26 Kasım 2009 Perşembe
Kronolojik BOP Dosyası
AKP'nin Kronolojik BOP Dosyası
________________________________________
Açıklama: İP'nin Erdoğan'ın 31 ayrı yerde BOP'a hizmet ettiğini belgeleri ile hazırlayıp Anayasa Mahkemesi'ne sunduğu o dosya..
Kategori: BOP Özel Dosyaları
Eklenme Tarihi: 19 Mayıs 2008
Geçerli Tarih: 26 Kasım 2009 17:13
Site: Büyük Ortadoğu Projesi
URL: http://www.buyukortadoguprojesi.com/haber/3-bop-ozel-dosyalari-akpnin-kronolojik-bop-dosyasi.html
________________________________________
Başsavcı'nın hazırladığı iddianamede yer alan AKP-BOP ilişkisini, savunma dosyasında reddeden ve hatta iftira diye nitelendiren AKP'ye İşçi Partisi delilli belgeler ile ispatlayarak Anayasa Mahkemsine sundu..
İşte deliller :
1. KANAL D / TEKE TEK
(16 Şubat 2004)
“Şu anda Amerika’nın da ‘BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ’ var ya
‘GENİŞLETİLMİŞ ORTADOĞU’, yani bu proje içerisinde Diyarbakır
bir yıldız olabilir. Bunu başarmamız lazım”.
2. ÇIRAĞAN SARAYI / ABD-TESEV-ALMAN
MARSHALL FONU TOPLANTISI
(25 Haziran 2004)
“Üstlendiğimiz misyon gereği Ortadoğu ve Avrasya ülkelerine
yöneleceği…EŞBAŞKANI OLDUĞUMUZ GENİŞLETİLMİŞ
ORTADOĞU PROJESİ için…”
3. YENİ ŞAFAK / İSTANBUL NATO ZİRVESİ ÖNCESİ
(25 Haziran 2004)
“GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA ülkelerinin buraya
katılması…EŞBAŞKANLAR OLARAK Türkiye, İtalya, Yemen
ÜZERİMİZE DÜŞEN GÖREVLERİ YERİNE GETİRMEYE
ÇALIŞACAĞIZ”.
4. İRAN / BASINA
(28 Temmuz 2004)
“Demokratik ortak olarak GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA
PROJESİ içinde, bu projenin EŞBAŞKANLARI ARASINDAYIM”.
5. DAVOS / KLAUS SCHWAB’LA SÖYLEŞİ
(28 Ocak 2005)
“Türkiye işlevini BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ içinde, bu bölgede
etkin bir şekilde yerine getirecektir. Her görüşmede, attığımız her
adımda bunun UYGULAMASINI YAPIYORUZ”.
6. ZAMAN / ABD YOLCULUĞUNDA RÖPORTAJ
(7 Haziran 2005)
“Biliyorsunuz GOP, bir alt biriminin EŞBAŞKANLIĞINI
ÜSTLENDİĞİMİZ bu proje. Olay sadece Ortadoğu’yu
kapsamıyor…Bu konuda yapacağımız çalışmalara komşu ülkelerden
başladık. Suriye, Lübnan, Fas, Tunus gibi ülkelere geziler
düzenliyoruz. Yakında Cezayir’e gideceğiz, Ürdün’e gideceğiz”.
7. ABD / WILLARD OTEL, BASIN TOPLANTISI
(8 Haziran 2005)
“’Sea Island’ sürecinde Türkiye, İtalya ve Yemen GENİŞ BÜYÜK
ORTADOĞU PROJESİ’NDE BİR GÖREV ÜSTLENDİK ve
EŞBAŞKANLIK bu üç ülkeye VERİLDİ”.
8. ABD / AMERİKAN DIŞ POLİTİKA DERNEĞİ (FPA) TOPLANTISI
(10 Haziran 2005)
“Biz Türkiye olarak, bildiğiniz gibi, GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY
AFRİKA İNİSİYATİFİ ÇALIŞMALARINDA ROL ALDIK.
EŞBAŞKAN OLARAK BU SÜRECİ İŞLETMEYE DEVAM
EDİYORUZ”.
9. ESENBOĞA HAVALİMANI / ABD DÖNÜŞÜ
(12 Haziran 2005)
“Biz BÜYÜK ODTADOĞU PROJESİ’ne bu seyahatte başlamadık.
Biliyorsunuz adı değişti, GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA
İNİSİYATİFİ olarak belirlendi. Bunun içerisinde Türkiye, İtalya ve
Yemen, EŞBAŞKAN OLARAK ÇALIŞMAYA BAŞLADIK”.
10. ESENBOĞA HAVALİMANI / LÜBNAN’A
HAREKETİNDEN ÖNCE
(15 Haziran 2005)
“GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA İNİSİYATİFİ çerçevesi
İçerisinde Türkiye EŞBAŞKANLIK olarak paylaştığı bir GÖREVİ
YÜRÜTECEK”.
11. ABD / DÜNYA İŞ KONSEYİ
(WORLD AFFAIRS COUNCIL) TOPLANTISI
(7 Temmuz 2005)
“TÜRKİYE’NİN AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’YLE
YAPABİLECEĞİ ÇOK ŞEY VAR. Türkiye’nin Sea Island
Süreci’nde, GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA
İNİSİYATİFİ’NDE EŞBAŞKAN OLARAK YER ALMIŞ
OLMASI BUNDAN KAYNAKLANMAKTADIR”.
12. ABD / DIŞ İLİŞKİLER KONSEYİ (CFR) TOPLANTISI
(13 Eylül 2005)
“GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA GİRİŞİMİ İÇİNDE
ÖNEMLİ BİR ROL OYNUYORUZ. Amerika’nın Ortadoğu’da
oynayacağı önemli bir rol var. ONUN BİR PARÇASIYIZ ve ŞU
ANDA ONUN DAHİLİNDE ÇALIŞIYORUZ”.
13. ANKARA / AKP MYK TOPLANTISINDAN SONRA BASINA
(16 Kasım 2005)
“Dışişleri Bakanı Gül, Bahreyn’de ABD Dışişleri Bakanı Condellize
Rice ile GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKE PROJESİ ile ilgili
görüşecek. Söz konusu projede EŞBAŞKANLIK GÖREVİ
YAPIYORUZ ve YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ”.
14. DENİZLİ POLİSEVİ / İŞADAMLARIYLA TOPLANTI
(19 Kasım 2005)
“Eğer bugün GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA
PROJESİ’NDE TÜRKİYE EŞBAŞKAN OLARAK GÖREV
YAPIYORSA…ŞU ANDA BU GÖREVİ YAPMAYA
ÇALIŞIYORUZ”.
15. TBMM / AKP GRUBU
(29 Kasım 2005)
“…Onun için BİZ ŞU ANDA GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY
AFRİKA PRJESİ İÇERİSİNDE EŞBAŞKANLIK GÖREVİNİ
ÜSTLENMİŞİZ”.
16. ATV / SİYASET MEYDANI
(28 Aralık 2005)
“Biliyorsunuz, GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA PROJESİ
İÇİNDE EŞBAŞKANIZ, bunun gereği olarak da inisiyatif alma
gayreti içindeyiz”.
17. TBMM / AKP GRUBU
(21 Şubat 2006)
“…GENİŞLETİLMİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA
İNİSİYATİFİ’NDEKİ rolümüz, EŞBAŞKANLIK GÖREVİMİZ bize
özellikle Ortadoğu’da önemli görevler yüklemektedir. Bugüne kadar
başlattığımız bütün dış politika hamleleri, bu parametre üzerine
kurulmuştur. Az önce bir kaçını hatırlattığım bu girişimler, aynı dış
politikanın, aynı vizyonun tutarlı ve tamamlayıcı parçalarıdır”.
18. İSTANBUL ÜSKÜDAR / AKP İLÇE KONGRESİ
(26 Şubat 2006)
“Biz Ortadoğu’da GODKA denilen GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY
AFRİKA PROJESİ’NİN İÇİNDE EŞBAŞKANIZ. BİZ ORADA
GÖREV İFA EDİYORUZ. BÖYLE BİR GÖREV TÜRKİYE’YE
SEÇİLEREK VERİLMİŞTİR”.
19. İSTANBUL TUZLA / AKP İLÇE KONGRESİ
(4 Mart 2006)
“BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ’NİN EŞBAŞKANLARINDAN
BİRİYİZ”.
20. İSTANBUL BAYRAMPAŞA / AKP İLÇE KONGRESİ
(4 Mart 2006)
“BOP’UN EŞBAŞKANLARINDAN BİRİYİZ. BU GÖREVİ
YAPIYORUZ”.
21. SAİT HALİM PAŞA YALISI / UBS BANK’IN YEMEĞİ
(28 Nisan 2006)
“GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA PROJESİ’NE bundan
dolayı GİRDİK”.
22. AVUSTURYA
(11 Mayıs 2006)
“BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ’NE, GENİŞLETİLMİŞ
ORTADOĞU PROJESİ’NE niye katıldınız, niye bunların içinde yer
aldınız diye eleştiriler geliyor. BİZ DE ‘OLACAĞIZ’ DİYORUZ”.
23. ZAMAN / G-8 ZİRVESİ’NE GİDERKEN RÖPORTAJ
(13 Mayıs 2006)
“GENİŞLETİLMİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA PROJESİ
EŞBAŞKANI OLARAK TÜRKİYE’YE BÜYÜK GÖREV
DÜŞÜYOR”.
24. YENİ ŞAFAK / G-8 ZİRVESİ’NE GİDERKEN RÖPORTAJ
(13 Mayıs 2006)
“Bölgemizdeki gelişmeler karşısında Türkiye olarak üzerimize büyük
Görev düşüyor. Bunun için de ABD’ye bir ziyaret
planlıyorum…TÜRKİYE, GENİŞLETİLMİŞ ORTADOĞU ve
KUZEY AFRİKA PROJESİ EŞBAŞKANI
OLDUĞU İÇİN BUNU ABD’YLE KONUŞMAMIZ GEREKİYOR”.
25. ESENBOĞA HAVALİMANI / MISIR’A GİDERKEN
(20 Mayıs 2006)
“Ziyaretim sırasında GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA
PROJESİ ÇERÇEVESİNDE YAPMAYI PLANLADIKLARIMIZI
DA ANLATMA FIRSATINI BULACAĞIZ”.
26. TBMM / AKP GRUBU
(30 Mayıs 2006)
“TÜRKİYE, GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA PROJESİ
İÇERİSİNDE ORTAK ÜYELİĞE KABUL EDİLMİŞTİR. Bizler
bunun için burada bir ortak üyeliği ve ardından da EŞBAŞKANLIK
GÖREVİNİ İtalya ve Yemen ile birlikte KABUL ETTİK”.
27. ARTVİN
(15 Temmuz 2006)
“Biz Türkiye olarak GOKAP içerisinde yer aldıysak, bunun için
bizlere davet yapıldı, bunlar olacak diye BİZ EŞBAŞKAN OLARAK
KABUL ETTİK”.
28. CNN / LARRY KING SHOW
(27 Temmuz 2006)
“Daha önce GENİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA GİRİŞİMİ
İÇERİSİNDE ZATEN YER ALMIŞTIK. BURADA EŞBAŞKANLIK
GÖREVİ ÜSTLENMİŞTİK”.
29. CNN TÜRK / “EDİTÖR” PROGRAMI
(6 Kasım 2006)
“BOP İÇERİSİNDE davet edilen ülkeler kimlerdir? TÜRKİYE VAR,
Yemen vardı, ÜÇ TANE EŞBAŞKAN VAR”.
30. BEYRUT DÖNÜŞÜ
(4 Ocak 2007)
“BİZ GENİŞLETİLMİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA
PROJESİ’Nİ BUNUN İÇİN KABUL ETTİK…Türkiye, İtalya ve
Yemen’le EŞBAŞKANLIK GÖREVİ ÜSTLENDİK”.
31. ALMAN “SÜDDEUTSCHE ZEITUNG” GAZETESİ / MAKALESİ
(7 Şubat 2008)
“Bu sebeple TÜRKİYE, G-8 ülkelerinin de desteklediği
GENİŞLETİLMİŞ ORTADOĞU ve KUZEY AFRİKA PROJESİ
İÇİNDE İNİSİYATİF ALMAKTADIR”.
"BOP eşbaşkanlığı"
BOP Eşbaşkanlığı AKP'nin resmi sitesinden çıktı !
________________________________________
Açıklama: İşte AKP'nin yalanladığı BOP eşbaşkanlığının delilleri !
Kategori: BOP Özel Dosyaları
Eklenme Tarihi: 19 Mayıs 2008
Geçerli Tarih: 26 Kasım 2009 17:01
Site: Büyük Ortadoğu Projesi
URL: http://www.buyukortadoguprojesi.com/haber/5-bop-ozel-dosyalari-bop-esbaskanligi-akpnin-resmi-sitesinden-cikti-.html
________________________________________
AKP'nin resmi internet sitesinden çıkardığımız Mahkeme delili sayılabilecek kanıtlar!
Kapatma davası için başsavcının hazırladığı iddianamede "BOP eşbaşkanlığı" konusu da yer almış, AKP hazırladığı savunmada buna karşı "BOP'a değil 'Medeniyetler İttifak'ına Eşbaşkanız" açıklaması yaparak Başsavcının iddialarını gazete küpürlerine dayandırdığını ve doğru olmadığını söylemiştir.
Ancak AKP'nin resmi sitesi ( www.akparti.org.tr ) öyle demiyor!
Sitenin arama bölümüne "Büyük Ortadoğu yahut diğer bir adı olan Kuzey Afrika Projesi" yazdığımızda karşımıza bir çok haber çıkıyor ve bu haberlerin 7sinde Erdoğan ve Gül'ün Büyük Ortadoğu Projesi (Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi) 'ne hizmeti ve eşbaşkanlığı açıkça dile getiriliyor.
Anlaşılan o ki, Erdoğan, Anayasa Mahkemesi'nde görülen bir davaya yalan beyanda bulunarak "mahkemeyi aldatmaya yönelik beyan vermek" suçundan dolayı yeni bir dava ile de karşı karşı kalacak!..
İşte AKP'nin resmi sitesinden alıntılar:
VARAN 1 / Recep Tayyip ERDOĞAN
Tarih : 28.07.2004
" 'Büyük Ortadoğu Projesi'nde ortak hedef olarak İran gösteriliyor. Bu konu gündeme geldi mi?' sorusu üzerine Erdoğan, şu anda demokratikortak olarak geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika projesi içinde bu projenineşbaşkanları olarak Türkiye, İtalya ve Yemen'in yer aldığını ifade etti. "
http://www.akparti.org.tr/haber.asp?haber_id=4808&kategori=1
VARAN 2 / Abdullah GÜL
Tarih : 09.11.2004
Milletvekillerinin Büyük Ortadoğu Projesi'ne ilişkin görüşlerine de değinen Gül, bu konunun çok hassas bir konu olduğunu bildirdi. Bunun, 'Gizli emelleri, projeleri içerebileceğini' vurgulayan Bakan Gül, Türkiye'nin buna kayıtsız olması durumunda yanlışlığa seyirci kalabileceğini bildirdi. 'Türkiye'nin aktif katılımının birçok yanlışları önleyebileceğini' belirten Gül, 'Çünkü Türkiye bir taraftan çoğunluğuyla Müslüman bir ülkedir, öte yandan demokrasiyi gerçekleştirmiş bir ülkedir. Türkiye burada çok önemli bir işlevi yerine getirmektedir. Türkiye, Orta Doğu ülkelerine ilham kaynağı olmaktadır. Türkiye şeffaflığın, hesap verilebilirliğin örneğidir. Proje, reformların gerçekleşmesi, halkın yönetime katılması anlamında ise Türkiye'nin yapacağı çok şey vardır. Kenarda durup seyrederseniz işler yanlış gidebilir' dedi.Projenin ortaya çıkışı ile bugün geldiği nokta arasında büyük farklılıklar bulunduğunu ifade eden Bakan Gül, ülkelerin bu sürece kendi inisiyatifleri ile katılmasının önemine dikkati çekti. 'Ben inanmadığım projeyi savunmam' diyen Gül, bu görüşlerini Washington'da da Paris'te de dile getirdiğini söyledi.
http://www.akparti.org.tr/haber.asp?haber_id=4899&kategori=1
VARAN 3 / Recep Tayyip ERDOĞAN
Tarih : 08.06.2005
'Genişletilmiş Ortadoğu Projesi'nin Kafkaslar'a ve Ortadoğu'ya dayayıldığı, Türkiye'nin neler yapmaya hazır olduğu ve nasıl bir işbirliği sergileneceği, Türk demokrasisinin liderlik özelliğinin nerede devreye gireceği?' sorusu üzerine Başbakan Erdoğan, 'Sea Island' sürecinde Türkiye, İtalya ve Yemen'in geniş Büyük Ortadoğu Projesi'nde demokratik ortak olarak bir görev üstlendiğini ve bu görevle birlikte eş başkanlığın bu üç ülkeye verildiğini anımsattı.
http://www.akparti.org.tr/haber.asp?haber_id=10522&kategori=1
VARAN 4 / Recep Tayyip ERDOĞAN
Tarih : 21.02.2006
Bizim AB perspektimizin altında bu vizyon vardır;Irak ve Suriye meselelerine bakışımız da bunu esas almaktadır;Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika İnisiyatifindeki rolümüz buna dayanmaktadır;Burada bizim bir eşbaşkanlık görevimiz var.Başlattığımız Medeniyetler İttifakı projesinin
temelinde de bu vizyonumuz yer almaktadır.
Not : Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi ile Medeniyetler İttifakının farklı şeyler olduğunu bu konuşmasında kendisi dile getirmiştir.
http://www.akparti.org.tr/haber.asp?haber_id=10928&kategori=1
VARAN 5 / Recep Tayyip ERDOĞAN
Tarih : 04.03.2006
Başbakan Erdoğan, Irak'la ilgili gelişmelere de değinerek sözlerini şöyle sürdürdü:'Ortadoğu'da fonksiyon icra ediyoruz. Bazıları çıkıyor; 'Zamanlı mıydı, zamansız mıydı?' Sana ne? Onun zamanını sen mi vereceksin? Zamanını sen mi bileceksin? Onun zamanını belirleyecek olan biziz. Bizim de kendimize ait müşavere edebileceğimiz heyetlerimiz var. Biz heyetlerimizle müşaveremizi yaparız. Parlamento'ya getirilmesi gerekirse de Parlamento'ya getiririz. Biz yol haritamızı çizdik. Yolumuza devam ediyoruz. Türkiye'nin Ortadoğu'da bir görevi var. Biz Büyük Ortadoğu Projesi'nin eş başkanlarından biriyiz. Bu görevi yapıyoruz. Bunun içinde İtalya, Yemen var.
http://www.akparti.org.tr/haber.asp?haber_id=11245&kategori=1
VARAN 6 / Recep Tayyip ERDOĞAN
Tarih : 30.05.2006
Bakınız burada bir inceliğe daha dikkat çekmek istiyorum;
Türkiye Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika projesi içerisinde ortak üyeliğe kabul edilmiştir.
http://www.akparti.org.tr/haber.asp?haber_id=5591&kategori=1
VARAN 7 / Recep Tayyip ERDOĞAN
Tarih : 02.10.2006
Başbakan Erdoğan bir başka gazetecinin 'Oval Ofiste sayın başkan sizden 'arkadaşım ve barış adamı' diye bahsetti. Siz de yaptığınız görüşmeye ilişkin açıklamaları yaparken 'çok önemli stratejik ortağımız' ifadesini kullandınız. Sayın Başkan görüşmede Türkiye'nin ABD ile olan ilişkisi için stratejik ortaklık tanımını kullandı mı? ve görüşme planlanan dan daha uzun sürdü bunun nedeni neydi?' sorusuna da, şu karşılığı verdi: 'Planlanan görüşme süreci 1 saatti. Ama görüldüğü gibi 1 saat 45 dakika gibi bir süre aldı. Tabi bu görüştüğümüz konuların gerek ehemmiyetiydi gerekse içeriğiydi. Yani bu içerik üzerinde daha detay durma gereğinden kaynaklandı. Ve stratejik ortaklık noktasında zaten Sayın Başkan'ın herhangi bir şüphesi yok. Onu her bir araya gelişimizde ifade ediyor, kullanıyor. Ve kaldı ki zaten Orta Doğu'da şu anda attığımız adım ve Geniş Orta Doğu-Kuzey Afrika Projesi içerisinde Türkiye'nin yer alması da bu tür bir ortaklığın neticesi.
http://www.akparti.org.tr/haber.asp?haber_id=13669&kategori
25 Kasım 2009 Çarşamba
Türk Bayrağının Anlamı
1) Türk Bayrağı neden kırmızı zemindedir? Osmanlı 15. yüzyılda padişah bayrağı olan ulusal bayrakta kırmızı rengi yeğlemiştir. Neden kırmızı? Kırmızı denince çoğu insanın aklına kan gelir. (Deneyebilirsiniz.).Kan sözcüğünün anlamı sadece insan ve hayvanların damarlarında bulunan ve canlı kalmasını sağlayan kırmızı bir sıvı değildir. Bundan yola çıkarak; düşmanlık, intikam, kavga, savaş, kurban, ırk gibi anlamlara da gelir. Kan sözcüğüyle oluşturulmuş deyimlerimiz buraya almayacağım kadar çoktur. Örneğin kansız sıfatı, korkak, dönek, güvenilmez, soysuz, aşağılık anlamlarında mecazi olarak kullanılır. Tüm bu anlamları bir araya getirelim ve Divanü Lügatit-Türk.te al renkli bayrağın savaş bayrağı anlamına geldiğini de biliyorsak; Türk bayrağının renginin neden kırmızı olduğunu anlayabiliriz. Bayrak önceleri savaşlarda kullanılırdı.Tanzimata kadar bayrak fetih, savaş ve zafer simgesi olarak kullanıldı. Tanzimattan sonra, ulusal bağımsızlığın, yurtseverliğin simgesi olarak algılandı. Savaşta düşmanın manevi olarak gücünü kırmak çok önemlidir. Türk bayrağındaki kırmızı hem düşmanın kanını almayı simgeler hem de bu kan alınırken kan akıtmaktan kaçınılmayacağını Şairin dediği gibi: Bayrakları bayrak yapan , üstündeki kandır! Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Aslında mesaj şudur: Senin kanını almaya geldim.Bunun için kanımı akıtmaya hazırım. Savaşlarda psikolojik direnç kırma yöntemleri vardır. Kırmızı renk bilimsel araştırmalara göre rahatsız edici, huzursuzluğu artırıcı, yorucu bir renk olarak kabul görür. Ben de düşmanlarımızın bu rengi görünce rahatsız olduklarına, huzursuz olduklarına inanıyorum. Sizce de göndere çekildiğinde ( diğer ülkelerin bayraklarıyla beraber) bayrağımız görüntü olarak onların bayraklarını sıradan bırakmıyor mu? Amaç düşmanı rahatsız etmekse bunu en iyi başaran bizim bayrağımızdır. İçimizden bazıları da bundan rahatsız oluyorsa; onlar bizden değildir, düşmandır.NOT: Daha önceki devirlerde ya da günümüzde başka ulusların da kırmızı rengi bayraklarında kullanması hiçbir şey ifade etmez; çünkü O benimdir, o benim milletimindir ancak!Örnek olarak, İran'da egemenlik kuran Türk Kaçar hanedanı daha sonra İran bayrağının özünü oluşturacak olan çatallı kılıç, aslan ve güneş simgelerinin bulunduğu bayrağı geliştirmişti. İranlıların bir dönem bu bayrağın simgelerini şu ya da bu nedenle kullanmaları İran bayrağının İranlılara ait olduğu gerçeğini değiştirmez.2) Türk Bayrağındaki ay-yıldızın yorumu:Tartışmalarda en çok ay- yıldız üzerinde duruluyor. Bu simgelerin daha önce Bizanslılar tarafından kullanıldığı söylenerek sözde Türk Bayrağının Bizanslılardan alındığı ispatlanmaya çalışılmış. Bizanslıların bu simgeleri kullanıyor olması şaşırtıcı değil ki. Ay yıldızın kökeni Bizanslılardan çok önceye dayanır. Hatta insanlık tarihi kadar eskidir. İşin en güzel yanı bu simgeleri Türkler kullandıktan sonra İslam ülkeleri bu simgeleri benimseyerek kendileri de kullanmışlardır; ancak Osmanlı ve Türk düşmanı ülkelerse özellikle ay ve yıldız simgelerinden uzaklaşmışlardır. Demem odur ki bu simgeler artık bizim, Türk.ün simgesi olmuştur. Viyana kapılarına dayanan Osmanlı.nın korkusunu hala yaşayan Avusturya,da hilal çörekler yapılarak sözde hilalin yeneceği ima edilmiştir. Bu korku, bu nefret nedendir bilinmez; ama bizim kimseden çekinecek, hassasiyet gösterecek komplekslerimiz yoktur. Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=135532Yıldız simgesi insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanoğlu kozmik sırlara erişemedikçe, onlara kendince manalar yüklemiştir. Mu, ya Atlantis,e dayandırılan veya eski Mısır uygarlığına uzanan sekiz köşeli yıldızı Selçuklu mimarisinde de görebiliyoruz. Beş köşeli yıldızın da ateş, su, toprak ve havadan oluşan insanı simgelediği veya insandaki beş duyuyu temsil ettiği söylenedurur.Bazı uygarlıklarda da beş köşeli yıldız, bütün varlıklardaki dişiyi temsil ediyormuş. İslam,a göre, beş sayısı Zuhal( Satürn) gezegenini temsil ediyormuş. Birçok uygarlıkta da yıldız simgesi köşe sayıları fark etmeksizin adalet,i temsil ediyor. Demek ki yıldız simgesini kullanan uygarlıklar bunlara çeşitli manalar yüklemişlerdir. Buraya kadar tamam; ama Türk bayrağındaki yıldızın anlamı başkadır. Türk edebiyatında yıldız gelecek, üstün başarı, isim yapma, talih, şans,erişilmez olma anlamlarında kullanılır. Türk Bayrağındaki yıldız da Türk milletinin parlak geleceğinin simgesidir. Türk milletinin talihi bir yıldız gibi parlayacaktır, bu yıldız hiçbir zaman yok olmayacaktır.Türk milletinin üstün başarıları vardır( Şimdi bile mesela yıldız sporcu vb. sözleri kullanmıyor muyuz? ) ve bu başarılar hep sürecektir anlamları vardır. Önemli olan aynı simgeyi farklı toplumların farklı anlamlarda kullanmasıdır. Aynı simgeyi, birden fazla ülkenin aynı anlamda kullanması bile neyi değiştirir ki? Her milletin kültürü kendine özgü özellikler taşır. Ama her kültürün de başka kültürlerle benzer yönleri vardır. Türk Bayrağının Kosova Savaşları sırasında oluştuğunu söylemek ne kadar ispatlanamaz bir durumsa, aksini de ispatlamak zordur. “Bizanslılar daha önce ay yılız simgesini kullanıyorlardı o zaman biz bayrağımızda bu simgeleri kullanmayalım,demek saçmalıktır. İstanbul şehri eskiden Bizanslılarındı; öyleyse bugün orda yaşamayalım demek gibi bir şey bu. Eskiden neyse neydi; bugün bir Türk şehridir ve bizimdir. Gelelim Ay sembolüne, Şöyle başlamak isterim ki Ay sembolü İslam,la çok özdeştir görülse de İslamiyet öncesinde de kullanılmıştır. Bu çok normal değil mi? İnsanoğlu ilk insandan beri gökyüzüne baktığında Ay,ı ve yıldızları görmüştür. Erişemediği bu uydu ve yıldızlara( güneş) de dâhil çeşitli anlamlar yüklemiştir. Ve insanlar onlarla ilgilenmiştir. Aksi mümkün değildi zaten. Bunda garipsenecek ne var? Bakın ben daha garip bir şey söyleyeyim. Haç, Hıristiyanlıktan daha önce Mısırlılar tarafından kullanılmış, insan vücudunu simgeleyen bir semboldür. Şimdi biz Hıristiyanlar Hz. İsa,nın çarmıha gerilmesi simgesi yerine; Mısırlılardan alıntı yaptıkları için haç kullanıyorlar mı diyeceğiz?Kaynak: Wardom http://www.wardom.org/showthread.php?t=135532Hilal; sözcüğünün tıpkı Allah gibi ebced hesabıyla rakam olarak toplamı 66,dır. Bu nedenle İslam düşüncesinde önemsenir. Ay,ın dünya etrafında on iki defa dönmesi hicri takvime göre bir yıldır. Kur,an,da da ayların sayısının on iki olduğu açıkça söylenir( et- Tevbe, 9/36). Hilalin görünmesi, Ramazan,ın başlangıcıdır. Ayrıca Kur,an,da (Kamer suresinde) Hz. Muhammed,in Ay,ı ikiye bölmesinden söz edilir. Peygamberimizin bir mucizesidir bu olay. Ona inanmayanlara ibret olarak gösterdiği bir mucize Tüm bunlardan da anlaşıldığı üzre İslam,da Ay,ın ve hilalin önemi vardır. Zaten hilal sembolünü en fazla kullananlar Müslümanlardır. Türk Bayrağındaki ay, tamamiyle İslami referanslıdır. Birilerinin ortaya çıkıp bayrağımızı hafife alarak abuk subuk tartışmalar ortaya atması bayrağımızı asla değerden düşüremeyecektir. Bu bayrak hangi biçimde olursa olsun Türk milletinin namusudur. O,na uzanacak diller şunu bilmelidir ki onlar gibi bayraksız yaşamaktansa ölürüz daha iyi. Ay yıldızlı al bayrak onları niye bu kadar rahatsız ediyor? Bu sorunun cevabı herkesçe malumdur. Uzun sözün kısası; O benim milletimin yıldızıdır parlayacak, O benimdir, o benim milletimindir ancak!
__________________
"Vatanın bağrına düşman dayasın hanceriniBulunur elbet kurtaracak bahtı kara maderini।"
http://www.wardom.org/turk-bayraginin-anlami-t135532.html
24 Kasım 2009 Salı
YEŞİL VADİ KİMİN OLACAK
TÜRKSAM
Türkiye’nin Jeo-Stratejik Önemi
Türkiye - 02 Mayıs 2006 - Doç Dr। Haldun EROĞLU
Türkiye’nin dünya üzerindeki coğrafî konumundan kaynaklanan jeo-stratejik önemi tarih boyunca doğulu ve batılı bütün medeniyetlerin ilgisini çekmiştir. Bu ilginin, ekonomik, siyasî ve askerî sebepleri vardır ve bu sebepler göz önüne alındığında Türkiye’nin jeo-stratejik öneminin ne kadar vazgeçilmez olduğu daha açık bir biçimde anlaşılır. Nitekim tarih boyunca Helen-Pers, Roma-Sasanî, Bizans-Abbasi, Bizans-Türk[1] arasındaki mücadele ve bu coğrafyanın medeniyetler arasında el değiştirmesi bahsedilen jeo-stratejik öneme en güzel kanıttır. Bu mücadelenin son halkası yaklaşık bin yıldır Türk yurdu hakline gelen Türk hakimiyeti dönemidir.Türklerin, bu coğrafyayı ele geçirmeye başladıkları onuncu yüzyıldan önceki dönemlerde devamlı olarak bir mücadele sahası niteliğindeki bu alan, Türk hakimiyeti ile birlikte bu hakimiyeti tanıyan ve yaşayan bütün milletler açısından huzur, barış ve güvenin hakim olduğu bir dönem olarak kabul edilmektedir. Buna rağmen Türk coğrafyası her dönem jeo-stratejik önemine binaen doğu-batı arasındaki mücadelede tarafların ele geçirme çabasında oldukları topraklar olarak varlığını sürdürmüştür. Doğu-Batı ve Kuzey-Güney yönlerinde Avrupa ile Asya, Karadeniz’in kuzeyi ile Akdeniz, iki dünya arasında (İslam ile Hıristiyanlık) geçiş noktalarının üzerinde bulunması bölgenin jeo-stratejik önemin en güçlü unsurudur. Sözgelimi dünya haritasında Türkiye’nin olmadığı, bölgenin Karadeniz ile Akdeniz’in birleştiği bir deniz olarak düşünülmesi bu coğrafyanın önemini görsel olarak göstermeye yeter. Şüphesiz ki bu önem, üzerinde yaşayan milletler için her zaman sorunlarla karşılaşmaları sonucunu ve risk faktörünü de beraberinde getirmiştir. Bölgenin sahip olduğu jeo-stratejik önem dolayıyla bütün ülkelerin ele geçirme hedefleri arasında yer almasına sebep olmaktadır. Bu bakımdan Türkiye coğrafyasına sahip olmak beraberinde her zaman tedbirli olmayı ve tehlikelere karşı önlemler almayı da gerekli kılmaktadır.
Yukarıda da değinildiği gibi Türkiye’nin sahip olduğu bu konum aynı zamanda tarih boyunca bölgenin jeo-stratejik bakımdan önemli bir nokta olmasını da doğurdu. Türkiye’nin jeo-stratejik önemi her dönemde oldu gibi Türk hakimiyeti döneminde de varlığını sürdürdü. Özelikle Osmanlı döneminde Türklerin Balkanlara geçişleri[2] ile birlikte ister istemez bölgeyi elinde tutan Osmanlı Türkleri ile Kıta Avrupa devletleri arasında bir çatışmanın da ortaya çıkmasına yol açtı.[3] Nitekim bütün bu gelişmeler özellikle on dokuzuncu yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması ile sonuçlanan olaylar zincirinin de tetikleyici faktörleri arasında yer aldı.
Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren dünyadaki yeni gelişmeler ve özellikle savaş teknolojisindeki baş döndürücü değişimler dünya üzerinde coğrafî sebeplerden kaynaklanan jeo-stratejik önemin ortadan kalktığı yönündeki görüşlerin, teknoloji devriminin en üst seviyeye geldiği ve yaşanan son gelişmelerin ışığında, yirmi birinci yüzyılın hemen başlarında bile ne kadar geçersiz olduğu gerçeğini gözler önüne serdi. Türkiye’nin tarih boyunca her dönem önemini korumuş olan jeo-stratejik önemi en açık biçimde Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu politikalarında yeniden ve çok açık bir biçimde kendini gösterdi. 1990’lı yıllarda ABD’nin Irak politikasında Türkiye’nin desteğini alma çabalarının altında yatan gerçeklerden biri de Türkiye’nin jeo-stratejik öneminden kaynaklanmaktadır. ABD’nin birinci Irak harekatı sonrasında yaşananların devamında ve özellikle 2003 yılındaki ABD’nin ikinci Irak operasyonunda karşılaştığı manzara, buna ilave olarak 1 Mart Tezkeresi ile birlikte ortaya çıkan durum Türkiye’nin jeo-stratejik bakımdan öneminin ABD için ne kadar vazgeçilmez olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Hatta son Irak harekatından sonraki durumun ABD açısından bugünkü hale gelmesinde Türkiye’nin 1 Mart Tezkeresi ile ABD’nin kuzeyden Irak’a girememesinden kaynaklandığı dahi ileri sürüldü.
Yukarıda ileri sürülenlerle beraber Türkiye’nin jeo-stratejik önemi bugün yaşanan son gelişmelerde bir kez daha belirginleşti. Özellikle son günlerde İran’ın, başta ABD olmak üzere bütün Avrupalı ülkelerle yaşadığı nükleer kriz, bölgede etkin olmaya çalışan devlet(ler) için Türkiye’nin sahip olduğu jeo-stratejik önemini daha da önemli kıldı. Hemen herkesin kuvvetle muhtemel gördüğü ABD’nin İran’ı vurma operasyonu öncesinde yaşananlar Türkiye’nin jeo-stratejik öneminin en belirgin argümanı niteliğindedir. 1 Mart Tezkeresi sonrasında imkansız gibi görülen Türkiye’nin Irak’ın kuzeyine girmesine ve PKK teröristlerine karşı sınır ötesi harekat yapmasına ABD’nin destek vermesi yada en azından ses çıkarmaması dikkate değer gelişmelerdir. ABD Dışişleri Bakanı’nın Türkiye ziyaretinin zamanlaması, başta ABD olmak üzere Avrupalı devletlerle İran arasında yaşanan sıkıntılı süreçle ve Türkiye’nin Irak’ın kuzeyine yaptığı sınır ötesi harekatla aynı döneme denk gelmesi tesadüf olmamalıdır. Aksine bu durum, ABD’nin olası İran saldırısında Türkiye’nin jeo-stratejik önemine binaen Türkiye’nin memnun edilmesine yönelik girişimler olarak değerlendirilmesi gereken yeni Ortadoğu dengesidir. Nitekim Türk basınına yansıdığı kadarı ile ABD Dışişleri Bakanı’nın Türkiye ziyaretinde, PKK’nın önemli isimlerinde olan bazı teröristleri teslim edileceği bilgisini getirdiği yönündeki haberler bu görüşü destekler niteliktedir.
Bunların yanı sıra Iran tarafından bakıldığında da Türkiye’nin jeo-stratejik önemi göz ardı edilemez derecede önemlidir. Iran, bu gelişmelerin ışığında Türkiye’nin ABD ile olan yakınlaşmasına karşı bir atakta bulunmuştur. Özellikle son günlerde İran’ın, PKK kamplarını bombalaması Türkiye’ye karşı yapılmış olan bir yakınlaşma çabası olarak da algılanabilir. Nitekim yıllardır Türkiye’nin bütün ikaz ve uyarılarına rağmen hiçbir girişimde bulunmayan İran’ın tam nükleer kriz için kendisine tanınan sürenin bitimine rast gelen bu günlerde başlattıkları PKK kamplarını bombalama girişim, tıpkı ABD’nin tavrında olduğu gibi, bir tesadüf olamaz.
ABD-Ortadoğu ekseninde, diğer sebeplerin dışında sadece jeo-stratejik açıdan bakıldığında bile Türkiye’nin sahip olduğu önem yadsınmaz derecededir. Bu önem, tarihin en eski dönemlerinden bugüne önemini sürdürdüğü gibi bundan sonra devam ettirecektir. Büyük teknolojik yeniliklere ve ilerlemelere rağmen toprak ve toprağın jeo-stratejik önemi hala en önemli unsur olarak varlığını sürdürmektedir. Hele Türkiye gibi kıtalararası geçiş noktasında bulunan, ekonomik bakımdan transit yolların üzerinde yer alan ve geleceğin en önemli silahı olarak gösterilen su kaynaklarına sahip olan bir ülkenin jeo-stratejik önemi geçerliliğini her daima sürdürecektir. Bu gibi durumlarda Türkiye eline geçen imkanları sonuna kadar kullanmalı ve sahip olduğu jeo-stratejik önemin kendisine sunduğu imkanları değerlendirmelidir.Ne yazık ki bütün bu unsurların Türkiye için önemli olduğu kadar bazı sorunları da beraberinde getireceğini de göz ardı etmemek gerekir. Jeo-stratejik bakımdan sahip olunan bu imkanlar aynı zamanda her daim Türkiye üzerinde oyunlar oynanması sonucunu da beraberinde getirecektir. Çünkü bu kadar önemli olan bir bölgede hakim olan devletin kendi halinde bırakılması hele ekonomik, siyasî, askerî ve sosyal açıdan güçlü olması, bölge üzerinde çıkarları olan hiçbir devletin işine gelmez. Bu bakımdan her zaman olduğu gibi bundan sonra da Türkiye’nin karşısına elini zayıflatacağı düşünülen sorunlar çıkarılarak içe kapalı bir devlet haline getirme çabalarının ardı kesilmeyecektir. Bu çabaların başında “Kürt Sorunu”, Sözde “Ermeni Soykırımı Sorunu”, “Kıbrıs Sorunu”, Fırat ve Dicle’nin suyunun kullanımı, alevi-sünnî çatışması, sağcı-solcu kavgaları gibi konular gündeme getirilecektir. Zaman ve şartlara göre kimi zaman biri öne çıkarılırken diğeri geri planda tutulacak ve zamanı geldiğinde kullanılmak üzere buzdolabına kaldırılacaktı. Geçmişten günümüze yaşananlar ile bu coğrafyayı elinde bulunduran Türklerin dini ve millî kimlikleri dikkate alınınca sonuç olarak şu söylenebilir ki, tarih boyunca değişik sebeplerle ve gerekçelerle ortaya çıkarılan sorunlar manzumesinde olduğu gibi bundan sonra da aynı gerekçelerle sözde sorunlar ortaya çıkarılarak Türk Devleti’nin önüne getirilmeye devam edilecektir. Böylece Türk Devleti’nin içeride ve dışarıda güçlü bir devlet olma yolu kesilmeye çalışılacaktır. Bu sonuç tarihi bir gerçekliktir. Çünkü bu topraklara sahip olmak siyasî, ekonomik, ve askerî bakımdan Avrupa, Ortadoğu ve hatta Asya’ya hükmetmenin anahtarıdır. Türk devleti ve toplumu bu bilinçle hareket etmeli ve tedbirler almalıdır.
[1] Bu mücadelenin en belirgin özelliği Hıristiyan devletlerin Haçlı Seferlerini başlatlalarıdır.
[2] Osmanlıların Rumeli’deki fetihleri için bkz. Haldun Eroğlu, “Osmanlının Rumeli’deki Fetih Stratejileri” PRILOZI, Za Orıjenentalnu Fılologıju, (POF), Orıtentalnı Instutut u Sarajheva, vo. 52-53, 1-390, (Sarajeva 2004), s. 191-211
[3] Haldun Eroğlu “Unutulamayan Bir Anlayış: Haçlı Zihniyeti” Orkun Dergisi, Sayı 98, (Nisan 2006), s. 4-7, http://www.turksam.org/tr/a889.html
window.print()
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
