24 Aralık 2009 Perşembe

Nedir Dinler Arası Diyalog?..

Bir zamanlar beyniyle, kalbiyle; içiyle-dışıyla; gaye ve maksadıyla İNSAN gibi İNSAN birini tanımıştım.. Bu zatı muhteremin bize, bazı önemli tavsiyeleri olmuştu. Bunlardan biri de şuydu: " Konuştuğunuz gibi yazın ve yazdığınız gibi de konuşun. Yediden yetmişe sizi okuyan ve dinleyenler konuştuğunuzu ve yazdığınızı kolaylıkla, hiç zorlanmadan anlasınlar.. Eğer böyle değil de bilmece gibi yazar ve âdalı ve imâlı konuşursanız muhatabınız olan insanlara haksızlık yapmış olursunuz. Bunun da literatürdeki adı: KUL HAKKIDIR!! O gün bugün -mümkün mertebe - buna dikkat ediyoruz.. Herkesin, her sınıfın ve her kültürden gelen insanın anlayacağı şekilde-eğmeden-bükmeden- konuşuyor ve yazıyoruz. Yani. Kaş yaparken göz çıkarmamak ve Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmamak için elimizden gelen her türlü gayreti gösteriyoruz. Burada, bu çalışmamızda da aynısı yapacağız. Bildiğimiz ve inandığımız gibi-açık ve net- yazacağız ve yazdığımız gibi de inanancağız. Bunu ifade ettikten sonra esas konuya gelmek istiyorum. Şu ana dek, diyalog konusuna temas edip etmemekte bir türlü karar veremedim bekledim... Yazılanlar, konuşulanlar, tartışılanlar ve geleceğe ait yapılmak istenilen yanlışlar karşısında,daha fazla duramadım, duramazdım.... Mutlaka bu mesele ile alakalı bildiklerimi, gördüklerimi, duyduklarımı, okuduklarımı ve hissettiklerimi gündeme getirip bunlarla ilgili düşünce ve görüşlerimi yazıp, üzerime düşen görevi yapmalıydım.. Buna mecburdum, mahkumdum... Çünkü söz konusu olan, Türk Milleti'nin diniydi, diliydi, vatanıydı, devlet ve milletiydi..Bayarak ve sancağıydı... Biz Türkler bu kutsallar için, bunların ebediyete kadar var olup yaşaması için; 55 milyon şehit vermiş bir milletiz Bu itibarla, bu mukaddes kavramlara karşı sorumluluğumuzun Tanrı Dağları kadar büyük ve Hıra dağı kadar da kutsal olduğunu biliyoruz. Acı da Olsa Hakikati Söylemek İlahi Bir Vecibedir Keşke böyle bir mecburiyetimiz olmamış olsaydı!.. Ama var!.... Öncelikle şunu ifade etmeliyim. Eleştiri, bir insanlık sanatıdır."İnsanlığın tarihi, bir yönüyle mevcutla yetinmeyen insanların tarihidir... İnsanlığın bugünkü birikimini, oluşturduğu medeniyetleri bir yerde mevcuda yapılan eleştiriye borçluyuz... Yani gelişme, ilerleme olacaksa beğenmezlik de olacaktır, eleştiri de... Esasen aklı başında hiç kimse, bu yönüyle eleştiriye karşı değildir, olamaz da.... O halde çare, eleştiriye bir meşruiyet zemini oluşturmaktır.... Bir fikir hareketinde, herhangi bir hizmet faaliyetinde eleştirinin varlığı, olmazsa olmaz mesabesindedir. Bu demektir ki İNSANLARIN ELEŞTİRİ YAPMASI HEM HAKLARI, HEM DE VAZİFELERİDİR". Eleştirmek Hakaret Etmek Değildir! Önemine binaen bir gerçeği, büyük harflerle bir kez daha paylaşmak istiyorum. ELEŞTİRİ, HAKARET OLARAK TELAKKİ EDİLMEMELİDİR! Bunu yaparken uyarı görevini yerine getirmek istenilirken doğrular ve yanlışlar; çirkinlik ve güzellikler işaretlenirken mümkün mertebe- dikkatli ve rikkatli hareket etmeye çalışmalıyız. Çünkü eleştiride bulunmak HAKARET ETMEK DEĞİLDİR, ASLA!! Ben burada bu görevi yaparken, yani –artı ve eksileri- göstermeye çalışırken elimden geldiğince buna dikkat edeceğim. Temkinli davranacağım...Çünkü; kaş yaparken göz çıkarmanın, düzelteyim derken çok daha bozmanın bir Müslüman olarak, büyük günahlardan biri olduğuna inanmaktayım.. Nedir Dinler Arası Diyalog?.. Efendim, gerek kendi vatandaşlarımızla ve gerekse başka ülke insanları ile diyaloga yani tanışmaya, görüşmeye , konuşmaya güzel ve doğru olan şeyler üzerinde anlaşmaya su, hava kadar ihtiyacımız olduğuna yürekten inanan biriyim. Bunun öncelikle bilinmesini istiyorum. Bahis Mevzu Olan Diyalog Çok Farklı. Efendim; Bugünkü "Dinler arası diyalog", bize göre maalesef bir Vatikan projesidir. Bu projeyi, Vatikan finansa etmektedir. "Hoşgörü" ise bir Vatikan yalanı, bir Vatikan zehridir.. Vatikan'ın "hoşgörüden" anladığı, "Ben senin ülkende Misyonerlik yapacağım; sen beni hoş göreceksin; Filistin'de çocukların kollarını taşla kıracağım, ben Irak'ı işgal edeceğim, ben Kıbrıs'ı Rumlara teslim edeceğim, ben Bosna'da üç yıl boyunca on binlerce insanı katledeceğim,...sen bunları hoş göreceksin, itiraz etmeyeceksin cihattan falan bahsetmeyeceksin... Kısaca "Dur" dediğim yerde duracak, "Git" dediğim yerde gideceksin... aynen koyun gibi olacaksın... Milli Devlet, milli Ülkü, milli iktidar gibi kavramları bırakacak, vatanı, bir uçtan bir uca "gayri milli" unsurlarla tıka-basa dolduracaksın.. Evet değerli okuyucu, bugünkü siyasi diyalog, budur. Şu anda ismine dinler arası diyalog denilen şey; evet, bir Misyoner faaliyetidir. Bir diğer ifadeyle Diyalog, Müslümanları Hıristiyanlığa dönüştürme hareketidir.. Hiçbir zaman bir Hıristiyan, bir Musevi Hz. Muhammet'i Peygamber olarak kabul etmedi, ve etmez de. Özellikle de Hıristiyan aydınlar.... Eğer kabul ederlerse, Hıristiyan kalmazlar....... Hıristiyanlara İslam Dinini Öğretiyoruz Diyalogcu kardeşlerimizin ortaya attıkları iddialarından biri de "Biz Hıristiyanlara İslam dinini öğretiyoruz" olmaktadır. Nerede.... Ahh keşke dedikleri doğru olsaydı, bunu kim istemezdi... Fakat maalesef bu doğru değil... AB ülkelerinde, Müslüman olmuş Hıristiyanlar yok denecek kadar azdır. Bu konuda yapılan yayınlar -üzgünüm-, gerçeği pek ifade etmiyor ve dolayısıyla reklamdan öteye geçmiyor. Görevim icabı, uzun yıllar Avrupa ülkelerinde bulundum. Bana inanmanızı istiyorum. Aklı başında, beyni sağlam içinde insan kalbi taşıyan; Müslüman olmuş herhangi bir ıristiyan'la karşılaşmadım.Almanya'nın bir şehrinde, bir toplantıda üç kişi (evet sadece üç kişi) tanıdım. Bu insanlar Hıristiyanlıktan ayrılmasına ayrılmışlardı ama; ne var ki Müslüman da olamamışlardı. İslam sarayına dış kabının anahtar deliğinden bakan ve ilahi nizamı oradan tanımaya, anlamaya çalışan bizimkiler(?!), o zavallı insanları da kendilerine benzetmişler ve aynen kendileri gibi yapmışlardı. Cahil..Bilgisiz... ilgisiz ve sevgisiz...Bir diğer ifadeyle, kaba-saba ve saldırgan.... Bu konu gündeme geldiğinde biz; gayrimüslimlerin, İslam'ı, sadece şekli ve ismi Müslüman olan insanlardan değil de; İslam dininin kendisinden, onun özünden ve onun sözünden öğrenmelerini istemişizdir. Evet aynen öyle; Bu konuda aynanın ve aynaların önemi çok büyük!. Şu anda mukaddes nizamın vitrininde yer almış olan aynalar(?!) üzülerek ifade ediyorum; mukaddes dinimiz İslam'ı ve onun milli ve manevi değerlerini yansıtmaktan çok uzak, çok... Kirli ve tozlu..kapa ve sapa....kin ve nefret dolu... Aklının bir parçasını., Kalbinin-duygularının- ise hiç birini.... kullanmıyor. Böyle bir ayna mı olur.... Olsa ne olur, olmasa ne olur.... Hıristiyanlarla Diyaloga Önem Verenler... Hıristiyanlarla, diyaloga bu kadar önem veren insanlar, nasıl olur da Müslüman Türk insanı ile, aynı şeyi yapmak için fazla bir gayret göstermezler!.. Doğrusu bunu da anlamıyoruz.... Bu işlere, Türk birliğine ve Türk dirliğine; vatan ve millet bütünlüğüne; Türk devletinin ve Türkiye Cumhuriyetinin bekasına.... ve bir başka ifadeyle; beyinler ve yürekler arası iletişim kurmaya.. ve kısaca "GÖNÜL SEFERBİRLİĞİNE" kendimizden, Türk milletlinin içinden başlamamız gerekmez miydi??... Bunu ihmal ederek, görmezlikten gelerek ne yapılır, ne kadarı yapılır ve nereye gidilebilinir... Bir insan ve "ölüm sonraki hayata inanmış" bir Müslüman olarak, sorumluluk alanımıza; önce ailemiz; komşu ve akrabalarımız; milletimiz ve daha sonra da mensup olduğumuz Ümmetimiz ve en sonunda da bütün insanlık girmektedir, değil mi?? Bunları, birinci, ikinci ve.... derecede sorumlu olduklarımızı göz ardı ederek nereye ve nasıl gidebiliriz..Biran için diyelim ki gittik.... Netice alabilir miyiz?? Barış köprüsüymüş.... Sevsinler... Bizi biz yapan; bizi bir millet yapan ve bin yıldan beri bir arada tutan ve yaşatan beyinler, gönüller ve niyetler arası köprülerimiz birer birer yıkılırken, siz tutun haritada ismi bulunmayan birtakım devletçiklerle aramıza köprü kuruyoruz deyin. Buna kargalar bile güler, biliyor musunuz... Küresel barış....adalarıymış. Bazı yazar ve çizerler böyle söylüyor ve böyle yazıyorlar. Biz de onları. hayret ve dehşet içinde okuyoruz...."Küresel barış adaları...." Şu söze bir bakar mısınız?... Ne muhteşem bir edebiyattır bu. Altından üstünden; sağından solundan bir şeyler damlıyor...Sizce .ne damlıyor olabilir... Yakışmıyor... Türk aydınına ve özellikle de Türk Milliyetçisine(!)hiç mi hiç yakışmıyor... Çünkü doğru değil bu.... Neyi kaç kişiyi kaç beyni, kalbi bir araya getirmiş, tanıtmış, tanıştırmış bu adalar, söyler misiniz?... Her olaya, her bir kavrama altı cepheden bakmayan -bakamayan- insandan Türk aydını özellikle de Türk münevveri olamaz asla!! Türkiye, birtakım emperyalist devletler tarafından- içinden ve dışından- kuşatılırken siz cinlerin bile haberdar olmadı ülkelere "barış adaları" tesis ettiğinizi ifa ediyorsunuz. Bizim bu ülkelerle herhangi bir düşmanlığımız mı var ki; barış adasına ihtiyaç olsun..Sizin dostluk ve barış götürdüğünüzü iddia ettiğiniz bu ülkelerin ekseriyeti bizi tanımaz biz de onları...Bize düşman olan, topraklarımızın üstünde ve altında gözü bulunan ülkeler belli. Siz onlardan bahsedin bize. Bizim Laust isimli ülke ile ne işimiz olabilir.. Biraz önce dediğimiz gibi, birbirimizi tanımayız....Onlar bizim, dünyanın neresinde olduğumuzu ve biz de onların evrenin hangi kıtasında yer aldıklarını bilmeyiz... Bir başka iddia.... Bu okullar vasıtasıyla dünyaya açılıyormuşuz.... Böyle diyenler de var..., Hangi dünyaya ve nasıl bir dünyaya.... Vatan topraklarında Türk'ü Türk yapan değerler hızla kapanırken, siz tutuyor dünyaya açılmaktan söz ediyorsunuz.... İnsana:" Himmete muhtaç dede, nasıl gayriye himmet ede"demezler mi... Galiba bu konuda en güzel soruyu, Ülkü Ocakları dergisinin (Şubat 2006) sayısının kapağında, arkadaşlarımız yöneltmişler: "COĞRAFYAMIZ KAN AĞLARKEN HANGİ DİYALOG?!!" Hıristiyanlardaki Zihniyet Bu Değil mi?.. Hıristiyanlar bugün aynen şöyle demektedirler: Muhammed, Kur'an'ı İncil'den ve Tevrat'tan aşırmıştır. Ne var ki onu da doğru dürüst yapmamıştır. İşine geleni almış ve gelmeyeni de atmıştır. Evet...o insanlar aynen böyle düşünmektedirler. Söylenen sözler ve yapılan iddialar asla doğru değildir. Doğru olan, gelmiş-geçmiş bütün semavi kitapların, en son gelen Kur'an-ı Kerim'de toplanmış olmalarıdır. Şunun Bunun Çöplüklerinde Bekleyenler! Diyalogcular, yani varlıklarını Brüksel'e bağlayan, liberal Müslümanlar! Avrupa'nın kapılarında, Pentagonun çöplüklerinde, Viyana'nın mahzenlerinde bekleşenler şunu iyi bilsinler ki, hiçbir zaman emellerine ulaşamayacaklardır. Türk Müslümanları buna izin vermeyecektir. Türkler, bu din için ve bu dinin yeryüzüne yayılması ve dolayısıyla insanlığın bu yüce nizamdan yeteri kadar nasip alması için;elli milyondan fazla şehit vermiş bir millettir. Evet.. evet bu kutsal nizamın temelinde ve ruhunda elli beş milyon şehit Türk'ün kanı, canı ve hayatı vardır. Siz bunu biliyor musunuz, TÜRKLÜK GURUR VE ŞUURUNDAN bihaber; İSLAM AHLAK VE FAZİLETİNDEN yeteri kadar nasiplenmemiş Müslümanlar! Şeytanın Değirmenine Su Taşımak Diyalogcular, artık, küresel emperyalistlerin, kendilerini kapı kulu olarak kullandıklarını anlamak zorundadırlar! Biz dinler arası diyalogun, Türk Müslümanlarını nasıl tahrip ettiğini biliyor ve görüyoruz.. Tez zamanda bu insanların da bu felaketi görüp anlamalarını bekliyoruz. Bir de Hıristiyan diyalogcular, Müslümanların topraklarını ayaklarının altından çekip almak istiyorlar. Bu sebeple dinler arası diyalog safsatası, bir yerde"ŞEYTANIN DEĞİRMENİNE SU TAŞIMAKTAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR." Söz buraya gelmişken, bir defa daha sormak istiyoruz. HIRİSTİYANLAR ARASINDA DİYALOGA BU KADAR ÖNEM VERENLER, İÇİN MÜSLÜMAN TÜRKLER ARASINDA YETERİ KADAR DİYALOGU GELİŞTİRİP GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN ÇAPA SARFETMİYORLAR??... Eğer Diyalog Bir İhtiyaçsa.... Eğer diyalog mutlaka bir ihtiyaçsa,(ki bizde ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz) bunu DİNLER ARASINDA değil; kültürler arasında yapmak lazım. Başka bir söyleyişle milletlerin ve devletlerin beyin ve kalpleri arasında olmalıdır. Dinler Arası.... Anlamadım... Hangi dinler arası..... bayım! Söyler misiniz, İSLAM dininden başka bir"İLAHİ" din var mı yeryüzünde.... Yutkunmayın; ALLAH aşkına konuşun! Tekrar soruyorum Var mı?.. Bin bir parçaya ayrılmış, beyninden ve kalbinden bin bir yara almış bir kavrama din demek "ilahi " demek mümkün mü ALLAH aşkına!! Cenab-ı HAKK ":BUGÜN SİZE DİNİNİZİ KEMALE ERDİRDİM, İMETLERİMİ ÜZERİNİZE TAMAMLADIM. SİZİN İÇİN DİN OLARAK İSLAM'I BEĞENDİM" " (Maide, Ayet:3) buyurmadı mı?.. Dinler arası diyalog..... Hangi dinler arası... kardeşim?!... ALLAH'tan korkun, insanı çatlatmayın!!! Ne olur..... Niçin milletler, devletler, kültürler arası değil de dinler arası.... "Dinler arası" demekle, diğer muharref dinleri meşrulaştırmış olmuyor muyuz? Gafil Müslümanlar için bundan daha büyük bir "tuzak" olur mu?... Ne olur bir de siz söyleyin: Olur mu?... Burada Kendi Vatanımızda ve Kendi Milletimizin İçinde Bu kadar İhtiyaç Varken.... Hep düşünmüşüzdür, sürekli kafamıza takılıp durmuştur. Yeri gelmişken şunu da öğrenmek istiyoruz.. Efendiler, bu vatan çocuklarının, bizim çocuklarımızın bunca ihtiyacı varken, siz nasıl olur da maddi ve manevi yatırımınızı- beyin ve kalp hizmetlerinizi dünyanın öbür ucundaki insanlara götürür, okullarınızı, bu uzak diyarlarda açar, eğitim ve öğretim çalışmalarınızı buralarda bu adı-sanı duyulmayan ülkelerde sürdürürsünüz!.... Niçin Kendi Vatanımızda Değil?.. Bu milletin çocukları cehaletten -ilim ve irfansızlıktan- kırım kırım kırılırken; bir çok maddi ve manevi çaresizlik içinde inim inim inlerken siz tuttunuz dünyanın öbür ucunda bilmem kimin ülkesinde muhteşem binalar kurdunuz...Onları beş yıldızlı oteller gibi tefriş ettiniz ve bu ülkelerdeki mutlu azınlığın mesut çocuklarını bir araya getirdiniz. Bunun neresinde hizmet, neresinde HAKK'ın rızası var??.. Biliyor musunuz; Biz bu hareketinizin ilahi ölçülere uygun olmadığını düşünüyoruz. Yüce HALIKK, yarın Mahşerde kuracağı büyük mahkemede sizi, bizi: Her şeyden önce bu vatandan ve bu vatanın vatandaşlarından -ortaklarından-bu ülkeyi vatanlaştıran-kutsallaştıran- maddi ve manevi değerlerden ve bilhassa da HARİKALAR HARİKASI, ZAVALLILAR ZAVALLISI KARDEŞİM İNSANDAN hesaba çekecektir, bunun böyle olduğunu ve olacağını sizde çok iyi biliyorsunuz. Daha doğrusu, bilmek mecburiyetindesiniz! ALLAH tarafında uhdemize tevdii edilen çok sayıda emanet var. Bu sayılmayacak kadar çok olan emanetlerin ilk sırasını vatan, millet, devlet ve bayrak almaktadır. Unutmayalım. İslam, vatan müdafaasında ölenlere şehitlik payesi vermiştir. Eğer vatan bu derece önemli olmasaydı, vatanı korurken teslimi ruh edenler şehit olabilirler miydi??.. İşte aziz Akif'in haykırışı bunun içindir: CANI, CÂNÂNI, BÜTÜN VARIMI ALSIN DA HUDA; ETMESİN, TEK VATANIMDAN BENİ DÜNYADA CÜDA. Keza, devlet de böyle....Bu satırların yazarı, kırk yıla yakın babasız yaşamaktadır. Devlet Türk devleti söz konusu olduğunda, her defasında sorar: Şu kadar zamandır, babasız; bu kadar vakittir anası yaşamaktasın. Ya devletsiz....Ya bayraksız....acaba kırk dakika yaşayabilir miydin?.. Ne dersin.... Ne mümkün..... Cenab-ı HAKK bizi ve gelecek neslimizi sonsuza dek ne devletsiz, ne milletsiz ve ne de bayraksız ve sancaksız bırakmasın! (Âmin...Ya Muin!....) Dünya Haritasında İsmi Zor Bulunan Ülkeler Diyeceksiniz ki (diyorsunuz da) Bizim burada, bu vatan içinde de okullarımız ve dershanelerimiz var. Binaenaleyh, biz, bir vatandaş olarak görevimizi, burada bu vatanda da yapıyoruz. Biz ancak arta kalan hizmetimizi başka ülkelere taşıyoruz. Biz de hemen sormak istiyoruz: Burada yaptıklarınızı kafi görüyor musunuz? Yetiyor mu?.. Niçin daha çok olmasın..... Milyonlarca Türk çocuğu, fikren, ruhen ve beden aç-açık, sersefil bir şekilde etrafta dolaşırken, kan ve gözyaşı sebil olmuş, vatanın dört bir yanında akarken; siz tutun Madagaskar'da, Singapur'da, Lausta (Laust: ilk defa duydum...Haritada aradım.. maalesef bulamadım) okul açın... Olacak şey mi ALLAH aşkına?!... "EVE LAZIM OLAN CAMİYE HARAMDI" öyle mi?... İlahi prensip böyle değil miydi.... İstiklal Marşı Okutuyorlarmış...... Kuş uçmaz, kervan geçmez dünyanın bilmem hangi ülkesinde ,bir avuç mutlu azınlığın sayıları iki elin parmağını geçmeyen çocukları İstiklal Marşımızı okusalar ne olur, okumasalar ne olur... Burada, milyonlarca şehidin kanı ve canı ile yoğrulmuş öz vatan topraklarında, binlerce on binlerce Türk çocuğu, Vatanına ve milletine kin ve nefret içinde doğarken, büyürken ve sokaklarda, ölmek ve öldürmek için insan ararken, sizin Dubai çocuklarına İstiklal Marşı okutmuş olmanız çok mu önemli.... Söyler misiniz, neye yarar, nerede yarar ve ne kadar yarar.... Yahu nasıl da buna, bunun doğru bir davranış olduğuna inanıyor ve inandırıyorsunuz.... Ne Olur İnsanı Daha Fazla Çatlatmayın!.. Bizden daha fakir, bizim insanımızdan çok daha çaresiz başka bir millet mi var yeryüzünde.... Fakirlik; sadece parasızlık demek değil, bunu niçin anlamıyorsunuz?!... Din fakirliği... Dil fakirliği... Ahlak ve edep fakirliği.... Şeref ve haysiyet fakirliği... Birlik ve dirlik fakirliği... Tarih ve kültür fakirliği....vatan ve millet fakirliği... Var da var... Bunlardan sadece biridir maddi fakirlik.karın açlığı.... Sırt açıklığı... Bunca vatan çocuğu bilgisizlik ilgisizlik, sevgisizlik ve kısaca beyin, kalp ve mide açlığından yer ile yeksan olurken siz kalkıyor dünya haritasında yeri dahi belli olmayan memleketlere -sözüm ona- hizmet götürüyorsunuz. Bunun neresinde akıl, izan, mantık var?? Var mı?.... Çok az..... Derinliğine ve genişliğine bir de siz düşünün.... Türkiye'yi tanıtıyoruz...Türk Milletinin sesini duyuruyoruz...Yabancılara İstiklal Marşı Okutuyoruz.... Bunlar Az mı Şeyler.... Bir an için diyelim ki doğru,bunlar az şey değil...evet bunları yapıyor; haklısınız.... Ama bunları bilmeye İstiklâl Marşımızı ezberleyip okumaya ve dolayısıyla içine, ruhuna, şuuruna yerleştirmeye bizim çocuklarımızın bu vatan çocuklarının herkesten ve her şeyden çok daha fazla ihtiyaçları var... Olanları görmüyor musunuz? ve olacakları niçin hissetmiyorsunuz?... Yoksa size göre biz, felaket tellallığı mı yapıyoruz?... Keşke öyle olsaydı; sizin dediğiniz gibi olsaydı , biz düşüncelerimizde haksız, siz haklı çıkmış olsaydınız; buna en az sizin kadar biz de sevinirdik! Vatan bir uçtan bir uca Türkiye'yi unutanlarla dolup taşarken; her geçen gün Türk'ün bin yıldan beri yurt edindiği, vatanlaştırdığı kutsal Anadolu topraklarında sesi nefesi kesilmek istenirken; vatan çocuklarının büyük bir kısmı, değil İstiklal Marşı okumak; Ona, İstiklal Marşımıza ve Onun ihtiva ettiği ve işaret ettiği kutsal mefhumlara kin ve nefret içinde -düşmanca- yetişirken, yetiştirilirken; vatan topraklarımız parça parça, bölge bölge Haçlılara peşkeş çekilirken; her karışında şehit kanı bulunan topraklarımız, ayağımızın altından alınırken, çekilirken; akıp giderken; Türk Milleti'nin birliği ve dirliği bin bir yara-bere içinde kalırken; Türk Bayrağı iki de bir çiğnenir ve kirli ellerde parçalanıp dururken sizin yaban ellerde yaban çocuklarına Türkiye'yi tanıtmış, Türk'ün sesini duyurmuş ve İstiklal Marşı okutmuş olmanızın, bu olup-bitenlerin yanında ne kıymeti olabilir.... Yanlış mı düşünüyoruz... Gerçek böyle değil mi?.... Eğer yanlışsa; Söyleyin, neresi yanlış....ve niçin yanlış... İzninizle dostlar, bir de sizden şunu öğrenmek istiyorum. Niçin İlgi Alanınıza Hep Zengin Çocukları veya bilgili, Zeki Çocuklar Girmektedir? Yoksa "hizmet" mefhumu, "bacasız sanayi" kavramına bir maske olarak mı kullanılmaktadır... Hayır! Böyledir, demek istemiyorum.. Sûizanın ne demek olduğunu, ne büyük bir günah olduğunu çok iyi biliyorum.. Aklımın ve vicdanımın kabul etmediği şeyleri gördükçe, okudukça, duydukça gayri ihtiyari bunu düşünmemekten de kendimi alamıyorum. Evet.... Gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında siz genellikle zengin çocuklarına talip oluyor ve hizmeti onlara mutlu azınlığın akıllı ve zeki çocuklarına götürüyorsunuz. Okul ve dershanelerinizde ve özellikle de üniversitelerinizde bir çiftçi, bir işçi, bir esnaf ve bir SKK emeklisinin çocuğu var mı?!.. Sorumu bir kez daha tekrar etmek istiyorum: Var mı?... Genel olarak soruyorum. Siz de lütfen cevabınızı genelden veriniz! İstisna olanları ben sorumun dışında bıraktım, siz de cevap verirken böyle yapınız.. Evet, evet. Öteden beri dikkat ederiz. ilgi ve alakanızı bilgili, zeki ve aynı zamanda da hali vakti yerinde olan aile çocuklarının üzerinde yoğunlaştırmaktasınız. Bu itibarla muhataplarınız , Lise sınavlarına hazırlanan ve yüksek puanlar alan çocuklar veya ÖSS sınavına hazırlanan Fen Lisesi, Anadolu Lisesi öğrencileri olmaktadır. Hizmetlerinizi bunların üzerine teksif ediyor, maddi ve manevi yatırımınızı gelecekte önemli mevkileri işgal edecek, yönetimde, siyasette, ticarette sözü geçecek; istikbali parlak gençlere yapmaktasınız. Peki,.bu özellikleri taşımayan fakir fukaranın çocuklarının elinden kim tutacak, yüreklerini ve beyinlerini kim ihya edecek ve dolayısıyla bu yavrularımızı bu vatana ve bu millete kim kazandıracak!!Tabii, anlıyoruz, maddi ve manevi zavallı gençleri yetiştirmek zor, zahmetli bir iş.. Onların "hizmet"e layık birer insana dönüştürülmesi belki de zaman kaybı. Her yönden birikim sahibi gencimiz ise kolaylıkla şekil verilebilecek hamur kıvamında..Haliyle bu gibi çocukların beyin ve kalplerine öğretilerinizi; geleceğe ait düşüncelerinizi çok daha kolay yerleştirebiliyorsunuz. Siz bu durumda kolaya talip olmuş olmuyor musunuz..... Şunu bilin ki; bu hayatta kolay zannettiklerimiz zor; zor gördüklerimiz, zor olduğunu düşündüklerimiz ise kolaydır.... Öğretiler..... Ah keşke içinde yeteri kadar Türk milletinin birliği ve dirliği; vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü; devletin Türk Devletinin bekası da olsaydı-olabilseydi-.Ne kadar da çok iyi olurdu. Evet bunlar"öğretilerde" yok denecek kadar az. Eğer böyle olmasaydı, şu anda bu kavramlarla ilgili de üç-beş kitap yazar ve Türk çocuklarının istifadesine sunmuş olurdunuz. Cemaatınıza ait çok sayıda eser var. Niçin bunların arasında bir vatan,bir millet, bir bayrak ve bir devlet risalesi yok?! Var da, bizim mi haberimiz yok... Eğer böyleyse özür dileriz. Maalesef yok...... Ne yazı ki; Milli kavramlara TÜRK'Ü TÜRK YAPAN unsurlara, "olsa da olur, olmasa da olur...".mantığı içinde yaklaşılmaktadır. Hayır! Olmaz!.... Eğer böyle ise bu mantıkla hareket ediliyorsa; doğru düşünülmüyor yanlış yapılıyor, demektir. Çünkü İslam bir bütündür.yerde- gökte; dünyada ve ukbada yaş-kuru, canlı-cansız... maddi-manevi; dünyevi ve uhrevi... ne varsa, hepsi evet hepsi bu dinin içinde mevcuttur. ALLAH muhafaza eğer bu dinden, vatan ve milleti, bayrak ve devleti yani milli dinamiklerimizi çıkarır, kenara bırakırsak; bu din, din olmaktan,ilahi olmaktan çıkar... Çünkü bunlar milli ve mukaddes kavramlar, İslam Dininin özü ve esası mesabesindedir. Anlamıyorum...anlayamıyorum....ve bunun için olsa gerek, bir kez daha sormadan edemiyorum.: Birtakım cemaat ve tarikatlar, gerek dini hayatlarında ve gerekse eğitim ve öğretim çalışmalarında acaba niçin bu dinin milli boyutunda yeteri kadar durmuyor ve yaşamlarında milleti millet yapan milli kavramlara kafi derecede yer vermiyorlar!! Bunu bize,-neden ve niçinleri ile birlikte-birilerinin anlatması lazım. Bekliyoruz.... Bunu yaparken, sakın hakaret etmeye kalkışmayın! Nasıl ki konuşmak"ses" çıkarmak değilse; tartışmak-eleştirmek de " hakaret" etmek değildir. Bir defa daha hatırlatmak istedik. Beyni sağlam, kalbi temiz ve niyeti düzgün olan insan, konuşur, ses çıkarmaz; tartışır, hakaret etmez...Bunu yapanlar, mütecaviz insanlar, fikren, ruhen ve beden hasta kimselerdir. Biz böyle insanların sesini duymak istemeyiz. Hakaret ihtiva eden yazılarını da okumadan çöpe atarız. Sahih; Niçin Mutlu Azınlık? Bu nasıl bir hizmettir ki, hep mutlu azınlığın -bir eli yağda, bir eli balda -çocuklarına talip olmakta ve onları çok daha mesut ve bahtiyar kılmaktadır! Peki, meşhur ifadesiyle, söyler misiniz, garip kurabanın- fakir fukaranın çaresiz(beyni, kalbi ve midesi aç)çocuklarına kim sahip çıkacak?. Bilmenizi istiyoruz; Biz bu davranışınızı da "hizmet ehli" kavramına pek yakıştıramıyoruz.. Cenab-ı Peygamber, böyle mi yapardı...Hep zenginlerle mi düşüp-kalkardı ve zekası üstün, istikbali parlak olan çocuklarla mı meşgul olurdu?. O, dostlarından biri olan İbn Af'a aynen şöyle diyordu: "EY İBNİ AF, SEN ZENGİN BİR ADAMSIN. SENİN CENNETE GİRMEN GERÇEKTEN DE ÇOK ZOR OLUR. O HALDE ALLAH İÇİN BOL BOL VER Kİ AYAKLARIN BAĞI ÇÖZÜLSÜN"(İbn Sa'd Tabakat,3/131) Eskiler, şanlı ceddimiz, zenginlerle kabir komşusu bile olmak istemezlerdi. Bir büyük zat öleceği sırada şunu vasiyet ediyordu: "BENİ İÇİNDE YAŞADIĞIM TOPLUMUN EN FAKİR İNSANLARININ YANINA DEFNEDİN!" Hayat ve içindeki tüm güzellikleri cehenneme çevirenler zengin denen kudurganlardır. Nasıl olur da sizin ilgi alanlarınızda ve hizmet mekanlarınızda birinci sırayı hep bunlar almaktadır. Vallahi söylenecek söz çok... Onlarca yüzlerce sayfa doldurmak lazım. Yazmazsak konuşmazsak..... içimiz yanıyor, konuştuğumuzda da bu defa dostlar inciniyor... Bizde şaşırdık ne yapacağımızı. Ne olur...incinip, hemen köpürmeyin.. Her ne hikmetse, hep böyle yapıyorsunuz...Hoşunuza gitmeyen, sizi mutlu etmeyen bir yazı okuduğunuzda , hemen kaleme sarılıyor hakaretlerinizi üzerimize yağmur gibi yağdırıyorsunuz. Sabır yok...Sebat yok...Anlayış yok....Vefa yok.... Çünkü beyin ve kalpler "fıtrata uygun" beslenmemiştir. Bünye de gıdasını "dengeli "doğru dürüst almayınca haliyle sinirler lime lime dökülüyor. Önce yazdıklarımızı beyin ve yürek süzgecinden geçirin... Üzerinde derinliğine ve genişliğine durun, düşünün...Ve daha sonra da vicdanınızın sesini dinleyin...... Düşüncelerimizde haklıysak, teşekkür edin..Haksızsak, yanlış yazmışsak; eksik ifade etmişsek; öyle değil, böyle deyin..izah edin, .düzeltin... Çünkü sosyal kavramlarda doğru bir değildir...Baktığı açıya - beyin ve gönül zenginliğine -bağlı bir şeydir.(Not:"Türk demek, samimiyet demektir" başlığı altında kaleme aldığımız yazıda, bunu bu meseleyi, çok daha detaylı olarak paylaşmaya çalıştık.) Niçin Hakkari, Muş, Zonguldak Değil.. Uzak doğuda, Asya'da, Afrika'da... Haritada yeri olmaya veya zor bulunan Müslüman ve Hıristiyan ülkelerine gideceğinize, Hakkari'ye, Muş'a, Bitlis'e, Zonguldak'a, Çankırı'ya, Muğla'ya (ilah..) gitmiş maddi ve manevi yatırımlarınızı geri kalmış (neresi ileri gitmiş ki?!..) illerimize yapmış olsaydınız, bu vatan için çok daha hayırlı olmaz mıydı?!.. Biraz önce ifade edildi; Bizim için, İkinci hayata inanan Müslümanlar için, öncelikle ilgi alanımıza ve sorumluluk dünyamıza kendi vatanımız, kendi milletimiz ve kendi devletimiz girmeliydi, değil mi??... Buralarda da mutlaka bir şeyler yaptınız. Çok az...Niçin daha fazla değil.... Bir defa daha büyük harflerle yazıyor ve altını kalın çizgilerle çiziyorum. --MÜSLÜMAN, HİZMETİNE ÖNCE TOPRAĞINDAN; DOĞDUĞU, BARINDIĞI VATANINDAN, MENSUP OLDUĞU MİLLETİNDEN VE ŞEMSİYESİ ALTINDA HAYSİYET VE ŞEREFİYLE YAŞADIĞI DEVLETİNDEN BAŞLAMAK MECBURİYETİNDEDİR!! Bu bir EMR-İ İLAHİDİR!! İtirazı olan daha doğrusu, söyleyecek sözü olan varsa, bekliyorum. Sakın ola ki hakarete falan yeltenmeyin! Hakaret ihtiva eden yazıları bırakın okumayı, yüzüne bile bakmadan,onlara çöpün yolunu gösteriyoruz. Bu itibarla boşuna zahmet etmiş olursunuz. Siz Niçin Hz. Muhammedi Hak Peygamberi Olarak Kabul Etmiyorsunuz? Hıristiyan ve Yahudilerle, şu zamandan beri diyalog yapmaktasınız. Eğer okuduklarımız ve duyduklarımız doğru ise, onlar size, daha önce kabul etmediğiniz bazı şeyleri kabul ettirmişler. Ya siz?!... Kaç Hıristiyan'a, kaç Musevi'ye Hz. Muhammedi'n Hak Peygamber olduğunu kabul ettirdiniz? Zaman zaman yurt içinde ve yurt dışında, onlarla yani gayrimüslimlerle bir araya geliyorsunuz, sohbet ediyorsunuz. Mutlaka demiş olmalısınız: Beyler! Bakın biz bütün Peygamberlerin HAKK elçisi olduklarını kabul ediyoruz. Sorabilir miyiz size: SİZ NİÇİN HZ. MUHAMMED'İ HAKK PEYGAMBERİ OLARAK KABUL ETMİYORSUNUZ?? Sahih, muhataplarınıza, böyle bir soru yönelttiniz mi?.. Hiç zannetmiyorum.... O insanların yanında süt dökmüş kediye dönüyor, süklüm-püklüm oluyorsunuz. Bu eziklik niçin....Neden bu kadar yılgın-arkın hareket etmektesiniz?!.. Bir zamanlar, yedi deniz üç kıtada 333 yıl at oynatmış bir milletin şanlı ve şerefli çocuklarına yakışıyor mı bu davranış... Yakışıyor mu size, yakıştırabiliyor musunuz kendinize... Damarında Türk kanı, içinde yüreğinde İslam imanı taşıyan insanların medeni cesaret sahibi olmaları gerekirdi, değil mi... Türk Milletine karşı şahin; Hıristiyan milletine karşı kanarya ne demek oluyor bu.... Günah değil mi... Müslüman, hem Yunus ve hem de Yavuz olmak zorundadır. Siz Türk insanına karşı Yavuz olurken, yabancılara karşı Yunus olmaktasınız. Bu da meselenin bir başka vahim yönü. Hıristiyan Diyalogcular Bizden Ne İstemektedirler?!... Ne istemiyorlar ki.... Başlıca istedikleri şunlar: 1-Ulusal devletten vazgeçin 2-Dini ve milli felsefenizi değiştiriniz 3-Azınlıkları tanıyın 4-Doğuda Kürt federe devleti kurun 5-Kuzey Kıbrıs'ı Rumlara teslim edin 6-Azınlıkları tanıyın ve onlara toprak verin Daha neler neler.... Adamlar, neredeyse,"İslam'dan vazgeçin, dininizi değiştirin!"diyeceklerdir. Belki de diyorlar... Bu insanlar, Hz. Peygambere yapmadıkları hakareti, etmedikleri küfrü bırakmıyorlar. Bu insanlarla böyle düşünen kimselerle bir araya gelip, dinler üzerinde daha doğrusu İslam Dini bahis mevzu olduğunda, saygı ve sevgi içinde nasıl konuşabiliyor ve (kırmadan ve kırılmadan) nasıl tartışabiliyorsunuz, bunu anlamak çok zor.. İbrahimî Dinler..... Anlamadım, ne demek oluyor bu.... İbrahim'i dinler.... Kim söyledi, kim çıkardı, kim(ler) uydurdu bu berbat kavramı... Hiçbir ilahi din Peygambersiz olmaz, olmadı, olması da asla ve kat'a mümkün değil!.. Yerlerin ve göklerin; zaman ve mekanların; dünya ve ukbanın en aziz, en asil ve en yüce Peygamberi Hz. Muhammet(sv) olmadan ne din olur, ne iman... Ne İslam olur ve ne de Kuran... Hz. İbrahim'in varlık sebebi ve bu hayata gönderiliş hikmeti cihan Nebisine bağlıdır. Çünkü O; EVVELİNİN VE AHİRİNİN, GELMİŞ VE GEÇMİŞİN; ZAMANLARIN VE MEKANLARIN; DÜNYALARIN VE UKBALARIN BİRCİK NEBİSİDİR. CİHAN O'NUN NURU İLE; KAİNAT O'NUN VARLIĞI İLE; YERLER VE GÖKLER O'NUN IŞIĞI İLE AYDINLANMIŞTIR. SELAM SANA EVVELİNİN VE AHİRİN PEYGAMBERİ. SELAM SANA ZAMAN VE MEKKANLARIN BİRCİK SEVGİLİSİ. SELAM SANA İKİ CİHANIN EFENDİSİ.. SELAM SANA, SALAT SANA....MİNNET SANA, ŞÜKRAN SANA.... EY PEYGAMBERLE PEYGAMBERİ; İKİ CİHAN GÜNEŞİ.... Buna Hak Din Demek Mümkün mü?.. Hıristiyanlıkta 3 Çeşit İnanç Vardır: Baba, oğul ve kutsal ruh. İslam'daki ALLAH inancı ise: Tevhittir. Cenab-ı HAKK buyurdu: "DE Kİ: ALLAH BİR'DİR. ALLAH DAİMDİR, MUTLAK ANLAMDA İHTİYAÇSIZDIR, HER ŞEY O'NA MUHTAÇTIR. DOĞMAMIŞTIR, DOĞURULMAMIŞTIR. HİÇ BİRŞEY O'NA DENK VE BENZER DEĞİLDİR (ve olmamıştır da).(Kur. İhlas Suresi, ayet: 1-2-3-4) İnançların Rekabeti mi Olur? Ne var bunda korkulacak, biz dinleri rekabete açıyoruz, diyorsunuz. Dinlerin rekabeti mi olur.... Biran için diyelim ki olur...Peki, siz İslam Dini ile muharref (Muharref: Tahrif edilmiş, asıl manasından uzaklaştırılmış, değiştirilmiş dinleri nasıl bir araya getirecek ve İslam'la onları, hangi şartlarda yarıştıracaksınız?!... Gece ile gündü; yaz ile kış; eğri ile doğru; sıcak ile soğuk; kötü ile iyi(ilah) nasıl yan yana gelir? Bunu akılla bağdaştırmak mümkün mü?!... Bizim dinimizde 6 esasa inanmak vardır. Bunlardan biri de "Ve rusulihi"dir. Biz ALLAH'ın yeryüzüne vazifeli olarak gönderdiği bütün Peygamberlerine de inanmaktayız. Onlar diyalog yaptıklarınız bizim peygamberimize inanıyorlar mı?.. Bu durumda nasıl İslam dini ile Hıristiyan ve Musevi dinleri arasında diyalog yapılabilir. İnsanlar arasında, Kültürler arasında, Medeniyetler arasında denebilirdi... Hayır! "Dinler arasında" ise asla!.. Bunu bu kavramı lütfen hemen değiştiriniz! Bu bizi, Müslüman Türkleri gerçekten de çok rahatsız etti. Nasıl olur da sizi rahatsız etmez, vicdanınızı kanatmaz, bunu anlamak çok zor. Milyonlarca Müslüman'ın rahatsız olmasına sebep olmak günah değil mi?...Bu bir "kul hakkı"dır hem de çok büyük... Haçlılar Hiçbir Zaman İdeallerinden Vazgeçmemişlerdir. Onların tek bir hedefi vardır.. yer küresindeki Türkleri, özellikle Anadolu'da bin yıldan beri var olan ve kıyametin sabahına kadar da hep var olacak olan Türkleri yok etmek;onları buradan kutsal Anadolu topraklarından çıkarmak ve bu mübarek toprakları Hıristiyanlaştırmak. Çünkü onların "görüşünde" biz Türkler, İslam dininin belkemiği, can damarı ve emniyet sübapıyız. Biliyor musunuz, bu doğrudur..O insanlar bu düşüncelerinde haklıdırlar.. Her şeye rağmen, biz Türkler şu anda bu dinin İslam Dininin özüyüz, sözüyüz, ruhuyuz.. Bunun böyle olduğunu onlar Hıristiyanlar çok iyi bilirler. Fakat bir türlü siz(ler) bilmediniz, bilmek ve anlamak istemediniz.... Söz buraya gelmişken bunu bu sözlerimi teyit eden bu konu ile ilgili bir olay anlatmak istiyorum. Ve...daha sonra da sohbetimi bitireceğim. Almanya'da Doktora Yapan Bir Türk Genci Bizzat Yaşadığı Bir Olayı Şöyle Anlatıyor: "Okulda arkadaşlık yaptığım Alman genci: "Bugün Heiderberg Başpiskoposunun mühim bir konferansı var, gelir misin?" dedi. Ben de "hay hay, gidelim" dedim ve dört Alman genciyle konferansa gittik. Papaz efendi kürsüye çıktı ve direk olarak İslamiyet'e hakaret etmeye başladı. Ben terlemeye başladım. Durumu anlayan Alman arkadaş "Haydi çıkalım, saçmalamaya başladı" diyerek beni teselli etmek istediler. Fakat ben çıkmayacağımı ve sonuna kadar dinleyeceğimi söyledim. Konferans bir hayli uzundu. Papaz, İslam dinine her türlü iftirayı attıktan sonra esas ateşi Türk milletine tevcih etti. "Barbar Türkler! Hunhar Türkler! Medeniyet düşmanı Türkler!.." gibi kötülük namına aklına gelen herşeyi sayıyordu. Ve nihayet konferans bitmişti. Hemen yerimden kalktım, "Papaz Efendi (!) sual sorabilir miyim?" dedim. "Evet" dedi. Dedim ki: "Konferansınızı sabırla dinledim. İslamiyet hakkında söylediklerinin tamamen yanlıştır. Ama siz Hıristiyansınız, kendi dininizi doğru göstermek için bu tutumunuzu normal karşılayabilirim. Ama garibime giden dünyada yaşayan 800milyon Müslüman içinde nüfusu 40milyonu (o zaman için) bulmayan Türkleri seçmeniz beni hayrete düşürdü. Halbuki bizden kalabalık İslam ülkeleri var. Mesela Pakistan, Endonezya, Arap devletleri, İran... Niçin onlar hakkında hiçbir şey söylemediniz de yalnız Türk milletine hücum ettiniz? Bunu izah etmenizi istiyorum." Papaz cevaben dedi ki: "İslam dini Arap yarımadasından çıktı. Biz bu dini yok etmek veya Arap yarımadasında hapsetmek için Haçlı Seferleri düzenledik. Karşımıza siz çıktınız. Milyonlarca Hıristiyan'ı kılıçtan geçirdiniz. Viyana kapılarına kadar siz geldiniz. Hindistan'a İslam'ı siz götürdünüz ve İslam'ın kılıcı oldunuz. Siz Türkler önümüze çıkmasaydınız biz arzumuzu yerine getirecektik. Bizim hesabımız sizinledir. Pakistanlıyla, Endonezyalıyla, Arap ve İranlı ile bir hesabımız yoktur." Ve devamında dedi ki "Bu yalnız benim görüşüm değildir, her Avrupalı böyle düşünür." (Mehmed Doğan, Kur'an Gölgesinde ve Tarih Önünde Türkler, 123-124) Ya işte böyle.... Etraflarında pervane gibi döndünüz Hıristiyanların ve özellikle de aydınlarının görüş ve düşünceleriydi bunlar. Sizin bu insanların, yani Hıristiyanların, Müslüman Türkler ile alakalı bu ve benzeri görüş ve düşüncelerinden haberiniz yoktu, değil mi?..Tabii ki olmazdı olamazdı... Çünkü siz, Mehmet Doğan'ı, Ahmet Arvasi'yi, Tahsin Ünal'ı, Ziya Gökalp'i, Erol Güngör'ü, Nihal Atsız'ı, İbrahim Kafesoğlu'nu, Osman Turan'ı, İsmail Hami Danişmend'i , Necmeddin Hacı Eminoğlu'nu, İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nu, Mehmet Eröz'ü, Dündar Taşer'i, Hikmet Tanyu'yu, Musatafa Erkal'ı , Mustafa Izzet'i ve ALPARSLAN TÜRKEŞ'i tanımadınız ve tanıtmadınız.....Ve..bu sebeple-bilerek veya bilmeyerek- yüz yılın -yılların- bu aziz Türk mütefekkirlerinin eserlerini okuma ve okutma ihtiyacı hissetmediniz!..İşte bunun için ruh dünyanızı, fikir aleminizi "fıtrata uygun" besleyemediniz..Tabir caizse Türk çocuklarını, tek taraflı ve tek kanatlı yetiştirip geliştirdiniz..(.Bu sözlerimiz sadece sizinle alakalı da değildir. . Burada, milli kavramları ihmal ederek daha doğrusu Türk milliyetçiliği gibi mukaddes bir mefhumu göz ardı ederek, cahili olarak İslam'a hizmet ettiklerini iddia eden bütün klikler kastedilmektedir. Cenab-ı HAKK Kısmet ederse - inşallah- gelecek yazımızda bu meseleyi çok daha derin ve geniş ele almayı düşünüyoruz.). Biz Sizin Eserlerinizi Okuduk Biz Türk Milliyetçileri şu ana kadar çıkardığınız gazete ve dergileri; neşrettiğiniz kitapları aldık ve mütâlaa ettik..... Beyin ve yürek mimarınız olan insanları da tanıyoruz.... İşte onlardan biri olan Fethullah Bey'in, (Barış Köprüleri. Dünyaya Açılan Türk Okulları, Da yayıncılık 2005 İst.) isimli eserde okuduğu kitaplara yer verilmiş.-270. sayfadan 279. sayfaya kadar- Dikkat ettim, onların arasında biraz önce isimlerinden söz ettiğim değerli şahsiyetlerin eserlerinden hiç biri yok Üzüldüm......İtiraf edeyim:.Bu halin ismi geçen kişi için ciddi bir eksiklik olduğunu düşündüm. Evet, sayılmayacak kadar çok kitap tanıyan ve okuyan ; Doğunun, Batının, Güney ve kuzeyin kaynaklarını bile ihmal etmeyen Hocafendi, mutlaka Türk Milliyetçilerinin beyin ve yürek pınarı olan kişileri de tanımalı ve onların beyin ve gönül mahsulü olan eserlerinden de azami oranda istifade etmeliydi..... Böyle bir kimse için bu bir nakıslık değil midir dostlar?? Bu, gerek kendileri için ve gerekse kendilerini seven ve takip eden insanlar için çok çok hayırlı bir davranış olurdu.... Olmaz mıydı?!... Biz de -yana-yakıla- bu satırları yazmaz ve bunca sıkıntıya maruz kalmazdık. Olmadı dostlar...olmadı, yanlış yapıldı, eksik bırakıldı, vesselam!!...... İyi ki, üstü olan şu dünyanın altı da var... İçinde bulunduğumuz birinci hayatın, ikincisi de var... Şükür ki, "HER NEFİS ÖLÜMÜ TADACAK..." ve herkes yaptığını defterinde mutlaka bulacak.... Cenab-ı HAKK sizin, bizim ve bütün "iyi niyetli" insanların yar ve yardımcısı olsun. ALLAH(c.c.)'a emanet olunuz. Selahattin TEKİZOĞLU http://www.yalniz-kurt.com/modules.php?name=Diyalogcular

22 Aralık 2009 Salı

TEŞKİLAT-I MAHSUSA

TEŞKİLAT-I MAHSUSA Kategori TEŞKİLAT-I MAHSUSA, TÜRK DÜNYASI 50′li yıllar… Türkiye’nin genel görüntüsü, Tek Parti Dönemi’ne nazaran daha bir güllük gülistanlık. Demokrat Parti’nin ülkeye getirdiği demokrasi ve özgürlük havası, devlet ile halk arasındaki gerilimi oldukça azaltmış. CHP döneminin Dışişleri Bakanı Hasan Saka’nın öncülüğünde başlayan Türk-Amerikan ilişkileri, “Marshall Yardımı” ile biraz daha rayına oturmuş gözüküyor. Gelişen ilişkilerin aslında, Amerika’nın işine yaradığı da su götürmez bir gerçek. Yüklü bir Osmanlı mirasına sahip Türkiye’de, Amerika’nın yararlanabileceği çok şey var. Türkiye’nin yeniden yapılandığı bu yıllarda esrarengiz bir Amerikalı, Ford Foundation’in da desteğiyle Washington-Ankara-İstanbul ve Washington-Mısır arasında mekik dokuyor. Türkiye ve Mısır’da eski bir gizli örgütün üyeleri ile sık sık görüşmeler yapıyordu. Yerli araştırmacılara kapalı tutulan bazı gizli kapılar, Türk-Amerikan ilişkilerinin yüzü suyu hürmetine, bu kişiye ardına kadar açılıyordu. Philip H. Stoddard adli bu esrarengiz Amerikalı, bunca zahmete Osmanlı’nın istihbarat örgütü niteliğindeki Teşkilat-i Mahsusa hakkında ayrıntılı bilgi edinebilmek amacıyla katlanıyordu. Trablusgarp Savaşı sonunda kurulan Teşkilat-ı Mahsusa’nın birçok görevlisi hayattaydı o yıllarda. Bunlardan en önemlisi hiç kuskusuz Eşref Kuşçubaşı idi. Aziz el-Misri, Zübeyde Saplı, Ahmet Salih Harb, Hilmi Musallimi, Satvet Lütfi Tozan ve Hamza Osman Erkan gibi, her biri adeta “yaşayan tarih” niteliğindeki Teşkilat-ı Mahsusa üyeleriyle Türkiye ve Mısır’da defalarca bir araya gelen “Esrarengiz Amerikalı” Stoddard, hayatının hazinesini bulmuştu. Elde ettiği çok önemli bilgileri, 11 Mayıs 1963 tarihinde Princeton Üniversitesi’nde doktora tezi olarak sundu. Çalışmada 1911-1918 yılları arasında Osmanlı hükümetleri ile Arapların münasebetleri inceleniyor, Teşkilat-ı Mahsusa’nın Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki faaliyetleri araştırılıyordu. Stoddard’in bu kapsamlı çalışması sonunda, örgüt ve faaliyetleri hakkındaki bütün bilgiler Amerika’nın eline geçmiş oldu. Teşkilat-i Mahsusa’nın Süleyman Askerîden sonra reisi olan Eşref Sencer Kuşçubaşı, büyük yararlılıklar gösterdiği Hicaz’da Arap kıyafetiyle görülüyor. Kahraman-i hürriyet Enver Pasa, kendisine bağlı olarak Osmanlı Devleti’nin ilk gizli istihbarat örgütünü kurdu. CIA İÇİN BİR KAYNAK: TEŞKİLAT-l MAHSUSA Teşkilat-ı Mahsusa gibi bir gizli örgüt, geniş ufuklu ve büyük devlet felsefesi ile düşünen Osmanlı devlet adamları için ne kadar önem taşıyorsa, tıpkı Osmanlı gibi “büyük oynayan” Amerika için de o denli önem taşıyordu. En azından, dünya hakimiyetinin pekiştirilmesi bakımından bir gizli örgütün dünya ölçeğinde nasıl çalışması gerektiğine dair önemli dersler veriyordu Teşkilat-ı Mahsusa. Stoddard’in Teşkilat-ı Mahsusa hakkında elde ettiği bilgiler CIA’nin ufkunu bir hayli genişletmiş ve isine oldukça yaramış olmalı. İşin ilginç yanı, Teşkilat-ı Mahsusa’nın birikiminden Türkiye’nin bir türlü yararlanamaması. Çünkü Misaki Milli sınırları içerisine sıkışıp kalmış “dar ufuklu” bir Türkiye, Stoddard’in Teşkilat-ı Mahsusa hakkındaki çalışmaları 1963′te tamamlandı. Ama Türk kamuoyuna Teşkilat-ı Mahsusa’yı tanımak Amerika’dan tam 30 yıl sonra, yani 1993 yılında nasip oldu. Çalışma 1993 yılında ARBA Yayınları’nın girişimleri sonucu Türkçeye çevrildi ve ayni adla yayınlandı: “Teşkilat-ı Mahsusa: İstanbul’un Doğusunda Bitmeyen Oyun”. Kitabin bu tarihte piyasaya çıkmasının özel bir anlamı var Mahir Kaynak’a göre. “Bu kitabin yayınlanması” diyor Kaynak, “Amerika Avrupa güç dengesi arasında bir tercih yapmak noktasına gelmiş olan Türkiye’deki Alman lobisinin zayıflatılması amacına yönelik.” Bu arada Stoddard’in söz konusu çalışmasını yayınlayan ARBA Yayınları, önümüzdeki birkaç ay içinde, Teşkilat-ı Mahsusa’nın en önde gelen ismi Eşref Kuşçubaşı’nın bugüne kadar hiçbir yerde yayınlanmamış hatıralarını Türkçe ve İngilizce olarak yayınlamayı düşünüyor. ARBA yetkilileri bu hatıratı, “dostumuz” Philip H. Stoddard’dan almış. Teşkilat-i Mahsusa, kimi çevrelerce “Kızıl Sultan” diye adlandırılan Sultan II. Abdülhamid’in İslamcılık düşüncesini bütün dünyaya yayma isteğinin bir ürünü olarak tezahür etmiş kabul ediliyor. Yeri gelmişken söylemekte yarar var; bu gizli örgüt, Abdülhamid’i tahtindan eden Ittihat Terakki Partisi mensuplarınca kurulmuş. İktidara gelinceye kadar oldukça liberal ve özgürlükçü bir siyasal tavır sergiliyor gözüken İttihat Terakki’nin ayakları, iktidarı zorla ele geçirdikten sonra suya değdi. Ülkenin içinde bulunduğu durumu ve dünya konjonktürünü daha yakından görme fırsatı bulan İttihatçılar, devletin kurtuluşunun Abdülhamid’in politikalarina dönmekle mümkün olacağını anladılar. Ama artik olan olmuş, atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmişti. İttihat Terakki’nin İslamcı ve Türkçü bir politika belirlemesi, Talat Paşa’nın 1910 yılında Selanik’te yapılan gizli bir toplantıda Müslümanlarla gayri müslimlerin eşit olmadığını söylemesi ve Balkan Harbi sonunda gayri müslimlerin Osmanlı’dan ayrılmasıyla başlar. İttihatçılar, Abdülhamid’in ektiği İslamcılık tohumlarının biçilme vaktinin geldiğine inanıyorlardı artik. Abdülhamid, İslam dünyasını halifelik etrafında birleştirmek, ümmet şuuru ve İslam kardeşliğinin oluşmasını sağlamak amacındaydı. Ancak İttihat Terakki’nin darbesi sonucu iktidarı elinden alınan Abdülhamid’in bu düşüncesi, bir “ütopya”dan öteye geçmedi. Son yıllarda yayınladığı önemli araştırma kitapları ile dikkat çeken Orhan Koloğlu, bu faaliyetleri Panislamizm olarak değerlendirmenin yanlış olacağını belirtiyor. Çünkü Abdülhamid döneminde İttihad-ı İslam hareketi, fikri ve şahsi gayretlerin ötesine geçebilmiş değildi. Oysa bir hareketin “Pan” niteliğini kazanabilmesi için bir örgütünün ve siyasi hedefinin olması gerekiyor. Nitekim, Abdülhamid’in dünyanın dört bir yanına gönderdiği “misyoner” ruhlu kişilerin Osmanlı Devleti içinde öyle söylenildiği gibi bir teşkilatları yoktu. Bu kişiler padişaha bağlı olarak görev yapan gönüllü kimselerdi. İttihatçılara göre ise, emperyalistlere karşı ciddi bir mücadele verebilmek, bütün İslam dünyasını harekete geçirmekle mümkündü. Bunu gerçekleştirmek için de bir örgüte ihtiyaçları vardı İttihatçıların. Ayrıca politikacıları güvenilir bulmayan İttihatçı kurmaylara göre bu örgüt, gizli bir örgüt olmalıydı. TESKlLAT-I MAHSUSA: Ilk GlZLl ÖRGÜT Harbiye Naziri Enver Paşa’ya bağlı olarak 1913 yılında kurulan Teşkilat-i Mahsusa’nın daire başkanı, Süleyman Askeri Bey idi. Dr. Philip H. Stoddard’a göre 1916 yılında personel sayısı 30 bin kişiye ulasan örgüt ajanlarının büyük bir kısmı, uzmanlardan oluşmaktaydı. Örgütte doktorlar, mühendisler, gazeteciler, politikacılar ve subayların yanı sıra, geçmişi oldukça karanlık ama sadakatlerinden kusku duyulmayan gerilla savasi uzmanlari da yer aliyordu. Böylesine zengin bir “ajan kadrosu” na sahip olmasina ragmen Türkçe ve yabanci dillerde yayinlanan kitaplarda Teskilat-i Mahsusa’dan pek söz edilmemesi, sözedenlerin de yeterince bilgi vermemesi, Stoddard’a göre teskilatin faaliyet alani ve personel sayisini gizli tutmakla yükümlü olan Osmanli devlet adamlarinin bir taktik basarisiydi. Bu asrin ilk çeyreginde faaliyet gösteren Teskilat-i Mahsusa, o yillarda dünyanin en güçlü ve en etkin örgütlerinden biriydi. Ortadogu ve Kuzey Afrika basta olmak üzere üç kitada örgütlenen Teskilat-i Mahsusa ajanlarının pek azı örgüt mensubu olarak taniniyordu. Resmi üyelik listeleri bulunmamakla birlikte Kusçubasi Esrefe göre böyle bir listenin yayinlanmasi, Ortadogu’daki birçok devlet adamını rahatsız edecekti. Dr. Orhan Kologlu: Ilk örgütlü gizli hareket Abdülhamit dönemi sanildiginın aksine sadece romantik Islamcilik dönemidir. Panislamcilik yapacak ne örgüt ne kadro vardir. Abdülhamit Bati’ya karsi yalniz Islamcilik alternatifi kullanabilecegini vurgulamistir. Abdülhamit yillari hem Osmanli, hem Islam ve hem de dünya kamuoyunda Islamcilik fikri olustu. Bu fikri pratige döken Ittihat Terakki oldu. Bu fikir Trablusgarb Savasi’nda Enver Pasa’nin kafasinda dogdu. tstanbul’a dönünce hükümet darbesi yaptilar. Enver Pasa’nin sahsina bagli kurulan Teskilat-i Mahsusa devleti kurtarma gayesi ile ilkeleri ve hedefleri olan bir örgüttü. Teskilat genelde Ittihat ve Terakki’nin askeri kanadina hizmet etti. Dünya Savasi sirasinda cihat ilanini duyurmak için faaliyet gösterdi. Ama devletin içinde bulundugu sosyoekonomik durumun yetersizligi örgütü iflas ettirdi. Ittihatçilari takdir etmek lazimdir ki, bütün Islam dünyasina emperyalistlere karsi mücadele dinamizmini bu teskilat ile vermislerdir. Teskilat-i Mahsusa’dan asil Mustafa Kemal, îstiklal Harbi’nde ürün alir, maceracilari tasfiye eder. Teskilat-i Mahsusa üyeleri diger gizli örgütlerin yaninda Anadolu Ajansi (AA) muhabiri olarak da kurulus yillarinda hizmet ettiler. Casusluk ve karsi casusluk faaliyetleri tarih boyunca olagelmisti ama, dogrusu bunun Batili anlamda müesseselesmesi ilk olarak Teskilat-i Mahsusa ile gerçeklesti. Abdülhamid dönemi de dahil, bundan önceki dönemlerdeki casusluk faaliyetleri padisahin sahsina bagli olarak yapildigi için, saglikli bir örgüt yapisi olusturmak da pek mümkün degildi. Bati Trakya’da Teskilat-i Mahsusa’nin kurdugu bagimsiz devlette bayrak çekme merasimi yapilirken Eylem stratejisi Ittihatçilarin ittifaklari dogrultusunda Teskilat-i Mahsusa, Almanya ile hem finans, hem de teoripratik eylem birligi içindeydi. Kafkasya, îran, Ortadogu, Hindistan ve Afganistan bölgelerinde önceleri Almanlar’la birliktelik saglanmis, ancak daha sonralari basgösteren bazi sorunlar nedeniyle bu dayanisma çözülmeye baslamisti. Almanlar maddi gücü, Teskilat-i Mahsusa ise milis ajanlari sayesinde bölge halkinin destegini saglamislardi. Genel planlama Enver Pasa’nin Alman Genelkurmayi ile koordinasyonu sonucu gerçeklestirilmisti. Uygulama alaninda ise Esref Sencer’in baskanliginda Zübeyde Sapli, Ahmet Salih Harb, Hilmi Musallimi, ve Hamza Osman Erkan gibi serdengeçtiler yer aliyordu. Teskilat-i Mahsusa’nin “Ittihadi Islam” hareketinin temin ettigi Güney Afrika merkezi Yuhanisburg sehri Müslümanlari’ndan bir grup. Teskilat’in gayesi özetle, Islam dünyasini ve Müslüman Türkler’i bir bayrak altinda toplamak, yani genis imparatorluk cografyasinda yerine göre Panislamizm, yerine göre de Pantürkizm yapmakti. Ancak Ittihatçi kurmaylarin sanildigi kadar ütopist olmadiklarini da söylemek gerek. Bu ideolojilere sahip olmalarina ragmen gerçeklesmeyecek bir rüyanin pesinde olduklarinin da farkindaydilar. Herseyden önce, genel konjonktür tümüyle aleyhteydi. Buna karsi onlarin Teskilat-i Mahsusa’dan bekledikleri sey, Islam ülkelerine saldiran Ruslar’a ve îngilizler’e karsi besinci kol faaliyetlerini sürdürebilmekti. Ergün Hiçyilmaz Islam dünyasinin destekledigi bir örgüttü Teskilati Mahsusa Islam inanci ile Hiristiyanlar’a karsi kurulmus hemen bütün Müslüman dünyasinin destegini almis gizli, militer ve ayni zamanda sivil bir örgüttü. Faaliyetleri Osmanli cografyasindan baska Hindistan, Java, Ortaasya’ya kadar uzaniyordu. Teskilat-in kurucusu Süleyman Askeri. Mensuplarinin hepsi gerilla ruhuna sahip kisilerdi. Örgüt vatanseverlik temeline dayaniyordu. Teskilat, sabotaj, mühimmat nakliyati gibi sahalarda basarili olurken karsi casuslukta o kadar muvaffak olamadi. Ama kendi istihbaratini devlet disinda kurmus olabilir, bunu bilmiyoruz. Teskilat bütünüyle devlet disinda kurulsa idi daha basarili olurdu. Özerk degildi, Enver Pasa’dan ve onun adami diger Ittihatçi subaylardan emir aliyorlardi. tttihat Terakki’nin yanlislari Teskilat-i Mahsusa’ya da yansidi. Ittihatçilar sunu göremediler, 1914′te Avrupa karsi cephelere ayrilmis olsa da mücadele Osmanli topragi içindi. Savasi kazansaydik ne olacakti; Almanlar kazanmis olacakti. Hicaz Demiryolu’nun sabote edilmesiyle Istanbul’un Mekke ve Medine ile iliskisini kesmek ve Halifeligi Osmanli disina çikarmayi planliyorlardi. Bu konudaki arastirmalar Teskilat-i Mahsusa’nin 15 kisisi etrafinda döndürülüyor. Halbuki hiçbir seyden habersiz, sayisi belirsiz ve sadece hizmet gayesi ile çalisan ‘nefer’ kadrosu vardi. Esref Sencer’i de bazi kimseler tek adam gibi gösteriyor. Süleyman Askeri silinmek isteniyor. Bu tavir Osmanli Türk askerine takinilan tavirdir. Teskilat-i Mahsusa elemanlarinin ellerinden büyük paralar geçmistir. Ama, para yediklerine dair bir belge görmedim. MÎT konusunda da biz sadece onun içe dönük yönüyle ugrasiyoruz, diça dönük faaliyetlerini bilmiyoruz. Bizim gizli örgütümüz neden CIA, Intellegent Servis gibi onurlu olmasin. Tabii bu yapilanlan duyurmakla ilgilidir. Yapilanlarin karanlikta birakilmasi, karanlik islere de zemin hazirliyor. Teskilattaki ünlüler Enver Pasa, Binbasi Süleyman Askeri, Esref Kusçubasi, Rauf Orbay, Çerkes Ethem, Abdulaziz El-Sinusi, Dr. Esat Isik Pasa, Hüsamettin Ertürk, Mehmet Akif Ersoy, Cezayirli Emir Ali, Afyonlu Ali Çetinkaya, Ali Fethi Okyar, Binbasi Misirli Aziz Ali Bey (sonradan Misir ordusunda general), Nuri Killigil (Enver’in kardesi sonradan önemli sanayici), Binbasi Fuat Bulca (sonradan THK Baskani), Tegmen Islam Bey (Fuat Pasa’nin oglu), Binbasi Mustafa Kemal Bey, Yüzbasi Manastirli Nuri Conker (Osm. Meclisi Mebusan azasi), Dr. Refik Saydam (sonradan bakan ve basbakan), Piyade Yüzbasi Çerkes Resit (Çerkes Ethem’in agabeyi), Tegmen Yakup Cemil (1916′da vatana ihanetten asildi), Dr. Bahattin Sakir, Mithat Sükrü Bleda, Ohrili Eyüb Sabri, Fuat Balkan, Teymen Hilmi Musallimi (1915 Süveys Kanali Harekati’nda Kürt mücahitlerin komutani, Said Halim Pasa’nin katibi), Ismail Canbulat (1926 îstiklal Mahkemesi’nde asildi), piyade subayi Rasuhi (sonradan Mustafa Kemal’in yaveri), Filibeli Hilmi Bey (Ittihat Terakki Müfettisi, 1926′da asildi), Serif Burgiba (Habib Burgiba’nin babasi), Arabistan’da îbn-ür Resid. (P.H.Stoddard’in Esref Kusçubasi’ndan dinleyip hazirladigi listeden derlenmistir.) Teskilat-i Mahsusa’nin faaliyetleri Birinci Dünya Savasi’nda yogunluk kazandi. Teskilat, savas boyunca savas ilanini duyurmanin yaninda; karsi casusluk, Ingiliz istihbarat ve kesif kollarina karsi istihbarata karsi koyma harekati da gerçeklestirdi. Bu arada teskilatin askeri operasyonlar yaptigi da bilinen bir gerçek. Örgütün ilk çalisma alani Bati Trakya oldu. îlk baskan Süleyman Askeri’nin basinda bulundugu Teskilat-i Mahsusa, özel bir tim ile, 1913 Istanbul Anlasmasi sonucu Bulgarlar’a terk edilen Bati Trakya’da, Osmanli Devleti’nden ayri bagimsiz bir Bati Trakya Türk Devleti de kurdu. 1914 yilinin sicak bir agustos gününde, daha harp baslamadan Enver Pasa Rauf Orbay’i îran, Afganistan, Hindistan sahasinda ajitasyon ve anti îngiliz eylemler yapmakla görevlendirmisti. Istanbul Harbiye Nezareti Sark Subesi Baskani Ömer Fevzi Bey araciligi ile yürütülen hazirliklar sonucunda 20 kisilik asker kökenli özel tim, göreve baslamisti. Ekipte bir ara Çerkes Ethem de görev almis, ancak bölge halkinin kayitsizligi ve Almanlar’in ikilik çikarmasi sebebiyle eylem takriben bir yil sonra, Eylül 1915′te sona ermis ve tim dagilmisti. Afrika’da Trablusgarb, Misir, Çad, Habesistan ve Sudan’a kadar ajanlar gönderilmisti. Meshur Seyh Ahmed El Sunusi’nin Trablusgarp’tan bir denizalti ile Istanbul’a kaçirilmasi, teskilatin bölgedeki en basarili eylemi. Ayrica Enver Pasa’nin Türkistan seferi ve Cemal Pasa’nin Afganistan’a geçirilmesi, en kötü zamaninda bile örgütün hareket kabiliyetini göstermesi bakimindan önem tasiyor. Bu arada Dünya Savasi sirasinda Nil Nehri üzerindeki su depolarini ve barajlari havaya uçurmak, hatta nehrin Sudan ve Habesistan’daki yataklarini degistirmek gibi görevler üstlenen Teskilat-i Mahsusa’nin bu faaliyetlerine dair belgeler, yillardir arastirmacilara kapali tutulan Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Baskanligi Arsivi’nde saklaniyor. Bu arsivde arastirmacilardan sürekli gizlenen belge sayisinin, gayri resmi rakamlara göre 30 bini buldugunu yeri gelmisken hatirlatmakta fayda var. ENTELEKTÜEL ENFORMATlK FAALIYETLER Anadolu-Iran-Hindistan çizgisinde mezhep ayriliklarina karsi politika olusturmak üzere özel bir çalisma baslatan Teskilat-i Mahsusa, bir taraftan da emekli yüzbasi Baha Said Bey’in idaresinde sosyolojik arastirmalar yapiyordu. Ayrica Hindistan’a Sürini imamlar gönderilmek suretiyle, Kara Vasifin baskanliginda Islam Ihtilal Komitesi olusturulmustu. Baha Said, Rusça dahil bes yabanci dil bilen ve birikimi hayli fazla bir entelektüel olarak önemli görevler üstlenen bir Teskilat-i Mahsusa mensubu olarak bilinir. Hicaz seyhlerinin çocuklarinin özel olarak egitilmek üzere Galatasaray Lisesi’ne getirilmesi ve bunun yanisira Mısır’dan bir grup din adamının Muğla’da bir çiftlikte misafir edilmeleri de teskilaın faaliyetleri arasinda yer aliyordu. Ittihat Terakki bir yandan Teskilat-i Mahsusa gibi faaliyet alani alabildigine genis bir istihbarat örgütü kurarken, öte yandan Islam dünyasinda Ittihati Islam fikrinin olusmasi için egitim ve yayin faaliyetleri de yapmaktan geri kalmiyordu. Bugüne kadar yapilan arastirmalarda belge bulmak mümkün olmadigindan, bu konudaki çalismalar tarihçiler tarafından atlanmisti. Doç.Dr. Zekeriya Kursun’un arsivde buldugu el degmemis belgeler sayesinde Ittihatçilar’in, Teskilat-i Mahsusa’ya paralel bir sivil örgüt kurdugu belirlendi. Cemiyeti Hayriyei Islamiye adiyla olusturulan bu sivil cemiyet Medine’de bir Islam Üniversitesi kurmayi bile basarmisti. Teskilatin en önemli prensiplerinden biri de, sivil ve askeri örgütlerin birbiri ile koordineli bir şekilde çalışmalarını sağlamaktı. FAALIYETLERlN SONUÇLARI 1911-1918 yillari arasinda Orta Dogu-Orta Asya, Güney Asya, Kuzey ve Orta Afrika’da casusluk, karsi casusluk, propaganda ve çesitli operasyonlar yapan Teskilat-i Mahsusa’nin faaliyetleri, Osmanli Devleti’nin yenilmesiyle resmen sona erdi. Teskilat için çalisan pek çok Arap Osmanli vatandasi isgal altindaki kendi ülkelerine dagildilar. Bütün bu gelismelerden sonra faaliyetler, örgüte bagli kalmaksizin, bir sekilde devam etti. Teskilat-i Mahsusa’nin vazife telakkisi Esref Kusçubasi anlatiyor, “îçimizde kimsenin kaybedecek birseyi yok. Davamizin hakli olduguna ve çalismalarimizin mühim olduguna inanmistik. Sonunda kazanamayacak olusumuzu gözardi etmeye meyyaldik. Hiç degilse, harbin sonunda etrafimizdaki dünya çökmeden, ufak tefek bir kaç zafer kazanabilirdik. Durmadan çahstim… Bu ise gönül vermistim, mantik ne derse desin.. hiçbir zaman filozofyahut siyasetçi olmadim ve bu isten iyi dostlar, yara izleri ve kalça çikigi, birkaç madalya ve memleketim için çok iyi dögüçtügümü bilmenin verdigi tatmin disinda hiçbir sey elde etmedim.” Türk-Arap iliskileri üzerine önemli çalismalar yapan Doç. Dr. Zekeriya Kursun’un arastirmalari sonucunda vardigi neticeye göre, Kuzey Afrika’daki bagimsizlik mücadelelerinde Teskilat-i Mahsusa’nin bir hayli etkili oldugu görülüyor. Mesela Sekip Arslan Kuzey Afrika’da milli mücadele fikrini yayarken Sadik El-Husri, Arap Birligi’nin fikir babalığını yapiyordu ve bu kimselerin teskilat ile iliskileri vardi. Teskilat-i Mahsusa batmakta olan bir devletin askeri istihbarat örgütü niteligini tasiyordu. Bu niteliginden dolayi da parlak basarilar elde etmesi nerdeyse imkansizdi. Orhan Kologlu devletin içinde bulundugu sosyo ekonomik durumun örgütü iflasa sürükledigini söylerken, Dr. Haluk Dursun bu çöküsü teskilatin rakiplerinin gücüne ve dünyanin en iyileri olmasina bagliyor. Dursun “Teskilat-i Mahsusa amatör bir ruhla ve çok genis bir cografyada yüksek performansi ile faaliyet göstermistir. Devlet tecrübesi ve felsefesinden dogmus bir strateji yerine pratik eylem ve militanlik ruhundan kaynaklanan bir hareketti Teskilat-i Mahsusa. En büyük handikap ve dezavantajlari ise karsilarinda rakip olarak bu konuda dünyanin en iyisi îngiliz Entelijans servisi ve E.T. Lawrence’in bulunmasiydi” diyor. Ancak Zekeriya Kursun, teskilatin karsi casusluk faaliyetlerinde küçümsenmeyecek basarilar elde ettigini, Serif Hüseyin isyaninin diger Arap bölgelerine yayilmasinin, teskilatin çalismalari sayesinde önlendigini ve Arabistan’da îbn Resid, Yemen’de ise îmam Yahya’nin savasin sonuna kadar Osmanli Devleti’ne bagli kaldigini hatirlatiyor. MlLLl MÜCADELE VE TESKlLAT-I MAHSUSA Bütün olumsuzluklara ragmen Mütareke Devri Istanbul’unda ve Anadolu’sunda Teskilat-i Mahsusa’nin faaliyetleri durmak bilmedi. Zamana ve zemine çok çabuk adapte olup faaliyete geçebilen bu örgüt mensuplari Istanbul’da Milli Kongre olarak bilinen cemiyeti de olusturdular. Tarihçi Dr. Haluk Dursun “Mütareke Devri Istanbul’unda Milli Kongre çatisi altinda birlesen ve milli direnisi destekleyen eski Teskilat-i Mahsusaci; bilim, fikir adamlari, sanatçilar, doktorlar, gazeteciler yani imparatorluk entelektüelleri özellikle yabanci dilde gazete, kitap çikararak milli tezleri dünya kamuoyunda savunmuslardir. Ayrica o sartlarda Cenevre, Paris, Budapeste, Londra gibi merkezlerde kitap, gazete yayinlamak imparatorluk kadrosunun vizyon ve misyon bakimindan seviyesini gösterir” diyor. 1918′de resmen sona eren Teskilat-i Mahsusa faaliyetleri devam eder. Kara Kemal, Kara Vasif, Baha Said öncülügünde Karakol Cemiyeti kurulmus ve Milli Mücadele’nin temeli atilmisti. Bunlar hem Anadolu’ya silah ve asker geçirilmesini saglamislar hem de Mustafa Kemal’in faaliyet ve kongresinde bunlar olusturdu. Yrd. Doç. Dr. Süleyman Beyoglu, Milli Mücadele’yi Teskilat-i Mahsusa’nin teskilatlandirdigini bütün gizli örgütlerin bu teskilatta çalisarak tecrübe kazanmis kisilerce kuruldugunu belirterek “însan ve silah kaçirmaktan propaganda ve casusluk hizmetlerine kadar ciddi hizmetler yaptilar. Mustafa Kemal bu örgütlerin farkindaydi” diyor. Mustafa Kemal bir süre beraber çalismayi uygun gördügü bu etkin gizli teskilatlarla daha sonra hesaplasma yoluna gitti. Bu çatisma tarihçilere göre kaçinilmazdi. Philip H. Stoddard’in Esref Kusçubasi’ndan aldigi teskilat listesinde de görüldügü gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal’in de teskalatla iliskisi olmustu. Mustafa Kemal teskilatla iliskisi Trablusgarp Savasi’nda mahalli milisleri örgütlemekle baslamisti. Mustafa Kemal daha sonra Enver Pasa ile olan ihtilafi nedeniyle teskilata biraz mesafeli durmayi tercih ediyor. Orhan Kologlu’nun belirttigine göre de Enver Pasa Trablusgarp’ta Bedevi Araplar’la bir Islam imparatorlugu kurabilecegini raporlarina yazarken Mustafa Kemal dönemin Genelkurmayına bedevilerle hiç bir is yapilamayacagina dair bir rapor gönderiyordu. O dönemde teskilat henüz kurulmamasina ragmen fiili olarak görev yapiyordu. Gerek Istiklal Savasi’nda gerekse cumhuriyet sonrasinda önemli roller oynayan Rauf Orbay, îstiklal Mahkemeleri’ne baskanlik eden Ali Çetinkaya, Cumhuriyet döneminin önemli isimlerinden Ali Fethi Okyar, T.C’ye bakanlik ve basbakanlik yapan Dr. Refik Saydam, Atatürk’ün yaveri piyade subayi Rasuhi, THK Baskanligi yapan Fuat Bulca, îstiklal Marsi’nin yazari ve Kurtulus Savasi’nin manevi dinamiklerinden Mehmet Akif Ersoy da teskilatta çalismisti. Doç. Dr. Zekenya KURSUN: Teskilat-i Mahsusa K.Afrika’da istiklal fikrini yaydi Ittihat Terakki 2. Mesrutiyeti ilan ettirdikten sonra imparatorlukta sahte kaynasma yasandi. Ama hemen ardindan 1909′da imparatorlukta yasayan muhtelif unsurlarda ‘milli hedefler’ ortaya çikti. Balkan Harbi sonrasinda artik Ittihatçilarin politikasi Osmanliciliktan Islamciliga kaydi. Tenkit ettikleri Abdülhamit politikalarini ülke ve dünya sartlari onlara adeta dikte ettirdi. Emperyalistlere karsi bülün Müslümanlari harekete geçirmek için sivil örgütler kuruluyor. Bunlardan birisi Cemiyeti Hayriye-i Islamiye kuruluyor amaci da egitimi yayginlastirarak Müslümanlar arasindaki dayanismayi artirmak olarak tesbit ediliyor. Bu gaye ile Medine’de bir Islam Üniversitesi kuruluyor. Bununla Abdülhamit’in Hicaz Demiryolu Projesi ile olusturmak istedigi Ittihat-i Islam fikrini, Islami dayanismayi tesis etmeye çalisiyorlardi. Fikri altyapi olusturulurken ittihatçilar istihbarat ihtiyaci için Emniyet-i Umumiye içinde Heyeti Istihbariye teskil ediliyor. Devlet bünyesindeki subelerle bilgi toplaniyor. Trablusgarp Savasi’ndan sonra Teskilat-i Mahsusa kuruluyor ve hem bilgiyi degerlendirme hem de gerektiginde askeri operasyon yapiyor. Arsivde buldugum bir belge teskilatin çalismasi hakkinda fikir vermektedir; Osmanli askeri Katar’dan çekilirken Teskilat-i Mahsusa görevlisi Ömer Fevzi Bey, Enver Pasa’ya yazdigi mektupta “Anlasma üzerine askerlerimizi çekiyoruz; ama halkin durumu müsait. Libya’daki gibi milisleri organize ederek mi çikalim?” diye soruyordu. Osmanli sonrasinda Kuzey Afrika’da verilen bagimsizlik mücadelesinde Teskilat-i Mahsusa’nin etkisi vardir. Mesela Sekip Arslan Kuzey Afrika’da milli mücadele fikrini yaymistir, Sati’ El Husri Arap Birligi fikrinin babasidir ve teskilattandi. Gerek manda yönetimi altinda gerekse bagimsizligini kazandiktan sonra Arap devletlerinin yöneticileri Osmanli okullarindan mezun idiler ve Teskilat-i Mahsusa ile alakalari olabilir. Bunlari mahalli arsivlerin tetkiki ile anlayabilecegiz. Dogu ve Kuzey Afrika Bedeviler arasinda yapilan sözlü tarih arastirmalarinda hala, îngiliz istihbarat örgütleri ve kesif kollarina karsi, istihbarata karsi koyma harekati gerçeklestiren basta Esref Kuççubasi ve Teskilat-i Mahsusa örgütünün kahramanliklarinin anlatildigi tesbit edilmistir.” Kaynak: Aksiyon dergisi, sayı: 49, 1995

11 Aralık 2009 Cuma

ZAMAN VE TARAF BU MAİLE ÇOK KIZACAK

ZAMAN VE TARAF BU MAİLE ÇOK KIZACAK İşte internet mail gruplarında Zaman'a ve Taraf'ı çok kızdıracak o mail. Yorumsuz olarak aktarıyoruz: 1- Samanyolu TV, ZAMAN gazetesi ve Fethullah Gülen organizasyonunda yer alan bütün basın yayın organlarında her gün muhakkak bir "Kürtçü" programa katılmaktadır, bu inkar edilemez bir gerçektir. 2- Yine aynı basın yayın organlarında "PKKLI, YURT DIŞANA KAÇMIŞ OLAN" ABDÜLKADİR AYGAN isimli teröristin terörle mücadele eden komutanlarımıza yönelik iftiraları boy boy gösterilmektedir. Aynı şekilde şu anda hapiste yatmakta olan veya serbest bırakılmış PKK’LILARIN sözleri de, sanki güvenilir birer kaynakmış gibi bu basın yayın organlarında "ŞOK AÇIKLAMALAR" şeklinde sunulmaktadır. 3- Yurt dışında açılan okullardın ilk yıllarında eğitim dili TÜRKÇE iken, 1997 yılında Fethullah Gülen'in Amerika'ya yerleşmesinden sonra eğitim dili İngilizce'ye çevrilmiş, Türkçe seçmeli ders olarak okutulmaktadır. 4- Türkçe olimpiyatlarına katılanlar arasında 2. ve 3. kez bu olimpiyatlara gelen çocuklar vardır, yani her sene aynı çocuktan şarkılar dinletilmektedir. Yine şunu eklemek gerekir ki; bu olimpiyatlar dışında kalan öğrencilerin Türkçe'ye hakim olduklarını söylemek mümkün değil. Ayna programında da çok net gördüğümüz gibi, en fazla nasılsın iyi misin sözlerinin ardından ezberlenen Türküler okunmaktadır. (Şarkı söylemekle dil öğrenilseydi bugün Türkiye'nin hepsinin İngilizce bildiğini söyleyebilirdik ) 5- Zaman Gazetesi'nin fotoğrafta yer alan basın yayın ve sivil toplum kuruluşlarıyla aynı karede yer alması eleştirilmiş. Zaman gazetesi kendi yazamadıklarını TARAF'TAN bir gün sonra sayfalarına taşıyarak şöyle yayınlamakta: "TARAF'TAN ŞOK BELGE..., TARAF GAZETESİ ŞUNU YAZDI..., TARAF'IN ORTAYA ÇIKARDIĞI GERÇEKLER...". Güya bu sayede, bakın ben demiyorum taraf diyor rahatlığına oturmaktalar. PEKİ TARAF KİMİN GAZETESİ? TARAF Gazetesi TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN KURULUŞ FELSEFESİ OLAN "MİLLİ DEVLET" YAPISININ ÇÖKERTİLMESİ İÇİN ÇIKARILAN BİR "PSİKOLOJİK HARP GAZETESİDİR". Taraf'ı çıkaran Alkım Gazetecilik, 1992'ye kadar küçük bir yayıneviyken ve batma noktasındayken birdenbire durumu düzeltti. Alkım Yayınevi'nin borçlarını Fethullah Gülen ve AKP bağlantılı Albaraka Türk çekleriyle ödemesi yayıncıların dikkatini çekmişti. O tarihten sonra, birileri, Savaş ve Başar Arslan kardeşlere "yürü" dedi. AKP iktidarıyla birlikte ise "kanatlandılar"! Arslan kardeşler, Brüksel'de büro açıp AB'yle de ilişkiye geçtiler. Pentagon, Taraf için de düğmeye bastı. Yasemin Çongar, Amerika'dan görevli olarak gönderildi. Burada, ABD İstanbul Başkonsolosluğu kolları sıvadı. "Vatanı bir kadın memesine satarım" sözüyle meşhur Ahmet Altan, 30 bin YTL maaşla gazetenin kuruluş görevini üstlenmesi için ikna edildi. Taraf yayına başladıktan sonra ayrılacağını söylemişti, ayrılmadı, genel yayın yönetmeni oldu. Gazetenin sahibi, Alkım Gazetecilik adına Başar Arslan oldu. Ahmet Altan'ın belirttiğine göre Başar Arslan yayın çizginse hiç karışmadı, odasını bile Altan'a bırakıp gitti. Ahmet Altan 10 Kasım 2007 tarihli Zaman gazetesinde yayımlanan röportajda, Taraf gazetesinin ilan gelirlerine dayanacağını söylemişti. 15 Kasım 2007 tarihinde yayına başlayan Taraf'taki ilanlara bakıyoruz,"Alkım Yayınları" dışında, 2008'e kadar ilk bir ayda "Kimse Yok mu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği" ağırlıkta. Kimse Yok mu Derneği 2002 yılında Fethullah'ın Samanyolu Televizyonu bünyesinde "Kimse Yok mu?" programı ile başladı. AKP iktidarı Kimse Yok mu Derneği benzeri vakıf ve dernekler için gelir vergisi kanununu değiştirdi, bu derneklere yapılan bağışlar vergiden muaf tutuldu. "Kimse Yok mu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği", şimdi 5 kıtada faaliyet yürütüyor, katrilyonlara hükmediyor. Gazeteyi çıkaran Alkım Yayınevi'nin sahibi Savaş-Başar Arslan kardeşler, Brüksel'deki büroları kanalıyla Avrupa Birliği'yle de ilişkiye geçtiler. Taraf Gazetesi'nin satır satır çevirisi yapılıp her gün Avrupa Birliği'nin önüne konuluyor! AB, gazetelere doğrudan hibe yapamıyor ama yayınevlerine yapabiliyor. Alkım Yayınevi'nin, Ahmet Altan'ın "İçimizdeki Bir Yer" adlı romanının, 2004'te AB parasıyla basıldığı belirtiliyor. 1 milyon adet basılıp maliyetinin 4'te biri fiyatına satılan Altan projesi, AB fonlarınca desteklendi. Gazete bayilerine kadar ulaştırılan kitap için bakkallara bile standlar yerleştirmişti. Ardından, Alkım yayınları Sabah Gazetesi'yle işbirliği yaparak Milli Eğitim Bakanlığı onaylı Yüz Temel Eser'i basmıştı. AB ile kurulan bu köklü ilişkilerin, bugün para kanallarının çeşitlenmesinde etkili olduğu belirtiliyor. Taraf'ın tanıtım ilanları da Fethullahçı Zaman gazetesi tarafından yayımlandı. Hem Zaman, hem Fethullah Gülen'in diğer yayın organı Aksiyon, Ahmet Altan ve Yasemin Çongar röportajlarıyla gazetenin tanıtımını yaptı. Taraf'ın iki de transferi var Zaman'dan. Biri, bildiğiniz Etyen Mahçupyan, öbürü Gülen bursuyla Amerika'da eğitim gören Leyla İpekçi. PEKİ AYNI FOTOĞRAFTA GÖRDÜĞÜMÜZ GENÇ SİVİLLER ÖRGÜTÜ ZAMAN İLİŞKİSİ NE ŞEKİLDE? Zaman gazetesi, kurulduğu ilk günden beri GENÇ SİVİLLERİN yaptığı 3 kişilik eylemleri bile ilk sayfasından duyurmakta, reklamlarını sürekli sürdürmektedir. Taraf için ta Amerika'dan getirilen Yasemin Çongar, "Milliyet'in önerdiği tepe yöneticilik teklifini de bağımsız gazetecilik yapabilmek adına reddettiğini" anlattı orda burda. Ayrıca onun görevi gazetecilikle, hatta Taraf'la sınırlı değildi. 2 Haziran 2008 tarihli Aksiyon'da şöyle diyordu Çongar: "Batı artık Türkiye ile ilişkilerini tamamen devlet üzerinden değil, iş dünyası ve sivil toplum üzerinden de kurmaya başladı. Sadece İstanbul ve Ankara'yla değil, Anadolu ile de temas ediyorlar artık. Taraf için döndüğümden beri 7 ay içinde birkaç kez Güneydoğu'ya gittim, Orta Anadolu'yu 10 yıl aradan sonra gördüm." Çongar'la kol kola gördüğümüz isimlerin başında Yıldıray Oğur geliyor. Oğur, "Genç Siviller" adlı örgütün başkanı. Soros'tan besleniyor, Türkiye'de de "turuncu devrim" denemesine hazırlanıyorlar. Adları daha yeni duyulmuştu ki, Abdullah Gül Cumhurbaşkanlığına getirilir getirilmez Yıldıray Oğur'u köşkte konuk etti. Oğur, Genç Siviller'in simgesi olan kırmızı Convers marka ayakkabı hediye etti Cumhurbaşkanı'na; "asker postalını protesto" anlamı taşıyordu Gül'e verilen hediye. BÜTÜN BUNLAR ZATEN DOLAYLI VE DİREKT OLARAK FETHULLAH GÜLEN YAYIN ORGANLARI İLE TARAF, GENÇ SİVİLLER, DTP ÇİZGİSİNİN KESİŞTİĞİNİ GÖSTERMEKTEDİR. AYRICA ŞU VERECEĞİMİZ KÜÇÜK ÖRNEKTE, FOTOĞRAFIMIZDA YER ALAN "DTP" İLE ZAMAN İLİŞİĞİNİ KANITLAMAKTADIR. ALTTAKİ HABERİN İÇERİĞİ GÖZÜ OLANIN GÖRECEĞİ, AKLI OLANIN ANLAYACAĞI HERŞEYİ AÇIKCA ORTAYA KOYMAKTADIR. HABERDE, GENÇ SİVİLLER'İN 'Darbeye Karşı 70 Milyon Adım' ADINDA BİR YÜRÜYÜŞ DÜZENLEDİĞİ BUNA DA 20 SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜNÜN DESTEK VERDİĞİNİ SÖYLENMEKTE! AMA NE YAZIKKİ BU 20 ÖRGÜTÜN KİMLER OLDUĞU YAZILMAMAKTA! KÜÇÜK BİR ARAŞTIRMAYLA GÖRÜYORUZ Kİ; DTP ZAMAN'IN ÖVGÜYLE BAHSETTİĞİ BU YÜRÜYÜŞTE ÖN SAFTA! HABER İÇERİSİNDE ÇOK ACI BİR GERÇEK DAHA GÖZLERDEN KAÇMIYOR, İŞTE ZAMAN GAZETESİ'NDE YAZAN O CÜMLE: "Bu arada gösterinin başlarında Engin Okur isimli bir provokatör, yürüyenlerin arasına girerek 'Ne Mutlu Türküm' diye bağırdı." Zaman Gazetesi burada başka bir ayrıntıyı daha yazmamaktadır; orada "NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE" şeklinde bağıran kişi iki ayağını PKK'nın döşediği mayınlara kurban vermiş bir GAZİ'DİR VE BU TEPKİSİNİ TEKERLEKLİ SANDALYEDE VEREBİLMİŞTİR!!! HABERİN TAMAMI ŞU ŞEKİLDEDİR: Bir ilk yaşandı; Darbeye karşı büyük yürüyüş Genç Siviller'in öncülüğünde kurulan 'Darbeye Karşı 70 Milyon Adım' platformunun Taksim'deki protesto gösterisi başladı. Eyleme destek veren 20 sivil toplum kuruluşu, İstiklal Caddesi'nin sonundaki Tünel durağından Taksim Meydanı'na doğru yürüyor. Binlerce kişinin katıldığı yürüyüşte, 'Darbeye Karşı Ses Çıkar!' şeklinde pankartlar açılıyor. Yürüyüşe Adalet Ağaoğlu, Lale Mansur, Nazlı Ilıcak ve Yücel Sayman gibi isimler de katılıyor. Bu arada gösterinin başlarında Engin Okur isimli bir provokatör, yürüyenlerin arasına girerek 'Ne Mutlu Türküm' diye bağırdı. Sivil polislerin araya girmesiyle etkisiz hale getirilen Okur, uzun süre elindeki Türk bayrağını sallayarak provokatif hareketlerde bulundu. HABER KAYNAĞI : http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=705061 BİZLER BU KISA YAZI İLE TÜRK ÇOCUKLARINI UYARIYORUZ; LÜTFEN İÇERİSİNDE BULUNDUĞUNUZ YAPININ KİMLERLE HANGİ İLİŞKİLER KURDUĞUNU İYİ ARAŞTIRINIZ. BİZ HİÇ KİMSEYİ KURU KURUYA ELEŞTİRMİYOR, KURU KURUYA KİMSEYE İFTİRA ATMIYORUZ, İŞTE BELGELER ORTADA, İŞTE GERÇEKLER! DTP'NİN YAPTIĞI YÜRÜYÜŞTE TÜRK BAYRAĞI AÇAN BİR "GAZİ"MİZİ PROVAKATÖR İLAN EDEN BİR BASIN KURULUŞUNU SÖYLEYİN BİZ NASIL HANGİ SEBEPLE SEVİP DESTEKLEYECEĞİZ?" Odatv.com

10 Aralık 2009 Perşembe

Atatürk’ün Türk Dünyasına Bakışı ( İşte Lider )

Kırıkkale Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kantarcı: '' Atatürk her zaman Türk Dünyasına büyük önem vermiştir. Bunun en iyi örneği ise Samsun'da çekilen fotoğraftır'' Kırıkkale Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Şenol Kantarcı, Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün Türk dünyasına büyük önem verdiğini belirterek, ''Bugün de Türkiye, değişen dünya düzenine göre Türk dünyasıyla ilişkilerini geliştirilmelidir'' dedi. Yrd. Doç. Dr. Kantarcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'nin, gelişen dünya düzeninde etkin bir rol üstlenebilmesinin Türk dünyası ile ilişkilerine bağlı olduğunu ifade ederek, Atatürk'ün her zaman Türk dünyasına büyük önem verdiğine dikkat çekti. Atatürk'ün 26 Kasım 1930'da Samsun'da bir ortaokulun coğrafya dersinde çekilmiş olan fotoğrafın Türk dünyasına verdiği önemin en büyük göstergesi olduğunu anlatan Kantarcı, şunları söyledi: ''Bugün pek bilinmeyen bu fotoğrafta Atatürk bir öğrenciye geniş bir coğrafyada Türk dünyasının bulunduğu bölgeyi yuvarlak içine alarak göstermesi dikkat çekicidir. Bu fotoğrafı iyi okumalı ve Türk dünyasına büyük önem vermeliyiz. Bulunduğumuz coğrafyada daha etkin bir ülke olmak için diğer Türk devletleriyle ortak hareket edecek çalışmaları artırmalıyız. Avrupa Birliği yolunda engellerle karşılaşan Türkiye, Türk dünyası ile geliştireceği işbirliği ile tüm bu engelleri rahatlıkla aşabilir.'' ATATÜRK'ÜN SÖYLEMEDİĞİ İDDİA EDİLEN SÖZLER- Bazı bilim adamlarının, Atatürk'ün Cumhuriyetin 10 yılı olan 1933'te bir söyleşi sırasında sarf ettiği, ''Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Fakat o da tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi dağılabilir. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla elinde sımsıkı tuttuğu uluslar avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak, yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür. Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir'' şeklindeki sözlerinin bulunmadığı iddiasına da en iyi cevabın Samsun'da çekilen fotoğraf olduğunu kaydeden Kantarcı, şöyle devam etti: ''Mustafa Kemal Atatürk, 26 Kasım 1930'da Samsun'da bir ortaokulun coğrafya dersinde Avrasya haritası başında üzerinde Türk Dünyası'nın keskin çizgilerle gösterildiği harita da yanındaki öğrenci ile olan diyaloğunu gösteren bu muhteşem resim, Atatürk'ün 1933 yılındaki sözü 'söyledi mi söylemedi mi?' tartışmasını kesin olarak bitirmektedir. Başlı başına bu resim bile Atatürk'ün Türk Dünyası ile görüşünün muhteşem tablosu olarak bu tartışmalara en güzel noktayı koymaktadır.'' ATATÜRK DÖNEMİNDE COĞRAFYA KİTAPLARINDA KULLANILMIŞ Atatürk'ün fotoğrafları arasında yer alan fakat ilgililerinin dışında pek bilinmeyen harita başındaki Atatürk ve öğrenci fotoğrafının bir dönem coğrafya kitaplarında bulunduğunu anlatan Kantarcı, ''Atatürk döneminden sonra bu fotoğraf coğrafya kitaplarında çıkarılmıştır. Halbuki bu fotoğraf tüm coğrafya kitaplarında bulunmalıdır'' şeklinde konuştu.

Yapay Zekâ: Mekanik Türk

İnsan Destekli Yapay Zekâ: Mekanik Türk Bilgisayarlar hala bazı şeyleri çok yetersiz bir biçimde yapıyor. Bellekleri ve işlemcileri güçlü ağlarda bir araya getirildiği zaman bile onlar tam kapasite çalışamamaktadırlar. İnsanların desenleri tanımak, görüntüleri, dili veya kavramları anlamak gibi az bir bilinçle yaptıkları şeyler bile bu makineler için çok zor işlerdir. Bilgisayarların yapabileceklerindeki bu boşluklar ancak bilgisayar mühendislerinin ve bilgisayar üzerine çalışan bilim adamlarının ilgisini çekebilir, bunların dışındaki birçok birey ve şirket dijital medeniyetimizin meydana getirdiği kabarmış bilgi yığınını bir yere oturtmak ve düzenlemeyi oldukça zor buluyor. Bu sorun insanı ürküten fakat aynı zamanda insanın hoşuna gidecek derece de zarif olan iş dalı fikrini teşvik etti: Niçin istekli insanlar bilgisayarların yapamayacağı işleri pazaryerleri meydana getirmek suretiyle gerçekleştirebileceği bir Web kullanmasınlar? Amazon.com’un baş idarecisi Jeff Bezos çalışanları olan online bir servis Amazon Mekanik Turk’u meydana getirdi ve kişisel olarak ChaCha adında insan destekli bir arama şirketine şahsen yatırım yaptı. Bezos bu hadiseyi çekici bir tarzda tanımlıyor ve bunu “yapayın da yapayı zeka” (artificial artificial intelligence) olarak adlandırıyor. Normalde, bir insan bilgisayardan yapmasını ister ve bilgisayarda işin hesaplamasını yapar diyen Bezos, bununla birlikte Mechanik Turk gibi yapay yapay zekâların herşeyi tersine çevirdiğini belirtiyor. Bilgisayar insan için kolay ama bilgisayar için son derece zor bir göreve sahip. Bu yüzden Mekanik Turk performansını göstermek için bir bilgisayar servisini çağırmak yerine bir insanı çağırıyor. Mekanik Turk hayatına Amazon’un kendisi için ihtiyaç duyduğu bir servis olarak başladı. Amazon bireysel ürünlerin tanımlandığı milyonlarca sayfaya sahipti fakat servis gereksiz olan eş sayfaları devreden çıkarmak istedi. Software yardım edebilirdi fakat Bezos’a göre işlem yollu(algoritmik) olarak eş sayfaların tamamını elemek imkansızdı. Bu yüzden şirket insanların ürün sayfalarına bakabilecekleri ve her eş sayfayı tespit karşılığında bir kaç sent kazanabilecekleri bir Web sitesi geliştirmeye başladı. Jeff Bezos Amazon’a neyin faydalı olduğunu gösterdi. Şirket Mekanik Turk’ü halka açık bir site olarak Kasım 2005’te açtı. Bugün, 100’den fazla ülkede 100.000’i aşkın “Turk çalışanı” bulunmakta. Benzer bir alış-veriş sitesi olan PriceGrabber.com ürün sayfalarına görüntülerin kopyalarını tam olarak koyabilmek için Mekanik Turk’ü kullanıyor. PriceGrabber içerik geliştirme ve halk direktörü Sagar M. Jethani bu muazzam ve dağıtılmış işgücünün bir noktaya yoğunlaşmasının kendilerine kısa zamanda pek çok satış parçasının imajını sağlayabildiğini söylüyor. Mekanik Turk’un müşterileri şirketler. ChaCha.com ise bazen kitle kaynakları olarak adlandırılan yapay yapay zekâyı Web’de arama yaptıklarında iyi sonuçlarla karşılaşmak isteyen bireysel bilgisayar kullanıcılarına yardımcı olmak için kullanıyor. Geçen yıl başlayan ChaCha evden ya da yerel kafelerden saati 10$’a çalışan 30,000’i aşkın taze kanlı kılavuzla Web sörfçülerini en ilgili kaynaklara yönlendirmek konusunda çalışıyor. Amazon Mekanik Turk’ü kullanan şirketlere başarılı bir biçimde tamamlanmış her bir HIT(Human Intelligence Tasks: İnsan Aklıyla Yapılan Görevler) için HIT bedelinin % 10’unu kazanıyor. Fiyatı 1 sentten daha az olan basit bir HIT için Amazon yarım sent kazanıyor. ChaCha diğer birçok arama şirketinin yaptığı yolla reklamcılardan bağlamsal olarak ilgili siteleri ve reklamları temin etmeleri karşılığında para kazanmayı amaçlıyor. Kalabalıkların kolektif kanısının koşumlanması yeni birşey değil. O Digg ve Del.icio.us gibi insan okuyuculara genel okumalar için en yararlı başlıkları seçmeleri için bel bağlayan birçok “Web 2.0” ağları tarafından da kullanılıyordu. Bunun yanında (web’de)para zihniyetli zekâların pazar meydana getirişi gerçekten yeni birşey. Bu dijital ve kolektif akılların bir bireysel bileşeni olmak nasıl bir durumdur? Ortaya çıkarmak için ben tecrübe ettim. www.mturk.com’a kaydımdan sonra bana ödenecek para ile birlikte benim gerçekleştirebileceğim HIT’lerin ekranıyla karşılaştırıldım. Önce benden yıllık tahsisatlar ve onların emeklilik planlarında kullanılması hakkındaki bir makale için üç başlık yazmamı isteyen ContentSpooling.net’ten bir iş kabul ettim. Sonra Kuzey Londra’nın varoşlarına doğru giden bir araçtan ele geçirilmiş görüntülere baktım ve Britanya teknoloji şirketi Oxford Metrics Group’un bir bölümü olan Geospatial Vision’ın isteği üzerine yoldaki levhalar ve işaretlemeler gibi nesneleri tanımladım. Bunun tamamı için, Amazon hesabım asillere yakışır bir yekunla, 12 sentle alacaklandırıldı. Tüm tecrübem 15 dakikadan fazla sürmedi ve benim bakış noktamdan bu iş sonuçta hiçbir anlam ifade etmedi. Aynı zamanda kitle kaynakları müşterisi olmanın ne gibi bir şey olduğunu öğrenmekle de ilgilendim. Bundan dolayı, 14 Mart günü saat 14.40’da ChaCha’ya “II. Dünya Savaşı süresince Evelyn Waugh’un komando birliğinin komutanının kim olduğunu sordum.” Hemen gecikmeden bir mesaj penceresi göründü ve CandieSue22087 beni ChaCha’ya çabucak buyur etti ve benden sabırlı olmamı istedi. 14.44’de CandieSue yenilgiyi kabullendi ve beni başka bir rehbere transfer etti. Tressie57635 bana “Evelyn Waugh’un romanlarında eklentisel ses sembolizmi” adında akademik bir yazıdan bahsetti. Protesto ettiğim zaman, Tressie onun zor bir arama olduğundan şikâyet etti ve 14.49’da başka bir rehberle yapmamın daha iyi olabileceğini yazarak o da vazgeçti. Ona buna razı olduğumu söylediğim zaman Tressie tesadüfen aramayı tamamıyla sonlandırdı fakat bana 12 sonuç sayfasını da göndermeyi ihmal etmedi; hiçbiri konuyla ilgili değildi. Google’da hızlı arama doğru cevabı çabucak sağladı. Yapay’ın da yapayı zekâya iki genel itiraz oldu. Birincisi, ChaCha üzerindeki arama tecrübelerimle sabit olan ağların en akıllı üyelerinden daha fazla zeki olmadıkları idi. İkincisi geçen yıl Salon.com’da yazan Katharine Mieszkowski tarafından dile getirildi. O Mekanik Turk’ü bir tür düşük ücretle işçi çalıştıran işyeri olarak görüyor. O sözkonusu durumu Bezos gibi sıradan halkı ele geçirip kendisi ve paraları için çalıştırmak için yeni yollar icat eden bir milyarder hakkında rahatsız edici bir şey olarak görüyor. Hep güler yüzlü olan Bezos eleştirileri bertaraf ediyor. “MTurk halkın iş sahibi olduğu, diğerleriyle buluştuğu ve onların istediği işi yaptığı bir pazardır” diyor Bezos gelen eleştirilere karşı. Peki neden insanlar Turk Çalışanları ve ChaCha kılavuzları oluyor? Fakir ülkelerde bu işten kazanılacak para bir ailenin varlığına ciddi katkılar yapabilir. Fakat Bay Bezos bile zengin ülkelerden MTurk çalışanlarının MTurk üzerinden kazanılacak küçük paralarla hayatlarını kazanamayacağını kabul ediyor: “Bloglarda yorum yapan insanlar MTurk’ü daha çok destekleyici bir gelir olarak görüyorlar.” Eski bir ordu linguisti Mitch Fernandez(38) günde iki saat çalışmak suretiyle haftada 100 dolardan fazla kazanabildiğini söylüyor. Son 9 ayda kazandığı 4,000 dolarla Fernandez kendine yüksek çözünürlü bir TV, DVD ve yer hoparlörü satın aldı. Tecrübe Fernandez’e bir kütüphane diploması almak konusuna da teşvik etmiş. En iyimser yapay zekâ uzmanlarına göre bilgisayarların insan beyninden daha güçlü olması için nerden bakılsa en az 25 yıla daha ihtiyaç var. O zamana kadar insanlar kendi zekalarını şirketlere pazarlayabilirler ve özel bir prosedür güç yardımına ihtiyaç duyan insanlar da bunu Mekanik Turk ve ChaCha gibi pazarlardan temin edebilirler. (NYT, 25 Mart 2007, Artificial Intelligence, With Help From The Humans) www.ekopolitik.org

Dört Yaşam Tarzı Değişikliği Hayatı 14 Yıl Uzatabilir

Dört Yaşam Tarzı Değişikliği Hayatı 14 Yıl Uzatabilir Uzmanların perşembe günü açıkladıklarına göre, alkolü az miktarda alanlar, egzersiz yapanlar, sigarayı bırakanlar ve her gün beş porsiyon meyve ve sebze yiyenler bu davranışlardan hiçbirini yapmayan insanlara kıyasla ortalama 14 yıl daha uzun yaşıyor. İngiliz ekibin söylediğine göre, birçok kanıt, bahsi geçen şeylerin daha sağlıklı ve daha uzun bir hayata katkıda bulunduğunu gösteriyordu, fakat yeni çalışma tam olarak bunların birleşik etkisini de inceledi. Araştırmacılar, PLoS Medicine dergisinde, "Bu sonuçlar, yaşam şeklindeki küçük değişikliklerin bile halk sağlığında büyük farklar yaratabileceğini ve davranış değişikliğini teşvik edebileceğini gösteriyor" şeklinde yazdılar. 1993 ila 1997 yılları arasında araştırmacılar 20 bin sağlıklı Britanyalı erkek ve kadına yaşam tarzları ile ilgili bir anket uyguladı. Ayrıca insanların ne kadar meyve ve sebze yediklerini gösteren C vitamini alımını ölçmek için her bir katılımcının tansiyonu düzenli olarak ölçüldü. Daha sonra yaşları 45 ila 79 arasında değişen katılımcılara, her bir sağlıklı davranış için 1 puan olmak üzere, 0 ila 4 arasında puan verildi. Yaş ve ölümü etkileyen diğer etkenler de hesaba katıldığında, 0 puan alan insanların özellikle kalp ve damar hastalıklarına bağlı olarak 4 kat daha fazla ölüm riski taşıdıkları belirlendi. 2006 yılına değin katılımcıların ölümlerini takip eden araştırmacılar, 0 sağlık puanına sahip bir insanın kendisinden 14 yaş daha büyük 4 sağlık puanına sahip biri ile aynı ölüm riskine sahip olduğunu da söylediler. Araştırma, en fazla fayda sağlayan yaşam tarzı değişikliğinin, sağlıkta yüzde 80 bir iyileşmeye neden olan sigarayı bırakma olduğunu ortaya çıkardı. Bu ölçütü meyve ve sebze tüketimi izliyor. Ambridge Üniversitesi'nden Kay-Tee Khaw ve meslektaşları ile Tıbbi Araştırma Kurulu, makul seviyelerde alkol tüketmenin ve aktif bir yaşam tarzı sürmenin de aynı faydaları sağlayabileceğini söylüyor. Araştırmacılara göre, "Bu bilgiyi edinen kamu sağlığı görevlilerinin, orta yaşlı ve daha ihtiyar insanların sağlıklarını iyileştirmek için davranış değişikliklerini teşvik etme konusunda şimdi daha iyi bir konumda olmaları gerekir." -------------------------------------------------------------------------------- (Reuters, 8 Ocak 2008, Michael Kahn, Four health changes can prolong life 14 years) www.ekopolitik.org

En Kötü 15 Senaryo ve Çözüm Yolları

Önümüzdeki Yılda Göreceğimiz En Kötü 15 Senaryo ve Çözüm Yolları Gelecek yıl finans piyasalarını etkileyebilecek en kötü şey ne olabilir- hiperenflasyon mu, iklim değişikliği mi yoksa Euro’nun tasfiyesi mi? Bu felaket listesini bu şekilde uzatıp gitmek mümkünken, bu senaryolar yatırım danışmanlığı şirketi Watson Wyatt’ın cesur girişimci tavrını engellemedi- ve üstüne üstlük şirket, yatırımcıların kendilerini nasıl koruyabileceği hususunda bazı tavsiyelerde bulundu. Watson Wyatt, 15 aşırı riski –ekonomik, finansal ve siyasi- olmak üzere üç kategoride incelerken, bizatihi kapitalizmin sona ermesini de bu risklerden birisi olarak öngördüğünü belirtti. Riskler, olma olasılıklarına ve gerçekleşmesi halinde yaratabilecekleri etkinin derecesine göre sıralanmış bulunuyorlar. Firmanın önde gelen yatırım danışmanlarından Tim Hodgson, değerlendirmelerin bazı açılardan öznel olabileceğini söylerken, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Burada asıl problem bunların kestirilmesinin çok güç olması. Daha önce böyle olaylar vuku bulmuş olsa da, çok nadir meydana geldiklerinden, pek tarihi gözlem yapma imkânımız da bulunmuyor.” Watson Wyatt, bazı olayların olasılığının diğerlerine kıyasla daha rahat öngörülebilir olduğunu kabul ediyor. Yine de tüm liste tedbir paketleriyle beraber aşağıda sıralanmış duruyor. İsterseniz, bu senaryonun temelinde yatan raporun tamamına ilişkin link’i de bulabilirsiniz. 1. Büyük Buhran Büyüme ve gelirlerin düşmesi, borç durgunluğu tuzağı; Tedbir: tüm dünyaya dağılmış uzun dönem devlet tahvilleri 2. Hiperenflasyon Kontrolden çıkan enflasyon; Tedbir: altın ya da tüm dünyaya dağılmış enflasyon endeksli bono gibi reel varlıklar 3. Aşırı kaldıraç Halkın, elde ettiği gelirle üzerindeki borç yükünü karşılayamaması; Tedbir: altın ya da rezerv statüsündeki para birimleri 4. Döviz Krizi Döviz fiyatlarındaki aşırı dalgalanma; Tedbir: Altın, yabancı varlıklar 5. (Bir diğer) Banka Krizi Bilânçolar, kurumsal iflas ve reel varlık fiyatlarındaki daha fazla düşüş gibi bir başka şoku kaldıramayabilir; Tedbir: orta vadeli devlet tahvilleri 6. Devletlerin borçlarını ödeyememesi Gelişmiş ülkelerin borçlarını ödeyememesi; Tedbir: Kredi temerrüdüne dayalı swap sözleşmesi gibi iflas sigortaları 7. İklim Değişikliği Küresel ısınma insanların hazırlandığından daha hızlı meydana gelebilir ve sermaye, ekonomik kalkınmadan küresel ısınmanın etkilerini azaltmaya kaydırılabilir. Genel anlamda bir tedbir görünmüyor. 8. Siyasi Krizler Geçen Haziran’da Avrupa parlamentosu seçimlerinde İngiltere’de BNP’nin seçilmesi gibi, uç grupların iktidardaki faaliyetlerinin artırması. Net bir çözüm görünmüyor. 9. Sigorta Krizleri Bankacılık sektörüyle beraber, sigorta sektörünün de çözüme kavuşturulamaması; Tedbir: orta vadeli nominal devlet tahvilleri ve kısa dönem sigorta temettüleri 10. Korumacılık Kısa vadeli popülist emellerden hareketle, serbest ticaret politikalarından vazgeçilmesi ve en kötü senaryo olarak daha genel bir popülist rejime dönülmesi. Genel manada bir çözüm görünmüyor. 11. Avrupa’da ayrılıklar Euro bölgesinin tasfiyesi; Tedbir: Almanya’ya yakınlaşmak 12. Kapitalizmin sonu Dünya çapında sosyalizme meyilli politikalar ve piyasaların kapanması; Tedbir: Altın 13. İtibari paranın sonu Önümüzdeki yıllarda artan enflasyon sonucu döviz rezervinin yeniden altın standardına dönmesi; Tedbir: Altın 14. Savaş Büyük ekonomilerin de dâhil olduğu uzun dönemli çatışmalar; Tedbir: Tarafsız ülkelerle iş yapmak 15. Ölümcül salgınlar Ölüm oranın yüksek olduğu salgın hastalıklar; Tedbir: farmasötik hisse senetleri ve kısa dönem havayolu hisse senetleri -------------------------------------------------------------------------------- (Financial News, 24 Kasım 2009, The 15 Worst Risks Next Year- and How to Avoid Them) www.ekopolitik.org

8 Aralık 2009 Salı

Er-doğan-O-bama Görüşmesi

Erdoğan-Obama Görüşmesinin Ardından Salı, 08 Aralık 2009 11:38 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, model ortaklığın Türkiye ile ABD arasındaki ikili ilişkilerin geliştirilmesinde önem arzettiğini söyledi. Erdoğan, Obama ile görüşmesi sonrasında yaptığı açıklamada, “Başkan Barack Obama’nın ilk ziyaretini Türkiye’ye yapmış olması ve orada Türkiye ve ABD dostluğunu ‘model ortaklık’ olarak tanımlaması gerçekten Türk siyasetinde farklı bir süreci işaret etmiştir. Artık model ortaklılıklar ikili ilişkilerimizin içeriğinin nasıl doldurulacağı sürecinde de önemli adımlar atılmaya başlandı” dedi. Erdoğan, şöyle dedi: "Sayın Başkanın ilk ziyaretini Türkiye’ye yapmış olması ve orada Türkiye ve ABD dostluğunu model ortaklık olarak tanımlaması gerçekten Türk siyasetinde farklı bir süreci işaret etmiştir. Artık model ortaklılıklar ikili ilişkilerimizin içeriğinin nasıl doldurulacağı sürecinde de önemli adımlar atılmaya başlandı. Tabiî ki bunu ekonomik boyutu var. bunun bilim sanatta, teknolojide Askeri siyasette birçok boyutu var. Bu süreci bizim tarafımızdan da takip edecek iki arkadaşımızı bizler de tayin ettik. Başbakan Yardımcım Ali Babacan ve Devlet Bakanım Zafer Çağlayan ve çok yakından bu süreci takip etmek üzere inanıyorum ki aramızdaki bu ikili ilişkileri geleceğe çok daha farklı şekilde geleceğe taşıyacaklardır." İki ülkenin bölgesel anlamda ortadoğu'da Irak’ta ve İran nükleer programı çerçevesinde ve Afganistan’da ortak çalışmalar yaptığını ifade eden Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti: "Afganistan’daki şu andaki süreçte iki ay kadar önce oraya gönderdiğimiz ilave güçte üçüncü kez komutayı Türk silahlı kuvvetleri almış durumda. Eğitim çalışmalarına vereceğimiz destek var. Bunları görüşme fırsatımız oldu. Tabi bir diğer önemli adım tabi enerji konusu oldu. Bu konuda Türkiye transit bir ülke. Ve Nabucco Anlaşması imzalandı. Ciddi adımları atmaya hazırız. Azerbaycan’la görüşmeleriniz devam ediyor ve Bu konuda olumlu mesafelerin alınacağına inanıyorum. Tabii Azerbaycan’ın yanında petrol şirketlerinin önemi var. Tabii Azerbaycan-Ermenistan arsındaki süreci aramızda görüştük çok büyük önem arzediyor. Türkiye-Ermenistan süreçlerinin ilgilendirmesi bakımından önemli." Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Barack Obama ile görüşmenin ardından yaptığı basın toplantısında, ''Amerika Kandil'in boşaltılması konusunda bir adım atacak mı? Somut bir adım atacak mı? Böyle bir şey istediniz mi? Kendileri buna ne yanıt verdi.'' şeklindeki sorular üzerine şunları söyledi: ''Kandil noktasında böyle bir konumu biz şu anda zaten kendimiz başından itibaren sürdürdük. Bundan sonraki süreçte de ancak istihbarat paylaşımı hususundaki birlikteliğimizi aynen devam ettireceğiz. Yeni bir şey olarak da gerekli olan farklı bazı destekleri kendileri verebileceklerini söylediler, ama müşterek bir çalışma bunun dışında aramızda konuşmuş değiliz. bu süreçte böyle. TERÖRE BAKIŞIMIZDA BİR DEĞİŞİKLİK YOK Bundan sonraki görüştüğümüz diğer alan terörizme yönelik ortak mücadelemiz aynen 5 Kasım 2007'de Oval Ofis'teki kararlılık ne ise ABD, Türkiye ve Kuzey Irak'ın terörizme bakışını aynı şekilde pekiştirdik. Bundan sonra da aynen devam edecektir. Bu da burada teyit edildi. AFGANİSTAN VE SURİYE ÜZERİNDE ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPMAYA HAZIRIZ Afganistan'da özellikle Türkiye'nin eğitim noktasında vermiş olduğu desteği bundan böyle ikinci bir etabı da hem Türkiye'de hem de Afganistan'da kurulabilecek bir merkezde bu eğitimin devam edeceği noktada kendilerine teklifimizi sunduk. Bir tabur burada eğitiliyorsa bir taburda aynı şekilde Afganistan'da eğtilebilir. Afgan ordusunun geleceğe yönelik hazırlanmasında da Dışişlerimiz çalışma yapabilir gerekse Silahlı Kuvvetlerimiz de yapabilir. Diğer adım bizim Afganistan'da yaptığımız yatırımlar 150 milyon doları bulmuştur. Bu çalışmaları bundan sonraki süreçte de gerek eğitim, sağlık, alt yapı yol su gibi 50 milyon dolarlık bir hedef belirledik. Vardak ve Kuzey'de böyle bir çalışma yapabileceğimizi belirledik Bir diğer adım İsrail - Suriye olsun, İsrail - Filistin arasında olsun bundan böyle de bu tür arabuluculuk görevlerini üstlenebiliriz. DEMOKRATİK AÇILIM SÜRECİ Demokratik açılım süreci çerçevesinde azınlıklarla ilgili konuyu görüştük. Bu adımları da kendileriyle paylaştık. Burada özellikle Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunları gündeme getirdik. Biz ülkemizde 2 bin 800 civarında rum vatandaşımız var ve bunların da sorunları var. Biz Papandreu ile de bunları İstanbul'da konuştuk. Onlardan da tabi batı trakyaya yönelik taleplerimiz oldu. Özellikle atanmış müftü konusu. Oradaki müslümanların kendi dinlerini seçme özgürlüğü gibi konular. Bunlara da Papandreu'nun olumlu yaklaşımları var. Sayın Davutoğlu'nun son Atina ziyaretinde de bu gelişmeler yapılmıştı yakın bir zaman içerisinde de benim bir Atina ziyaretim olacak. TÜRKİYE'NİN ENERJİ POLİTİKASI Enerji konusunda yine kendileri ile paylaştık. Buradan Azerbaycan Türkiye arasındaki enerji hattı ve Nabucco ile bu işin bütünleşmesi süreci burada Azerbaycan'ın ortaklığı yüzde 10 civarında. Bazıları gazın sahibi Azerbaycan olduğunu zannediylor öyle birşey yok. Tabi bu yüzde 25'e kadar çıkacak. Nabucco konusunda da bizim özellikle hassasiyetimiz yani biz bin 400 kilometreye sahibiz Azerbaycan'da doğalgazını vermeye hazır. Türkiye Ermenistan arasındaki normalizasyon konularını paylaştık. Bunu paylaşırken'de Minsk üçlüsünün sürece çok daha farklı bir heyecan katmaları gerekiyor. Bu işi ne kadar sıkı tutarlar ise normalizasyon işlemini de o kadar kolaylaştıracaktır. Karabağ sorununda da gelinen nokta da Minsk üçlüsünün görevinin çok çok önemli olduğunu ve bunun Azerbaycan ve Ermenistan kanadında da olduğunu vurguladık. G-20'de de bunu Obama ve Medvedev ile de görüşmüştük ve onlarda bu sürece daha farklı katkı sağlayacaklarını söylemişlerdi bugün bunu teyit ettik. Irak'taki işbirliğimiz devam ediyor. Açıklanan bir takvim var. 2011 Gibi peki bu tarihten sonra ne olacak. Biz bu tarihten sonra da ABD ile ortak tedbirler noktasında bir müşterek hareket etmeyi de kendileri ile paylaştık. Nükleer programa ilişkin olarak biz kendilerine özellikle şunu ifade ettik. Bunu diplomasi yolu ile bir sonuca kavuşturmanın çok daha isabetli olacağını ve diplomasi ile sonuca kavuşturmada biz yine Türkiye olarak biz bu bağlantıların nasıl olduğunu bilen bir ülke olarak bu konuda da müşterek bir çalıma yapabilir hatta bir koridor görevi üstlenebiliriz. NATO'daki çalışmalarımızda da Türkiye'nin onurunu güçlendirebileceğimiz adımlar olduğunu söyledik. ABD İLE İSTİHBARAT PAYLAŞIMINA DEVAM EDECEĞİZ Bu son olaylar sebebiyle bizim geri dönmek gibi bir değerlendirme yapmamız söz konusu olmadı. Fakat şuanda geri dönmeyi düşünmüyorum. Arkadaşlarımla değerlendirmelerde bulunduk. Bizlerde buradan sonra Meksika ziyaretimiz olacak. Şu anda programda değişiklik öngörmüyoruz. Kandil noktası olarak konuyu kendimiz sürdürdük. Bundan sonraki süreçte de ancak istihbarat konusundaki birlikteliğimizi devam ettireceğiz. Destek konusunda kendileri olumlu karşıladı. OBAMA İLE YARIM SAAT BAŞBAŞA GÖRÜŞTÜNÜZ. BU İKİLİ GÖRÜŞMENİN ÖZEL BİR ÇERÇEVESİ VAR MI? Ben özelin içindeki geneli sizlerle paylaştım ve burada hiç yabancı yok zaten sizlerde özeldesiniz. Bu görüşmelerimiz esnasında da yapmamız gerekenleri sizlerle paylaştım. Eksen kayması tabi ülkemiz için böyle bir ifadeyi yakıştıranlar oluyor mu? Türkiye'nin eksen kayması durumunun söz konusu değil. Türkiye'de su yatağında akıyor. Biz tam manasıyla normalleşme sürecini yaşıyoruz. Türkiye Batı'ya bakarken Doğu'yu kaybetmemeli. Türkiye dünyanın her yönüne bakabilecek güce ve kabiliyete sahip. Güçlenen büyüyen bir Türkiye var. Gündem belirlenen ülke diye boşuna söylemiyoruz bunu. AB sürecine destekte herhangi bir sıkıntı yok. BUGÜNKÜ OLAYIN DEMOKRATİK AÇILIMA ETKİSİ NASIL OLACAKTIR? Biz tabi başından itibaren bu süreci provake edeceklerini hep söyledik. Yani bunlar ne yazık ki bunun şu anda bazı örnekleridir. Bakın ben Cumartesi günü bir açılış töreninde Serap kızımızla ilgili bir açıklamada bulunmuştum. Son zamanlarda çocukların ellerine molotof kokteylleri verme suretiyle otobüslerin hedef gösterilmeleri, çeşitli işyerlerinin malesef zarara ziyana uğratılmalarını anlatmıştık ve bunlara verilen cezalarla ilgili ve bunların suçsuz gibi gösterilmelerine yönelik konuşuyorsunuz peki Serap kızımız şuanda yoğun bakımda buna ne diyeceksiniz dedik. Malesef bugün burada kendisini kaybettiğimizi öğrendik. Burada bir tarafı savunanlar öbür tarafta hiçbir günahı olmayan çocuğun suçu ne? 17-16 Yaşında olupta bugün anadoluda takır takır silah kullanan var. Onun silah kullanması serbest ama biz çocuk mahkemesi kurulsun diye bu adımları attık ama bu son gelişmeler iyice düşündürücü gelişmelerdir. Ben şehit haberleri vermeyin demiyorum ama terör örgütünün eylemlerini sürekli olarak göstermek halkta farklı bir hava oluşturuyor. Buna karşı ortak bir tedbirinizin olması lazım. Bunu da en iyi sizlerle götüreceğiz. Terör örgütünün en önemli hedefi propagandasını yaptırmaktır. Bunu da parasız pulsuz yazılı ve görsel medyamızla yaptırıyor buna fırsat vermeyelim olay budur.