÜN 1937 yılında,
İngilizlerin Filistin'e saldıracaklarını açıklamaları üzerine dünya basınına yaptığı
"FİLİSTİN'E EL SÜRÜLEMEZ" açıklamasına benzer bir açıklama yapması ve bunun
arkasında durması gerekir....
BAKIN, ATATÜRK 1937 yılında MÜSLÜMAN FİLİSTİN'İ NASIL SAVUNMUŞTU.
İşte Atatürk'ün FİLİSTİN'E saldıracak ülkelere yönelik açık tehdidi:
"Arapların Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip bu sözde istiklal kelimesine inandıkları
ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları çok şayanı
teessüftür.Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim
kadar bilemez. Biz vakıa bir kaç sene Araplardan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize
kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet’in mukaddes yerlerini
Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Binaenaleyh
şunu söylemek istiyoruz ki buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına
müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslamiyet’e lakayt olmakla itham
edildik.Fakat bu ithamlara rağmen Peygamberin son arzusunu yani, mukaddes
toprakların daima İslam hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bu gün kanımızı
dökmeye hazırız.
Cedlerimizin, Selahaddin`in idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücadele
ettikleri topraklarda yabancı hâkimiyet ve nüfuzunun tahtında bulunmasına müsaade
etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bu gün, Allah`ın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa
bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda bütün İslam âleminin
ayaklanıp icraata geçeceğinden şüphemiz yoktur.”
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
Arapça yayın : “Bombay Cronicle 27.07.1937 münteşir”
Türkçe yayın: Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi ,
Evet Sayın Başbakan, uluslararası hukukta savunmasız ve silahsız insanlara yönelik
saldırı SAVAŞ NEDENİDİR.... Biz sizden İSARİL'LE SAVAŞ ÇIKARIN isteğinde
bulunmuyoruz; ama TÜRK TARİHİNİN en ciddi iki aşağılamasından biri olan (diğeri
ÇUVAL OLAYI) bu saldırıyı, ATATÜRK'ÜN KURDUĞU ÜLKENİN BAŞBAKANI OLDUĞUNUZU TÜM
DÜNYAYA GÖSTERECEK BİÇİMDE KINAMANIZI VE BU KONUDA GEREKEN EN SERT YAPTIRIMLARA
BAŞVURMANIZI BEKLİYORUZ....
AKSİ HALDE ÇUVAL OLAYI'NDAN SONRA BU SALDIRIYA DA SESSİZ KALIRSANIZ VE GÜNÜ
KURTARMAYA YÖNELİK, İÇ POLİTİKAYA YÖNELİK AÇIKLAMALARLA YETİNİRSERNİZ, İNANIN TARİH
SİZİ ASLA AFFETMEYECEKTİR.....
Not: Bu arada 31 Mayıs 2010 tarihinde İskenderun'daki Türk Birliği'ne yapılan HAİN
SALDIRIYI da lanetliyor, şehitlerimize ALLAH'TAN RAHMET DİLİYORUM...
Sinan MEYDAN- intenetajans.com
10 Mayıs 2010 Pazartesi
CIA Akademisyenleri Nasıl Avlıyor?
CIA'nın gözü beyinlerde. Nurllah Aydın yazıyor...
Gazete köşe yazarlarını okuyunca, TV ekranlarında akademisyenleri gördükçe
hangi ülkenin ajanı sorusunu bir çok kişi soruyor.
CIA'nın, Amerika'daki *her üniversitede* anlaşmalı öğretim üyeleri vardır.
Bunlar, ulaşılması gereken kişiyle önce dostluk kurarlar. Bazı konularda
yardım ederler. Amerika'daki üniversitelerde araştırma yapabilmek için, NIH
(Amerikan Sağlık Teşkilatı) gibi kurumlardan grantler (araştırma parası)
alınması gerekir; oysa bilim insanları üniversitelerde kalıcı pozisyon
bulamazlar. CIA bu bilim insanlarının grant almasına ve kalıcı pozisyon
bulmasına yardımcı olur. Bu yolla kazanamadığı bazı kişileri ise tehdit ve
şantajla elde etmeye çalışır.
Bu konuda Dr. Harvey Weinsteinnin yazdığı *Piyatr ve CIA* isimli kitap, bu
kişilerin CIAya nasıl devşirildiklerini ayrıntılı olarak anlatmaktadır.
Ayrıca John Marks, ünlü *Mançurya Adayını Arayış* isimli kitabında bilim
adamlarının hangi yemlerle tavlandıklarını detaylı anlatmaktadır.
Bilim insanlarına garantili, kalıcı pozisyon ve grant (araştırma fonu)
parası verilir. Ayrıca CIA ile ilgili yaptıkları işlerden de özel uzmanlık
ücreti alırlar. CIA ile birlikte çalışan bir *bilim insanının kolay kolay
sırtı yere* gelmez. Yani biraz daha fazla refah ve güven için bu bilim
adamları tavlanır; çok kritik işlerde çalışanlar ise daha sıkı kontrol
edilmek için skandala yol açarak bilgi veya şantaj olguları karşılığında
veya durumlarla sürekli tehdit altında tutulurlar. Bu bilim insanları, her
zaman CIA'ya çalıştıklarını bilmezler. Devletin güvenliği ile ilgili bir iş
için çalıştıklarını sanırlar.
Bilim insanları, CIA tarafından korundukları için haketmedikleri yere gelen
pek çok yeteneksiz kişiye şahit olmuşlardır. *CIA ile işbirliği yapan birisi
*, gerektiğinde yalan söylemek, yalan yayın yapmak, bildiklerini açıklamamak
veya mesleki yemini bozmak zorundadır.
*CIA'nın gözü beyinlerde.
*ABD'de yayınlanan ve CAI'nın kirli çamaşırlarını ortaya çıkarmakla ünlü
Covert Action ve Unclassified gibi saygın dergilere atıfta bulunarak
cevaplandırıyor bu soruları. Üç bucuk yıldır ABD'de Wisconsin Üniversitesi
Tıp Fakültesi Nöroloji Bölümünde çalışan Farmakolog eroin bağımlığı ve
ticareti, kara bilim, gizli hükümetler, gizli projeler, bilimkurgu ve uzay
konusunda da araştırmalar yapıyor. Ona göre bu işlerin temelinde insanların
beyinlerini fethetme ve yönlendirme hedefi yatıyor. Bu işler CIA başta olmak
üzere bilumum gizli servis tarafından kotarılıyor.
* *
1978 yılında Walter Boward adındaki Arizonalı gazeteci yazar, *Operation
Mind Control* (*Zihin Kontrol Harekatı)* adında yayınladığı kitabında; "CIA
tarafından uyuşturucu ilaçlarla yapılan deneyler ABD hükümetinin uyguladığı
çok gizli zihin kontrol projesinin yalnızca bir kısmıdır. Bu deneyler
binlerce kişi üzerinde 35 yıl devam etmiştir. Bu araştırmalar; *hipnoz
tekniği, narkotik-hipnoz, elektronik olarak beyinin uyarılması, ultrasonik,
mikrodalgalar, alçak ses frekanslarıyla davranışların etkilenmesi ve
davranış değişiklikleri terapisidir.*
CIA polojik silah stoklarını, psişik silahların değişik tiplerini
geliştirmeyi başararak artırmıştır. Şimdi bu kabiliyetleriyle yeni tip bir
savaşa girişmesi mümkündür. Bu savaşın görünmez muharebe sahası, insan
zihinleridir...
* *
*Google ABD istihbaratı ile ele ele verdi !..*
Google, Çin'den gelen siber saldırılar bahanesiyle kullanıcı bilgilerini,
yasadışı telefon dinlemeleriyle sabık ABD Ulusal Güvelik Ajansı (NSA) ile
paylaşmaya karar verince büyük tartışma koptu.
Washington Post'un haberine göre 1952'de ABD'nin milli güvenliğini
güçlendirmek için gizlice hayata geçirilen ve daha çok Echelon benzeri
dinleme faaliyetleriyle gündeme gelen NSA, siber saldırılardan korunması
için Google'a yardım edecek.
Google kendi sistemini hedef alan siber saldırıları analiz edip NSA'ya
iletecek, NSA da art niyetli bilgisayar kodlarının ayıklanması için
çalışacak. Google'ın aralıkta başlayan siber saldırılar yüzünden
kullanıcılarının özel bilgileri de dahil kaynak kodlarını NSA ile paylaşacağı konuşuluyor.
İki kurum işbirliği haberlerine yorum yapmazken, milyonlarca insanın e-posta
ve özel bilgilerine sahip Google'ın Bush döneminde 200 milyon Amerikalı'nın
telefonlarını yasadışı yollarla dinleyen NSA ile paylaşması büyük tepki
çekti. Tepkiler üzerine adını vermeyen bir
güvenlik yetkilisi işbirliğinin Google'ın kullanıcılarına taahhüt özel
hayatın korunması ilkelerinin dışına çıkmayacağını belirterek, NSA
kullanıcıların Google arama geçmişlerini ya da e-postalarını görmeyecek
dedi. Ancak kritik soru şu: Amerikalılar özel hayatlarının ne kadarlık bir
bölümünü NSA ile paylaşmak ister?
Ya Türkiye'nin profesör unvanlı kişilerin bilim dünyasında yeri var mı,
neyle uğraşıyorlar dersiniz?
*GüNüN SöZü*: Üretmeyen, yaratıcı zeka sahibi olmayan, bilim adamı olamaz.
Nurullah Aydın
10.05.2010 10:04:00
31 Mart 2010 Çarşamba
GÜLEN OKULLARINDA ÖZGÜRLÜK VAR MI?
--------------------------------------------------------------------------------
ABD'de yayın yapan muhafazakar eğilimli American Thinker Dergisi yazarı Stephen Schwartz, dün ABD'de bulunan Gülen Okulları üzerine bir makale kaleme aldı. Gülen Okulları'ndaki özgürlük anlayışını eleştiren Schwartz'ın makalesini yayınlıyoruz.
İslamcı Gülen Hareketi Birleşik Devletler’de Sözleşmeli Okullar Yönetiyor
İslamcı radikallerin ördüğü gizli kapaklı dış ağ, Birleşik Devletler toprakları üzerinde düzinelerce sözleşmeli okulu yönetiyor – ve bu okulların, yönetimden para almalarına rağmen devlet onaylı bir müfredatı işlemeleri gerekmiyor. Şüphe çekici bu çabanın ilham kaynağı Türkiye’de ve Türklerin yaşadığı bölgelerde büyük bir İslamcı hareketi yönetmesine rağmen Birleşik Devletler’de yaşayan Fethullah Gülen. Önemli bir listeye göre “Dünyanın en etkili 50 müslümanı” arasında 13. sırada.
Kukla oynatıcısı
Gülen şu anda Türkiye’de hükümette olan “ılımlı İslam yanlısı” Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) laik Türk ordusuyla oynadığı iskâmbil oyununda ağır ağır kartlarını açmasının arkasındaki kukla oynatıcısı olarak eleştirilmişti. Bununla birlikte Gülen Müslüman ülkelerde, hareketine olumlu yaklaşan çeşitli kaynaklara göre, dünya üzerinde sayıları 500-700’ü bulan İslamcı okulla da tanınıyor. Gülen’in eğitime verdiği öneme daha yakından bakacak olursak, binlerce ilk ve orta dereceli okuldan, üniversiteden, öğrenci yurtlarından oluşan uluslararası ağın Türkiye’de İslamcı bir politik gündemi pekiştirme konusunda anahtar bir öge olduğunu iddia edebiliriz.
Ama Amerikalılar için ürkütücü olan Gülen hareketinin bizim topraklarımızda 85’den fazla ilk ve orta dereceli okulu yönetiyor olması. Vatansever Act! For America grubu Gülen okullarının ve bu okulları destekleyen sayısız kurumun listesini kamuoyuna sundu. Gülen okulları çoğunlukla “bilim akademisi” olarak isimlendirilmiş ve Teksas, Ohio ile Kaliforniya’da yoğunlaşmış durumda – ayrıca ülkenin geri kalan çeşitli bölgelerinde de okulları var.
Arizona ve Utah
Gülen’in sözleşmeli okullarına ev sahipliği yapan eyaletlerde ikisi Arizona ve Utah. Arizona’da Daisy Education Corporation (Gülen hareketi kulağa dostça gelen kurum isimlerini seviyor) Tucson’da üç okul yönetiyor: hepsi Sonoran Bilim Akademisi bünyesinde olmak üzere bir ilkokul, orta ve lise seviyesinde bir okul ile sekizinci sınıfa kadar eğitim veren bir anaokulu. Phoenix’de bu okula bağlı ve aynı ismi taşıyan, onuncu sınıfa kadar çocukların eğitim gördüğü bir kampüs.
Gülen’in sözleşmeli okullarının Tucson’da görünmeye başlaması yerel basında oldukça dikkat çekti. Haftalık Tucson Weekly gazetesi 2009’un sonunda güney Arizona’daki bir şehirde eğitim veren Sonoran Bilim Akademisi’nin Arizona Sözleşmeli Okullar Birliği tarafından “yılın sözleşmeli okulu” seçildiğini belirten bir haber yayınladı. Ama yazar Tim Vanderpool, Gülen hareketinin geçmişte kendisini eleştirenlere gözdağı verdiğini söyleyerek isimlerinin yazılmasını reddeden bir anne-babanın anlattıklarını haber yaptı: “ Sonoran Akademisi Birleşik Devletler’e sürekli Türk eğitmenler getiriyor ve öğretmenler çalışma izinlerini beklerken öğrencileri ders vermeye zorluyor...”. Anne, çocuğu Sonoran Akademisi’nde eğitim gören bazı anne-babaların, okulun Gülen’in Türk milliyetçiliği anlayışını geliştirmek, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi ve ayrıca I. Dünya Savaşı’nda Ermenilere karşı uyguladığı soykırımın resmen tanınmasının engellenmesi gibi politik hedefler için sempati yaratmak gibi gizli gündemleri olduğuna inandıklarını söylüyordu. Bu gibi konular, en azından Tucson’lı anne-babalar için, oldukça yabancı.
Mali işlemleri inceleniyor
2009’un başlarında, Salt Lake City’deki bir lise, Beehive Bilim ve Teknoloji Akademisi Salt Lake Tribune gazetesi tarafından dikkatli bir incelemeye tabi tutuldu. Önemli günlük gazetenin yazarı Kirsten Stewart, eski bir öğretmen ve korkuya kapılmış bir anne-babadan gelen şikeyetler üzerine Utah Eyaleti Sözleşmeli Okullar Kurulu’nun Beehive okulu hakkında bir soruşturma başlattığını yazdı. Şikayette bulunanların iddiaları şuydu: “Beehive okulu kendini, üniversiteye gitme hedefi olan olan yedinci ve onikinci sınıf arası öğrencilere matematik ve fen bilimleri konusunda bir temel oluşturma hizmeti sunan sözleşmeli bir devlet okulu olarak tanıtıyor...okulun bir misyonu daha var: İslamın belli başlı inançlarını yerleştirmek ve geliştirmek”. Okulun Müslüman Türk vaiz Fethullah Gülen’le gizli bağlantılarının kanıtı olarak şüpheli mali işlemlerini ve işe alma uygulamalarını gösteriyorlar.
Tucson’daki Sonoran Bilim Akademisi’nin ortaokul müdürü Fatih Karataş Gülen Hareketiyle arasında herhangi bir bağlantı olduğunu kesinlikle reddederken Salt Lake City’deki Beehive Akademisi’nin müdürü Muhammet “Frank” Erdoğan kendi okulu özelinde bu bağlantıyı kabul etti. Salt Lake Tribune onun bu kabulünü ve bunun yanısıra “Beehive’nin öğretmenlerinin ve kurucularının çoğunun Gülen’in ideallerini desteklediğini” okuyucularına duyurdu. Gazete ayrıca Beehive’de daha ilk yılını geçiren tarih öğretmeni Adam Kuntz’un (2009 baharında), kendi iddiasına göre, akademik özgürlük konusundaki kaygılarını sözleşmeli okullar kuruluna taşıdığı için kovulduğunu yazdı. Kuntz eğitim yılının başlarında II. Dünya Savaşı ve Soykırım hakkındaki bir ders planı konusunda Erdoğan ile anlaşmazlığa düşmüştü. Erdoğan Kuntz’un planı değiştirmesini söylemiş ve kayda alınan bir toplantı esnasında soykırım hakkındaki geleneksel söylemler konusundaki şüphelerini aktarmıştı.
Görevinden alındı
Üç çocuğu bu okulda eğitim gören Kelly Wayment, diğer anne-babalara Gülen hareketinin okul üzerindeki nüfuzu hakkında elektronik posta gönderdikten sonra Beehive yönetim kurulundaki görevinden alındı. Wayment Salt Lake Tribune gazetesine öğretmenlerin, Tucson vakasında olduğu gibi, “çoğunlukla Türkiye’den ve orta Asya cumhuriyetlerinden geldiklerini ve Birleşik Devletler’de çalışma vizesiyle kaldıklarını” söyledi.
Amerikalılar, İslamcı Gülen hareketinin Türk dinsel politik düşünce sisteminin esaslarını öğretmek için, parasını halkın ödediği eğitim sistemi içinde bu kadar geniş bir alana neden ve nasıl yayıldığını sormalı – ve buna karşı çıkmak için birleşmeli.
Çeviren: Tansu Akgün
Odatv.com
26 Mart 2010 Cuma
Bu mail AKP'lilerin canını sıkıyor
AK Parti karşıtlarının mail adresleri arasından en çok 'forward'lanan mail bu..
Bir süreden beri internette mail gruplarında dolaşan bir e-posta var. İçeriğine baktığınızda birtakım bilgilerin toplandığı ve bunların "İlkler" diye sunulmasından ibaret.
AKP Genel Merkezinin canını oldukça sıkan bu e-postayı milyonlarca internet kullanıcısı okumuş. Yahoo ve Gmail mail gruplarında şu sıra en popüler içeriklerden birisini bu e-posta oluşturuyor.
1- İlk defa bir Başbakan "Tezkere geçmezse memura maaş ödeyemeyiz." dedi
2- İlk defa ekonomi büyürken işsizlik arttı.
3- İlk defa carî açık verilirken döviz kuru arttı.
4- İlk defa bir Başbakan zam isteyen memura "İMF'yi ikna edin " dedi.
5- İlk kez ithalat 100 milyar doları aştı.
6- İlk kez cari açığın üstünde borçlanma yapıldı
7- İlk kez Yunan Kilise Bankası Türkiye' de banka satın aldı.
8- İlk defa domuz, kesimlik hayvanlar arasına alındı
9- İlk defa düşük faizli dış borç, yüksek faizli iç borç ile ödendi.
10- İlk defa bir Başbakan ve Dışişleri Bakanı, islamiyeti yok etmeye yemin eden bir Papa'nın heykeli önünde fotoğraf çektirdi.
11- İlk defa bir Başbakan "Toprak satılıyorsa alıp götürmüyorlar ya!" dedi.
12- İlk defa bir cami kiliseye çevrildi.
13- İlk defa kilise ve havralar imar planında yer aldı.
14- İlk defa bir Başbakan Yahudi düşünce kuruluşundan " Üstün Cesaret(!) Ödülü" aldı.
15- İlk defa Türk askerinin başına ABD güçlerince çuval geçirildi.
16- İlk defa bir Başbakan "Bir dönem dini kullandık " dedi.
17- İlk defa petrol kanunu ile yabancılara elli yıllık imtiyaz
verildi.
18- İlk defa yabancı rantiyecilere vergi muafiyeti tanı ndı.
19- İlk defa iletişim sektörünün tamamı yabancıların eline geçti.
20- İlk defa tezkere reddedilmesine rağmen Dışişleri Bakanlığı genelgesi ile silahlar Türkiye üzerinden geçti.
21- İlk defa bir Başbakan İslam dünyasının sınırlarını değiştirecek BOP'un eş başkanı oldu.
22- İlk defa bir Başbakan, Müslüman topraklarını işgal eden ABD askerlerinin evlerine sağ salim dönmeleri için dua ettiğini açıkladı.
23- İlk kez İsrailli bir işadamına çok gizli bir şekilde 800
milyon dolar kaynak aktarıldı.
24- İlk defa bir Başbakan yapılan ihalede önce uçak istedi; ama sonra Mercedes'e razı oldu.
25- İlk defa fındık üreticileri en büyük mitingi yaptı.
26- İlk defa bir Başbakan Türkiye'yi pazarladığını açıkça itiraf etti.
27- İlk defa tarımsal üretimde dış ticaret açığı ortaya çıktı.
28- İlk defa bir Başbakan çiftçilere "Gözünü toprak doyursun." dedi.
29- İlk defa kapkaç diye bir sektör ortaya çıktı.
30- İlk defa zina suç olmaktan çıktı.
31- İlk defa bir Başbakan en fazla yurt dışı gezisi yaptı.
32- İlk defa bir Başbakan "Borç yiğidin kamçısıdır." diyerek borçlanmayı bir başarı olarak gösterdi.
33- İlk defa enflasyon % 10 artarken pancar fiyatları 99 kuruştan 88 kuruşa indi.
34- İlk defa çiftçi ve emekliden vergi alınması sözü verildi.
35- İlk defa bir Başbakan Danışmanı Amerikalılara Başbakan için "Bu adamı kullanın, onu rogara süpürmeyin." dedi.
36- İlk defa GSMH artarken KDV tahsilatı yerinde saydı.
37- İlk defa bir Başbakan TMSF katkısıyla bu kadar çok TV ve gazete yönlendirdi.
38- İlk defa Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı misafir olarak gelen bir kralın ayağına gitti. Hem de 10 Kasım günü...
39- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ÇİFTÇİYE " ANANIDA AL GİT!"< SPAN style="COLOR: rgb(79,79,79); FONT-SIZE: 13.5pt"> DEDİ.
40- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ŞEHİT ZİYARETTİNDE "ASKERLİK YAN GELİP YATMA YERİ DEĞİLDİR." DEDİ
41- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN 300 METRELİK GEMİYE "GEMİCİK" DEDİ.
42- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN, "GAZETEL ERİNİ OKUMAYIN TELEVİZYONLARINI AÇMAYIN." DEDİ.
43- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNEN İNSANLARI DİNSİZLİKLE SUÇLADI.
44- İLK DEFA BİR BAŞBAKAN İÇİN CUMHURİYET MİTİNGLERİ YAPILDI.
45- İLK DEFA BİR HALK KENDİ LAİKLİĞİNDEN VE ÖZGÜRLÜĞÜNDEN KORKTU.
46- İLK DEFA ATA'MI ANLIYORUM.
Bu hızla Tayyip Erdoğan bu dönemde ülkemizdeki her şeyi özelleştirmiş olacak.
İşbu ya özelleştirmeye ve satmaya kafayı takmış olan başbakanımız en sonunda kendisini özelleştirir mi?
*- Türk Telekom, Arap'ın.
*- Telsim İngiliz'in.
*- Kuşadası Limanı İsraillinin.
*- İzmir Limanı Hong Konglunun.
*- Araç muayene işi Alman'ın.
*- Başak Sigorta Fransız' ın.
*- Adabank Kuveytli' nin.
*- İETT Garajı Dubaili' nin.
*- Avea Lübnanlı' nın.
*- Petkim? Ermeni' nin. ( Kazak'a sattık, dediler. Kazağı bir çıkardık Ermeni...)
*- Rakı, Amerikalı' nın.
*- Finansbank Yunan'ın.
*- Oyakbank Hollandalının.
*- Denizbank Belçikalının.
*- Türkiye Finans Kuveytlinin.
* - TEB Fransız'ın.
*- Cbank İsraillinin.
*- MNG Bank Lübnanlının.
*- Alternatif Bank Yunan'ın.
*- Dışbank Hollandalının.
*- Şekerbank Kazak'ın.
*- Yapı Kredi'nin yarısı İtalyan'ın.
*- Turkcell'in yarısı Finli'nin Rus'un.
*- Beymen'in yarısı Amerikalının.
*- Enerjisa' nın yarısı Avusturyalının.
*- Garanti' nin yarısı Amerikalının.
*- Eczacıbaşı İlaç, Çek'in.
*- İzocam, Fransız'ın.
*- TGRT (Fox) Amerikalı'nın.
*- Demirdöküm Alman'ın.
*- Döktaş Fransız'ın.
*- Süper FM Kanadalı'nın.
Hepsi TÜRK'tü, bir zamanlar tabi. Sadece 5,5 yıl önce.(Yani AKP hükûmetinden önce.)
Önemli! Borla çalışan araba üretildi, Türkiye kıskaçta. Arabayı BOR madeniyle çalıştıracak patentli altı yüz proje olduğu ortaya çıktı. Türkiye, dünya rezervinin yüzde yetmişinine sahip.
*AYDIN İNSAN; ARAŞTIRIR, YARGILAR VE SONUCA VARIR.
CAHİL, YOBAZ İNSAN; DUYAR, GÖRÜR VE HÜKME VARIR.
YA BİR YOL BUL YA BİR YOL YAP YA DA YOLUMUZDAN ÇEKİL!
DURMAK YOK,
CAN SIKMAYA DEVAM.
http://www.haber3.com/
28 Şubat 2010 Pazar
FETULLAH GÜLEN VE CIA BAĞLANTILARI
Okullari ABD’nin Destegiyle Aciyoruz Itirafi!
1998 yilinda Fethullah Gulen hakkinda, Turkiye Cumhuriyeti’nin laiklik
ilkesini degistirmek icin teror orgutu kurdugu saviyla tutuklama
karari cikartildi.
Gulen, ABD’ye kacti. 6 yildir ABD’nin Pensyllvania eyaletinde yasiyor.
Gulen, ABD’de uluslararasi okullarin, ABD4nin istegi vedestegiyle
kurulmdugunu itiraf etti.
“Amerikalilar istemezlerse kimseye dunyanin degisik yerlerinde hicbir
is yaptirmazlar. Simdi bazi gonullu kuruluslar dunya ile entegrasyon
adina gidip dunyanin
degisik yerlerinde okullar aciyorlarsa, Amerika ile catistiginiz
surece bu projelerin gerceklestirilmesi mumkun olmaz.”
Gülen, gucunu ABD yonetiminden aldigini da saklamiyor:
“Amerika su andaki konum ve gucuyle butun dunyaya kumanda edebilir.
Butun dunyada yapilacak isler buradan idare edilebilir. Amerika hâlâ
bu dunya gemisinin
dumeninde oturan bir milletin adidir. Amerika daha uzun zaman dunyanin
kaderinde cok onemli rol oynayacaktir. Bu realite kabul edilmeli.
Amerika gozardi edilerek
surada burada bir is yapilmaya kalkilmamali ”
ABD Buyukelcisi Mark Parris’in Rolu
ABD ile bagi, onun Turkiye Cumhurbaskani’nin korumasina girmesine yol
acabilecek kadar gucluydu.
Fethullah Gulen’e bagli Gazeteciler ve Yazarlar Vakfi’nin, 25 Aralik
l997 gunu duzenledigi “Ulusal uzlasma, hosgoru ve diyalog” odul
toreninde, Cumhurbaskani Demirel’e de
“sukran plaketi” verilmisti.
Oysa o tarihte Fethullah Gulen’in okullari basiliyor, Turkiye
Cumhuriyeti karsi faaliyetleri nedeniyle hakkinda adli sorusturma
yurutuluyordu.
Cumhurbaskani Demirel, irticaya karsi mucadelede devlet kurum ve
kuvvetlerinin butunlugunu bozan bu konuma neden geldigi onemliydi.
Demirel’i Fethullah’in odulunu almaya ABD Ankara Buyukelcisi Mark
Parris ikna etti.
Mark Parris, Iran’da 8-11 Aralik l997 tarihleri arasinda yapilan Islam
Konferansi Orgutu’nun Tahran zirvesinden donusunde Demirel’i ziyaret
etti. Demirel,
IKO’nun Turkiye’ye karsi tutumunu protesto ederek, zirveyi bir gun
once terk etmisti. Parris, Aralik ayinin ikinci haftasinda yapilan
gorusmede, Turkiye’nin
Ortadogu ve Orta Asya’da “Ilimli Islam”dan yana tavir almasini
savundu. Fethullah Gulen’i ovdu.
Turkiye’ye gelir gelmez Demirel ile “on gun icinde uc kez gorustugunu”
soyleyen Mark Parris, ABD’nin Celik Cekirdegi’nin has adamlarindan.
Beyaz Saray’dan Ankara’ya geldi.
Bill Clinton’un yakin ekibi icindeydi. Ulusal Guvenlik Konseyi’nin,
Turkiye’yi de kapsayan Yakindogu ve Guney Asya sorumlusu iken
Turkiye’ye atandi.
Mark Parris’in Fethullah Gulen’e ilgisi, Ankara’ya geldikten sonra
baslamiyor. Gulen’in, ABD’de devlet ricali tarafindan kabul gormesini
saglayan da, Mark Parris’in basinda
oldugu Yakindogu ve Guney Asya Bolumu’ydu. Fethullah Gulen’in, Beyaz
Saray’in yol vermesiyle, ABD’de 14 onemli temasta bulundugu
belirtiliyor.
Demirel’e odul toreni icin Gazeteciler ve Yazarlar Vakfi’nin
davetiyesini goturen kisinin, ABD’nin eski Buyukelcisi Abramowitz’in
mesajini da ilettigi ifade ediliyor.
Fethullah’in Okullarinda CIA Ajani Ogretmenler
Fethullah Gulen cemaati tarafindan yurtdisinda, ozellikle de Turk
Cumhuriyetlerinde acilan okullarda, diplomatik pasaportlu Amerikali
CIA ajanlari, “Ingilizce ogretmeni” diye barindiriliyor.
Bu isbirligi, Turkiye’de yapilan ust duzey resmi bir toplantida,
bizzat Fethullahci okul yoneticisi tarafindan itiraf edildi. Durum,
devletin resmi olarak yayimladigi kitapla da belgelendi.
Tarih, 3 Mart 1997. Yer, Ankara’daki Baskent Ogretmenevi. Onemli bir
toplanti yapilmaktadir. Ev sahibi, Milli Egitim Bakanligi Yurtdisi
Egitim Ogretim Genel Mudurlugu. Konu, yurtdisinda
acilan Turk okullarinin sorunlari.
Toplantiya, basta Milli Egitim Bakani Mehmet Saglam olmak uzere
bakanligin butun ust duzey burokratlari katiliyor. Dahasi;
Basbakanlik’tan,
MIT’ten, Disisleri Bakanligi’ndan temsilciler de katilimcilar
listesinde. Ve elbet, yurtdisinda okul acmis vakif ve ozel sirket
yetkilileri de hazir.
Sira, Ozbekistan’daki 18 okulun sahibi gozuken Silm A.S.’nin yetkilisi
Mehmet Mesut Ata’ya gelir. Bu okullar da, “Fethullahcilara ait” diye
bilinmektedir.
Ata, bircok talebini dile getirir. Sozlerini Amerika’nin
Ozbekistan’daki bir uygulamasini ornekleyerek baglar. MEB’in
yayimladigi Yurtdisinda Acilan Ozel Ogretim
Kurumlari Temsilcileri-Ikinci Toplantisi adli kitabin 63-64.
sayfalarindan okuyalim:
“Amerika Birlesik Devletleri, dostluk koprusu adi altinda getirdikleri
70 ogretmene diplomatik statu kazandirmislardir. Biz de, eger
devletimiz, buyukelciligimiz, bu konuda diplomatik
statu konusunda bize yardimci olursa Turk ogretmenlerinin, Turk egitim
elemanlarinin itibarlarinin biraz daha artacagini zannediyoruz.”
(Yurtdisinda Acilan Ozel Ogretim Kurumlari Temsilcileri-Ikinci
Toplantisi, sayfa: 63-64. MEB Yayinlari)
CIA’cilar Fethullah Okullarinda
Ama ABD, CIA ajanlarini kamufle etme ihtiyaci bile duymamis, hepsinin
cebineb diplomatik pasaport koymustu.
Ozbekistan’da diplomatik pasaportla bulunan ABD’li “ogretmen”lerin
cogu, Fethullah Gulen cemaatinin okullarinda calismaktaydilar.
Ingilizce dil “ogretmeni” olarak gosterilmislerdi.
Kirgizistan’da da 50-60 kadar Amerikali “ogretmen” vardi. Bunlar da
diplomatik pasaportluydu. Ve Kirgizistan’da “Fethullahci” diye bilinen
okullarda
“ogretmenlik” yapiyorlardi.
Fethullah Gulen’in okullari, egitim dili olarak da Turkceyi degil,
Ingilizceyi kullanmaktadir. Ozellikle hazirlik siniflarinda haftalik
ortalama 24 saati bulan
Ingilizce derslerine, cogu okulda ABD’li ve Ingiliz “ogretmenler” giriyor.
CIA, Fethullah’in Ogretmenlerine Resmi Pasaport Veriyor
Olayin ABD cephesi ise, 1 Mart 1998 tarihli Aydinlik’ta Dogan Duyar’in
haberiyle irdelendi. Nur tarikatinin basi Fethullah Gulen’in
yurtdisindaki okullarinda
calisan bine yakin ABD’li ogretmende, yalnizca devlet gorevlilerine
verilen ABD resmi pasaportu var. Cogunlugu Turk Cumhuriyetleri’nde
faaliyet yuruten okullardaki
ABD’li ogretmenler, Ingilizce adiyla “official passeport” sahibiler.
Amerikan Egitim Bakanligi personeli olmayan ABD’li ogretmenlerin,
normal olarak turist pasaportu
sahibi olmalari gerekiyor. Ancak, Amerikan devleti, Gulen’in
okullarinda calisanlari resmi gorevli sayiyor. Bu nedenle diplomatik
pasaportla esdegerdeki resmi pasaport
veriyor. Turkiye’deki karsiligi “yesil pasaport” olan “official
passeport”, ABD’li ogretmenlere diplomatik dokunulmazlik sagliyor.
Amerikali kaynaklar, bu pasaportlarin CIA’nin talimatiyla
duzenlendigine isaret ediyorlar.
Prosedur Nasil Isliyor?
Gulen’in okullarinda gorev yapan ABD’li ogretmenler, bu pasaportlari
ozel bir islem sonucu elde ediyorlar. ABD’de, Turkiye’den farkli
olarak, ozel kesimden bir kisi,
belli bir sure icin devlet memurluguna getirilebiliyor. Bu statunun
kazanilmasi icin, ilgili bakanlikta bir komisyon olusturuluyor.
Komisyon, kisiyi sorguladiktan sonra,
gorev icin uygun olup olmadigina karar veriyor ve atamasini yapiyor.
ABD’de buyukelcilik gorevine bile, ayni yontemle ozel kesimden kisiler
atanabiliyor.
ABD Adalet Bakanligi’na yakin kaynaklar, ogretmenlere resmi pasaport
verilmesi konusunda Aydinlik’a su bilgiyi verdiler:
“Gulen’in okullarinda gorevli Amerikali ogretmenlerin buyuk bir kismi
Egitim Bakanligi personeli olmadigi halde memur pasaportu tasiyor.
Eger bu ogretmenler ozel kesimden
alinip gorevlendirildiyse, normal prosedure gore bir komisyonda
dinlenmeleri (hearing) gerekirdi. Oysa bu ogretmenlerin atama oncesi
sorgulari yapilmamis. Bu normal olmayan bir durum.”
Amerikan burokrasisinde normal olmayan durumlara sikca
rastlanabiliyor. Ancak bu tur olaganustu uygulamalar, devreye gizli
servislerin girmesiyle mumkun oluyor.
Gulen’in okullarinda gorevlendirilen ogretmenlerin, ABD Egitim
Bakanligi’nin ilgili komisyonunda dinlenmeden resmi pasaport almalari
icin, CIA’nin devreye girdigi belirleniyor.
http://www.turkishforum.com.tr/tr/content/2009/02/16/fetullah-gulen-ve-cia-baglantilari/
Avrasyacı Çağrı ve Türkiye'nin Jeopolitiği
Avrasyacı Çağrı ve Türkiye'nin Jeopolitiği
Aleksandr Dugin
[Yeni Avrasyacılık
--------------------------------------------------------------------------------
Yeni Avrasyacılık, günümüzdeki durumu küresel boyutta idrak etmeyi önermektedir: Biz, tek kutuplu bir dünyanın, yani doğrudan Amerikan kontrolünde ve Anglo-Sakson siyasi, iktisadi ve dini değerlerin hakimiyetindeki küresel Atlantikçi imparatorluğun kuruluşu eşiğinde bulunmaktayız. Jeopolitik açıdan sözkonusu olan, denizin küresel zaferi ve karanın mağlubiyetidir. Demek ki, yeni dünya düzeninin kurbanları sadece karasal devletlerin siyasi-stratejik menfaatleri değil, tekdünyacı (mondialist) ikameci-kültürün Procrustes1 yatağı¬na sığmayan tüm geleneksel değerler ve normlar sistemi olacaktır. Bugün kimse münferit mücadelede galebe çalmaya kabil değildir: halklar ve inançlar kendi aralarında hangisinin değerleri daha iyidir diye iddialarda bulundukları sürece, globalleşmenin küresel silindiri halkların, ırkların, dinlerin ve kültürlerin tüm farklılıklarını ve özelliklerini "tek bir insanlık" asfaltında ezecektir. Bu süreçte de, gerek ABD ile gönüllü işbirliğine gidenler, gerekse müstakbel küresel diktatörlüğe karşı çıkmaya cesaret edenler eşit düzeyde zarar görecek. ]
1. Bir Yöntem Olarak Jeopolitik
Jeopolitik yöntem, mahiyeti itibariyle karşıt iki hakimiyet modelinin -deniz ve kara- temel düalizmine dayanmaktadır. Bu düalizmi dikkate almaksızın jeopolitik hakkında fikir beyan etmek, yerçekimi yasalarını bilmeksizin klasik fizikten bahsetmek gibi, tamamen anlamsızdır. Erbabı için bu bilinen bir şeydir. Ancak "jeopolitik" kelimesini televizyon yorumcularından duyan sıradan halk için bu bir yenilik olabilir. Bu çalışma, tüm meseleleri bu bağlamda netleştirmek amacından doğmuştur, jeopolitik yöntemdeki kara-deniz karşıtlığı, bilgisayar teknolojisindeki 0-1 şeklindeki sayısal ikili kodla aynı şeydir.
Biz, bunu bir aksiyom olarak kabul ederek, jeopolitik analiz alanına adım atıyoruz. Fakat mevcut durumda her şey tedricen daha çetrefilli bir hal almaktadır.
Her şeyden önce, Kuantum mekaniğinde de olduğu gibi, çoğu şey "gözlemcinin duruşu"na bağlıdır. Beyazlar veya siyahlarla oynadığımıza bakmaksızın oyunun kurallarına prensipte evet dedikten sonra birtakım problemler çıkmaya başlar. Çünkü jeopolitik yöntem tek boyutlu ve tam-simetrik değildir. Siyahlar ve beyazlar (kara-deniz) burada farklı kurallara tabi olmakta, farklı şekilde hareket etmekte, farklı amaçların peşinden gitmektedirler. Bunlar, özerk mantık ve stratejilerle donatılmış nitel kutuplardır. Diğer nicel disiplinlerden farklı olarak Jeopolitik, nitel yaklaşımdan, ana kutupların temel nitel asimetrisinden hareket etmektedir. Jeopolitik analiz mekanı, değişken (anisotropic) hallidir: Karadan denize, denizden karaya bakış farklı sonuçlar verir; bunlar, iki farklı mantığa tabi iki farklı mekandır.
Kara ve deniz yalnızca gözlemin görünen hali değil aynı zamanda gözlemcinin içsel mahiyetidir; sadece dışarıda değil, içeridedir de. Kara ve deniz medeniyetinin insanları dünyayı, diğer insanları, kültürleri ve inanç sistemlerini kendi jeopolitik gözlükleriyle görürler. Ve bir de karma (şartlı olarak "kıyısal”) ara versiyonlar mevcut olduğundan, sözkonusu tablo inanılmaz derecede karmaşıklaşmaktadır.
Bununla beraber, jeopolitiğin amacı, her türlü sistemde (en karmaşığında bile) kara ve deniz temel düalizmini ortaya çıkarmaktır. Bu, daha sonra en karmaşık ve çok katmanlı kombinasyonlarda bu esaslardan her birinin gelişme diyalektiğini dikkatle takip etmek için gereklidir. Çinlilerin eril ve dişil iyin ve yang) menşe' teorileri veya Marksist emek-sermaye ilişkisi diyalektiği, bize jeopolitik yöntem hakkında bazı analojiler sunmaktadır; fakat jeopolitikte tabii ki, temel kutuplar farklıdır.
Jeopolitik, metafizik, gnostik veya etik teşhis yapmayı yani neyin aydınlık, hakikat ve hayır olduğunu; neyin ise karanlık, yalan ve şer olduğunu açıklamayı kendine amaç edinmez. Jeopolitik, her bir medeniyetin değer yapısının manasını anlamaya, idrak etmeye ve onun mantığını tasvir etmeye çalışır. Ancak objektif bir metodolojinin pekala belli bir medeniyetin ürünü olan somut kişileri veya bir grup insanı her zaman kullanıyor olması nedeniyle, objektif jeopolitik, teorik düzeyde dahi mevcut olamaz: her bir milli ekolün niteliksel yaklaşımını yansıtan bir jeopolitik, bir Anglo-Sakson, Alman, Rus, Arap, Çin, Japon, Türk vs. jeopolitiği olacaktır. Ve tüm bu yaklaşımlar, ezeli jeopolitik ikilikten hareket ederek, kendi ülkesinin tarihini, dinini, kültürünü, ırkını kara-de-niz temel yapı koduyla ilişkilendirerek genelleme yaptığı zaman gerçek bir jeopolitik nitelik kazanacaktır.
Bir halkın ve ülkenin tarihsel olayları ile jeopolitik kod arasındaki ilişkide, milli ekoller düzeyinde önemli eşitsizlikler belirmektedir. Sözkonusu kutuplardan herhangi biri ile azami derecede yakınlaşan medeniyet duruşları mevcuttur. Bu ülkelerin ve medeniyetlerin jeopolitik ekolleri, kural olarak, metodolojinin son derece açık ve tutarlı oluşu ile seçilmektedir. Bu durum doğaldır; zira onlar jeopolitik kodu incelemekle, kendi medeniyetlerinin esas mahiyetini araştırmaktadırlar, iki medeniyet -Anglo-Sakson (deniz) ve Avrasyacı (kara)- böylesi imtiyazlı bir durumda bulunmaktadır. Diğer medeniyet nüvelerinin çoğunluğu melez bir karakterdedir: Bunların jeopolitik özelliklerini tahlil ettiğimizde zorunlu olarak kara ve deniz esaslarının dengesinden bahsederiz. Diğer bir deyişle, Avrasyacı ve Atlantikçi (Anglo-Sakson) medeniyet dışındaki medeniyetlerin tamamı muhtelif düzeylerde "kıyısal nitelik" taşımakta, iki temelin diyalektik uyumu üzerinde kurulmaktadır. Tabii ki, Avrasyacı ve Atlantikçi çevrenin kendisinde de gerek yekpare gerekse heterojen (jeopolitik açıdan) hatlar mevcuttur. Fakat burada tek bir temel istikametin mevcudiyetinden söz edilebilir. Bu istikametten sapmak mümkün olmakla beraber, doğrudan karşıt olanla değiştirmek imkansızdır. Kıyısal medeniyetler için ise durum böyle değildir: Burada Avrasyacı veya Atlantikçi prensiplerin zaferi, medeniyet yönünün radikal değişimine neden olabilir. Gerçi bu "kıyısal medeniyetler" açısından jeopolitik temayül değişiklikleri ile oynama, jeopolitik kimliğin temeline konulmuştur. Bu oyun, kendi ana vektörleri ile kırılmaz surette ilişkili olan jeopolitik kutuplardan farklı olarak, ne radikal bir etik anlamı, ne de mutlaklığı içermektedir.
2. Jeopolitiğin Tanımlanması
Jeopolitik araştırmalarına ilgi arttıkça, jeopolitiğin açıkça bir tanımını yapmak daha önemli bir hale gelmektedir. Bu, sözkonusu kavramın hem daraltılmaması hem de genişletilmemesi için gereklidir, isveçli Rudolf Kjellen'in "jeopolitik, devletin teritoriyle ilişkisini inceleyen bir disiplindir" şeklindeki temel tanımı bugün için açıkçası yeterli değildir. Çünkü yüzyılı aşkın araştırmalar, jeopolitik yöntemin sadece devletler tarihinde değil, medeniyetsel, kültürel, dini ve iktisadi kurallara uygunlukların sistematize edilmesinde de pekala kullanılabileceğini göstermiştir. Bugün "Ortodoksluğun jeopolitiği", "islamın jeopolitiği", "sosyalizmin jeopolitiği", "demokrasinin jeopolitiği", "beyaz ırk"ın ve "siyahiler"in jeopolitiğinden bahsetmemiz gayet mümkündür. Bu nedenle, "jeopolitik"in daha geniş tanımını vermenin tam sırasıdır
Jeopolitik, insanlığı mekan faktörüyle karşılıklı ilişkisi içerisinde inceleyen bir disiplindir.
Son yüzyıllarda diakronizmin katı ve nitel algılanışı üzerine kurulan tarihsel (geçici) yöntem geçerli olmuştur: Halkların ve devletlerin tüm hayatı, bir gelişme süreci olarak değerlendirilmiş, tasvir edilmiş ve araştırılmıştır. Bu çerçevede tarihsel gelişmenin evrensel yasalara uygunlukları, hayatın zamana göre kurulması, ebedi şeyler olarak addedilmekteydi. Diakronik yaklaşıma olan yakın ilgi, nitel zamanla yani tarihin kendisi ile büyülenme burada tezahür etmekteydi. Coğrafya (mekan) sırf tarihin (zaman) prizması vasıtasıyla idrak edilmekteydi. Bu yüzden, halklar ve ülkeler, dinler ve kültürler dolaylı ve açık şekilde "gelişmişler" ("öncüler", "ilerlemeciler") ve "gelişmemişler"e ("geri kalmışlar", "ilkeller") bölünmekteydi. Tarihselciliğin benzersiz olması gelişmemişlerin herhangi bir değer ve orijinaliteye sahip olma hakkını reddediyordu: gelişmemişler yalnızca "öncülere yetişmek"le değerli hale gelebilirlerdi.
Tarihselciiiğin istismar edilmesi, pek çok ilginç öğreti üretti, fakat bir sürü haksızlıklara da yol açtı. Bunlardan en rezili, (köle ticaretinden Auschvvitz toplama kampının dehşetlerine) Avrupa ırkçılığıdır. Nitel zaman kriterlerine bağlılık, tarihin daha yüksek bir aşamasına mensup olma, birilerine ötekiler üzerinde hakimiyet kurma hakkını sağlamaktaydı. Gerekçeleri de, ötekilerin "gelişmemiş", dahası "yetkinleşmemiş, eksik, zararlı" olmalarıydı, "ilerlemeci" milletler, çocukların, özürlülerin veya geri zekalıların himayeye alınmasına benzer şekilde "geri kalmışlar"! idare etme hakkını kendilerinde görmüşlerdi.
Jeopolitik, mekansal kritere öncelik vermekle (özellikle Aydınlanma Çağından itibaren açıkça ifade edilen) tarihselciliğe karşı tek taraflı hayranlığı dengelemeyi hedeflemektedir. Bir bakıma, jeopolitik medeniyetler ve halkların senkronik tablosundan hareket etmektedir. Bir tarihçi için her şeyden önemlisi "ne zaman" sorusuna bir cevap bulmaksa, bir jeopolitikçi için bu "nerede" sorusudur. Olayların anlamı, zaman ekseninden ziyade mekan üzerindeki konumlarıyla da belirlenmektedir.
Tarihselcilik, mekan (coğrafi) faktörünün türdeş ve önemsiz olduğu, tarihi zamanın ve yapısının temelde bir olduğu koşulundan ileri gelmektedir. Jeopolitik ise kürenin her bir noktasında, mekanın içsel işleyişe uygunluklarını yansıtan kendine özgü zamanı olduğunu kabul etmektedir.
Bu şekilde anlaşılan jeopolitik, insan düşüncesinin, felsefesinin ve analizinin yeni biçimleri için muazzam ufuklar açmaktadır. Şimdi anlaşılmıştır ki, jeopolitik yaklaşımın uluslararası ilişkiler, askeri strateji veya makro-iktisat alanına tatbik edilmesi, bir güç uygulamasından ve oldukça somut olgulara yeni temel bir metodolojinin özel ve sınırlı -fiilen tecrübe ve tatbik edilebilir- bir uygulanmasından başka bir şey değildir. Yerel siyasi amaçların gerçekleştirilmesinden başlayan jeopolitik, fark edilmeden öyle bir raddeye geldi ki, buradan daha büyük bir ölçeğe geçmesi mukadderdir.
Tarihselcilik modernite çağının alameti idiyse, jeopolitik -veya daha geniş anlamda, mekan felsefesi- postmodern çağın öncelikli enstrümanı olma iddiasındadır.
3. Türkiye'nin Jeopolitiği
Türkiye jeopolitiğinin bütünsel bir tablosunu, tabii ki çağdaş Türklerin çizmesi gerekir. Bu, bütün bir milli ekol faaliyetinin ürünleri olmalıdır. Biz ise, bu temel konuya yaklaşımın sadece başlıca hususlarını kaydetmeye çalışalım.
Türkiye jeopolitiğinin temel saikinin Türk etnik menşeinin kadim katmanları olduğunu kabul etmek gerekir. Devasa bir dünya imparatorluğunu (ki onun hayati merkezini şu anki Türkiye muhafaza etmektedir) kuran Türklerin tarihi yükselişinin kökünde de bu faktör bulunmaktaydı.
Bozkır göçebeleri olan kadim Türkler, açıkça ifade edilen kıtasal, karasal kaynağın taşıyıcıları idiler. Onlar Avrasya'nın enginliklerinde bir halk olarak teşekkül etmiş ve yayılma, özgürlük ve iktidar enerjisini özümsemişlerdi. Moğol, iskit, Hun, Avar, Got, Alan vs. diğer Avrasya göçebeleri gibi Türkler de, gerek stepleri, gerekse daha barışçı olan yerleşik medeniyetleri kontrolü altında birleştiren göçebe imparatorluk prensibini kendi kültürlerinde barındırmaktaydılar. Göçebe imparatorluklar daima tüm Avrasya tarihinin kaynaştırıcı unsuru sayılmıştır. Jeopolitiğin kurucusu Halford Mackinder'in ifadesiyle, bu imparatorluklar "kara eşkıyaları" dalgasının parlak ifadesi idi. Aslında kıtanın derinliklerinden gelen ve kıyısal hatlardan azami uzaklıkta veya taşımacılığa kapalı soğuk okyanus mekanları ile çevrelenen bu yayılmacı ve kaynaştırıcı saik, jeopolitikte Avrasyaalık olarak adlandırılmaktadır.
Bu anlamda, çağdaş Türkiye'nin ve hatta Osmanlı imparatorluğu'nun kuruluşunun kökleri saf Avrasyacılık muhitine inmektedir.
Bu derin arkaik Avrasyacı menşei Türkiye jeopolitiğinin mayası addetmek icap eder. Jeopolitik köktencilik (Türkçe anlamındaki) bakış açısı savunulursa, o zaman asıl bu alt katman başlıca ve belirleyici etken olarak değerlendirilmelidir.
Mekan felsefesi olarak jeopolitik, "ilerleme" anlayışını tanımadığından, bu Avrasyacı katman, Türkiye devletçiliği tarihinde üstünlük teşkil etmesine ve şu anki aşamada bir hayli zayıflamasına rağmen hiç de küçülmemiştir.
Aslına bakılırsa Panturanizm ülküsü asıl bu derin katmana seslenmektedir. Gerçi sırf ırksal faktör ve tarihi Rusofobi (Rus aleyhtarlığı) vurgusu (aynı zamanda, bu ideolojinin üçüncü güçlerce ara amaçlar için kullanılması ihtimali) bu ülküyü esaslı bir şekilde göreceli kılmaktadır. Eğer Panturanizmin Avrasyacı bağlamda tashih edilmesi mümkün olsa idi, Türkiye jeopolitiğinin tutarlı ve çelişkisiz bir modeline oldukça uygun olacaktı.
Türkiye jeopolitiğinde ikinci düzlem, esasen Osmanlı jeopolitiğidir. Burada başlangıçtaki Türk saikinin temelinden değişimi ortaya çıkmakta, islam faktörü ve Türkler tarafından fethedilen toprakların girift etnik ve kültürel yapısı devreye girmektedir. Burada islamın tarihi jeopolitiği ile.Akdeniz ve Orta Doğu'nun asırlara dayanan mürekkep jeopolitik sisteminin ortak hayatı (symbiasis) sözkonusudur. Gerek islamın, gerekse Orta Doğu-Akdeniz havzasının jeopolitiği, kara ve deniz vektörlerinin sıkı bir biçimde içice geçtikleri tamamen farklı konulardır.
İslam ümmetinin temelini atan Arap fütuhatı, kökü itibariyle şüphesiz ki, karasal ve kıtasal idi. Akdeniz ise, kara ve deniz prensiplerinin birbiriyle daima çatıştığı karşıt jeopolitik yönelimlerin yumağı idi. Her iki jeopolitik gerçekliğin neredeyse belirgin bir şekilde tebarüz ettiği karasal Roma-denizci Kartaca açık zıtlığının dışında, sözkonusu esaslar, bu havzanın Mısır, Suriye, Mezopotamya, Yunanistan, iran vs. gibi tüm medeniyetlerde daha örtülü ve hassas bir biçimde bir arada bulunmaktaydı.
Osmanlı imparatorluğu, tüm bu mürekkep jeopolitik mecmuun tamamını Avrasyacı sert bozkırlıların denetimi altında toplamıştı. Bu bozkırlılar, imparatorluk kurucu enerjileri ve sade fakat sert askeri etikleri sayesinde bu çok çeşitli kitleyi tek bir jeopolitik sistemde eritip kaynaştırmayı başarmışlardı, Ancak Mağrip'ten Balkanlar ve Kafkaslara kadar büyük mekanlar üzerinde denetim kuran Türklerin kendileri de, fethettikleri medeniyetlere özgü jeopolitik eğilimleri tedricen benimsemekteydiler. Osmanlı İmparatorluğu'nun jeopolitik tarihinin tam bir tablosunu çizmek özenli ve ayrıntılı bir araştırmayı gerektirmektedir. Bu, genelde jeopolitik için de gerekli olacak önemli ve ilgi çekici birçok bilgi verebilir. Bildiğim kadarıyla, henüz böyle bir çalışma mevcut değil.
Türkiye'nin jeopolitik tarihindeki üçüncü temel aşama, milli veya post-emperyal aşama olarak adlandırılabilir. Akdeniz'in uçsuz bucaksız mekanlarına fevkalade yayılmadan sonra imparatorluğun idari nüvesinin jeopolitik saiki, dar bir milli devlet boyutuna kadar geriledi. Bu durum hemen birçok yeni probleme yol açtı: Türkler emperyal idarenin etnik çekirdeğini oluşturdukları zaman milli esas, jeopolitik, sosyal ve dini misyonla örtüşmekteydi. Fakat önder bir etnisitenin üstünlüğünde Kemalist ulus-devlet modeline geçişte özellikle Rum, Bulgar, Ermeni ve Kürt milli azınlıklar problemi yeni bir boyut kazandı. Modem Türkiye'nin, Genç Türklerin demir iradesi ile perçinlendiğini,, laiklik ye milliyetçilik prensipleriyle kaynaşmış, katı bir askeri özün üstünlüğünde kurulduğunu biliyoruz. Fakat askeri-siyasi yapıyla böylece perçinlenen ulus-devlet oluşumu artık büsbütün yeni bir jeopolitik çizgiyi dikte etmekteydi: O andan itibaren Türkiye, islam aleminde liderlik iddiasında bulunamazdı. Zira diğer islam ülkelerinin (Büyük Britanya tarafından desteklenen ve hatta tahrik edilen) çoğunluğu, Türkiye karşıtı milli politikalar neticesinde ortaya çıkmışlardı. Türkler emperyal fonksiyonlarını da kaybetmişlerdi; devletleri etrafında Arap ülkeleri, Rusya, Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya, iran gibi eski ve yeni düşmanlar bulunmaktaydı. Bu durum, dış desteği zorunlu kılıyordu. Ankara, 20. yüzyılın birinci yarısında angaje olmamış jeopolitik müttefik olarak Almanya'ya yönelmiş, II. Dünya Savaşından sonra ise, bu "harici akciğer" ABD olmuştur.
Jeopolitik açıdan bu, Türkiye'nin büyük jeopolitikten (kıtasal ve emperyal) küçük jeopolitiğe (durumsal ve pragmatik) geçişi anlamına gelmektedir. Biçim ve muhteva bakımından Atlantikçi blok olan NÂTO'ya girişin, aslında Türk tarihini oluşturan derin jeopolitik etkenlerin tezahür etmesiyle gerek kavramsal ve tarihsel, gerekse medeniyetsel olarak çatışacağını dikkate almak gerekir. Bu etkenler, şüphesiz ki, çoğunlukla karasal ve Avrasyacı idi. NATO ile ittifak taktik meseleleri çözmekteyse de, milli devletin biçimi ve askeri-demokratik laik rejim büyük çaplı jeopolitik geleceğin temeli olamaz. Diğer bir deyişle, Türkiye'nin (küçük değil) büyük oyunda ağırlığı olan bir oyuncu olması için kendi tarihinin manasını yeniden idrak etmesi, yeni perspektifleri tasarlaması, Ankara'nın mutabık olabileceği büyük ölçekli jeopolitik projelere sahip sağlam ve güvenilir partnerler bulması gerekir.
4. Türkiye için Yeni Avrasyacılık
Bir Rus jeopolitikçisi olarak hiç şüphesiz öne sürülen jeopolitik projelerin tavsiye edilmesinde ve değerlendirilmesinde tarafsız değilim. Bunların tümü artık Avrasyacı projeler sayılmaktadır; zira Rus medeniyetinin jeopolitik mahiyeti Avrasyacılıktır. Mekan felsefesi nokta-i nazarından Rusya, Avrasya'dır; Rusya ve Avrasya medeniyetsel ve jeopolitik açılardan müteradiftir. Anglo-Sakson dünyası (objektif olarak Dünya Adası) örneğinde olduğu gibi, Heartland topraklarını içine alan Rusya'nın derin kimliği çok açıktır: Rusya ya büyük Avrasyacı kıtasal imparatorluk olacak, ya da hiç varolmayacaktır. Rusya'nın jeopolitik kimliği, "kara eşkıyaları" dalgasına, Slav unsurunun Cengiz Han imparatorluğu'nun Türk-Moğol kökeni ile ittifakına dayanmaktadır. Rus Avrasyacı düşünürler (N. S. Trubetskoy, P. N. Savitski, N. N. Alekseyev, P. S. Suvchinski, L. N. Gumilev) kendi çalışmalarında bu hususu tetkik ve sistematize etmişlerdi. Bu nedenledir ki, Türkiye'de en çok ilgimi çeken şey Avrasyacı eğilimlerdir. Çünkü bu temel üzerine sadece günübirlik müşterek menfaatlere ulaşılmakla kalınmaz, Karadeniz çevresinde ve Kafkasya'da birkaç asırdır süren Rus-Türk çatışmasına da son verilebilir ve aynı zamanda stratejik yeniden yapılanma doğrultusunda tüm kıta için yeni çok kutuplu bir proje geliştirilebilir.
Bir ulus devlet ve NATO üyesi olarak Türkiye, Avrasya projesi için yeterince hasım bir oluşumdur: böylesi bir Türkiye ile Rusya'nın ortak hedeflerinden çok daha fazla jeopolitik çelişkileri bulunmaktadır. Realist olmak ve durumu aklıselimle değerlendirmek gerekir: Ankara'nın Çeçen ayrılıkçılarına belirli düzeyde yardımı, eski Türk-Ermeni sürtüşmeleri, Bakü'de Moskova karşıtı atmosferin desteklenmesi, Bakü-Ceyhan petrol boru hattı inşasıyla ilintili tüm konular, Atlantikçi ve Avrasya karşıtı stratejinin parametrelerine açıkça uygun düşmektedir. Bu durumda Rusya, iran'la ilişkilerin pekiştirilmesinden, Ermenileri öncelikli olarak desteklemeye, Kıbrıs konusunda Rumlar lehine lobicilikten, Kürt isyancılar ve islamcı gelenekselciler ile samimi ilişkilere varıncaya kadar geleneksel bir karşı hareketler sistemine otomatik olarak itilmektedir. Fakat tüm bunlar taktik düzeyde olan şeylerdir. Yeni Avrasyacı proje, tamamen farklı bir şeyi öngörmektedir.
Yeni Avrasyacılık, günümüzdeki durumu küresel boyutta idrak etmeyi önermektedir: Biz, tek kutuplu bir dünyanın, yani doğrudan Amerikan kontrolünde ve Anglo-Sakson siyasi, iktisadi ve dini değerlerin hakimiyetindeki küresel Atlantikçi imparatorluğun kuruluşu eşiğinde bulunmaktayız. Jeopolitik açıdan sözkonusu olan, denizin küresel zaferi ve karanın mağlubiyetidir. Demek ki, yeni dünya düzeninin kurbanları sadece karasal devletlerin siyasi-stratejik menfaatleri değil, tekdünyacı (mondialist) ikameci-kültürün Procrustes1 yatağına sığmayan tüm geleneksel değerler ve normlar sistemi olacaktır. Bugün kimse münferit mücadelede galebe çalmaya kabil değildir: halklar ve inançlar kendi aralarında hangisinin değerleri daha iyidir diye iddialarda bulundukları sürece, globalleşmenin küresel silindiri halkların, ırkların, dinlerin ve kültürlerin tüm farklılıklarını ve özelliklerini "tek bir insanlık" asfaltında ezecektir. Bu süreçte de, gerek ABD ile gönüllü işbirliğine gidenler, gerekse müstakbel küresel diktatörlüğe karşı çıkmaya cesaret edenler eşit düzeyde zarar görecek.
Kendi kimliğimizi savunmak için bizler, çok az bir süre önce rakiplerimiz ve hatta hasımlarımız olanlarla dahi ciddi jeopolitik bir ittifaka girmek zorundayız.
Dolayısıyla, gerçekte ve derinden bizi yakınlaştıran şeyi aramak gerekir. Türkiye'nin jeopolitik kökünün asıl Avrasyacılıkta aranması icap ettiğini yukarıda ifade ettim. Bu az bir şey değil. Bu, Rusya-Türkiye ilişkilerinde yeni bir sayfa açılması için ciddi bir temel sunmaktadır. Bununla beraber, hayaller kurmak gerekmez: Bu sayfayı yazmak hiç de kolay olmayacak; çünkü Ruslar ve Türklerin göreceli uyuşmazlığı diğer geri kalan şeyler gibi bizim tarihi kimliğimizin bir parçasıdır. Fakat, Amerikan merkezli yeni dünya düzeninden gelen tehdidin ciddiyeti, bizleri bu aşamaya mümkün olduğunca hızlı geçmeye mecbur etmelidir.
Büyük Rus filozofu Konstantin Leontev, Rusya ile Türkiye'nin mukadderatının birleşmesi gerekeceğini henüz 19. asrın sonlarında söylemiş, o zamanın bu iki imparatorluğunda pek çok ortak nokta bulmuştu. Leontev'e has olan bu Turkofillik (Türk severlik), daha sonra Trubetskoy'dan Gumilev'e kadar Rus Avrasyacılarının Turkofilliği şeklinde yeniden canlandırıldı. Dost Türk halklarının imparatorluk kurucu saikinin değerini idrak eden biz Slavlar, dostluk elini uzatmaya hazırız. Avrasya çok büyüktür ve enginlikleri herkese yeter. Ancak 21. yüzyılın "Amerikan yüzyılı" olacağına ilişkin meşum kanaat gerçekleşirse, o zaman biz ortak Vatanımızı kaybedebiliriz. Eğer bu yüzyıla "Amerikancı" olma hükmü verilmişse, o zaman Avrasya'yı ölüm bekliyor. Çünkü jeopolitiğin başlıca yasasına göre, bir deniz medeniyeti olarak Atlantikçilik, bir kara medeniyeti olarak Avrasyacılığın doğrudan karşıtıdır.
Aleksandr Dugin
17 Ocak 2003
http://www.turkdirlik.com/Bilgimece/Siyaset/Umumi/ADugin0001.htm
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
