İSRAiL LOBiSi ve ABD DIS POLiTiKASI
John Mearsheimer
Siyaset Bilimi Bölümü
University of Chicago
Stephen Walt
John F. Kennedy Kamu Yönetimi Bölümü
Harvard Universitesi
Mart 2006
Çeviren: Ramazan Arıkan
2
İSRAiL LOBiSi ve ABD DIS POLiTiKASI
Son bir kaç on yıl boyunca, özellikle 1967’de yapılan 6 Gün Savası’ndan beri, ABD’nin Orta
Dogu politikasının merkezinde srail’le olan iliskisi yer aldı. Israil’e verilen tereddütsüz
destek ve bununla ilgili olarak “demokrasi”yi bölgede yaygınlastırma çabası Arap ve slam
kamuoyunu tahrik etti ve sadece ABD’nin degil, baska bir çok ülkenin güvenligini de
tehlikeye attı. Bu durumun Amerikan siyasal tarihinde esi benzeri yoktur. Nasıl oldu da ABD
baska bir devletin çıkarlarını savunmak için hem kendi güvenligini hem de çok sayıda
mütteginin güvenligini bir kenara atabildi? ki ülke arasındaki bagın ortak stratejik çıkarlara
veya karsı konulamaz ahlaki gerekliliklere dayalı oldugu varsayılabilir, fakat bu nedenlerin
ikisi de ABD’nin srail’e yaptıgı olaganüstü seviyedeki maddi ve diplomatik destegi
açıklayamaz.
Bunların yerine, ABD’nin Orta Dogu politikasını asıl sürükleyen sey, neredeyse tamamen iç
politikadan kaynaklanır, özellikle de “Israil Lobisi”nin faaliyetlerinden. Baska özel çıkar
grupları da dıs politikayı çarpıtmayı basardılar, ama hiç bir lobi bir yandan onu ulusal
çıkarların gerektirdiginden bu kadar saptırırken, aynı anda Amerikalıları ABD çıkarlarının
diger ülkenin-bu örnekte srail’in- çıkarlarıyla esas itibariyle özdes olduguna ikna etmeyi
basaramadı.
EN BÜYÜK FAYDACI: SRAL
1973’teki Ekim Savası’ndan bu yana Washington srail’e diger tüm devletleri gölgede bırakan
bir seviyede destek verdi. srail 1976’dan beri en fazla yıllık dogrudan ekonomik ve askeri
yardım alan ve kinci Dünya Savası’dan sonra 140 milyon doları (2004 yılı dolar fiyatları
üzerinden) çok asan miktarı ile toplamda en fazla yardım alan ülke oldu. srail her yıl yaklasık
olarak 3 milyar dolar, yani ABD dıs yardım bütçesinin kabaca beste biri kadar ve her bir
srailli için yılda 500 dolar degerinde, yardım almaktadır. Bu âlicenaplık özellikle çarpıcıdır,
zira srail su anda kisi basına düsen yıllık geliri takriben Güney Kore ya da spanya ile esit
olan müreffeh bir endüstri devletidir.
Yardım alan diger ülkeler paralarını dört taksit halinde alırken srail bütün miktarı her mali
yılın basında tek bir defada almakta, dolayısıyla onun üzerinden faiz kazanabilmektedir.
Askeri yardım alan ülkelerin çogu bu yardımın tamamını ABD’de harcamak zorunda
bırakılırken srail’in, kendisine tahsis edilen kaynagın asagı yukarı %25’ini kendi savunma
sanayiini sübvanse etmek amacıyla kullanmasına izin verilmektedir. Yardım alan ülkeler
arasında yardımı nasıl harcadıgının hesabını vermek zorunda olmayan tek ülke de srail’dir.
Bu durum, paranın Batı Seria’da yerlesim yerleri kurulması gibi ABD’nin karsı oldugu
amaçlar için kullanılmasının engellenmesini neredeyse imkansız kılmaktadır. Dahası ABD,
silah sistemleri gelistirmesi için srail’e yaklasık 3 milyar dolar vermistir ve srail’in,
Blackhawk helikopterleri, F-16 jetleri gibi üst düzey silahlara erisimini saglamıstır. Son
olarak, ABD srail’e Nato’daki müttefiklerine vermeyi reddettigi istihbaratlara ulasım imkanı
vermekte ve srail’in nükleer silahlar edinmesine göz yummaktadır.
Washington srail’e yogun bir diplomatik destek de sunmaktadır. ABD 1982’den bu yana,
srail’i elestiren 32 Güvenlik Konseyi kararını veto etti. Bu rakam, diger tüm Güvenlik
Konseyi üyelerinin kullandıgı vetoların toplamından daha fazladır. Ayrıca, ABD Arap
devletlerinin srail’in nükleer cephaneligini Uluslararası Haber Ajansı Kurumu(IAEA)
gündemine tasıma çabalarını engellemektedir. ABD savas zamanında srail’in imdadına
3
gelmekte, barıs müzakere edilirken ise srail’in tarafını tutmaktadır. Ekim Savası esnasında
Nixon yönetimi onu Sovyetlerin müdahale etmesi tehdidinden korudu ve yeniden techiz etti.
Washington, Oslo Anlasmaları’ndan önceki ve onu takip eden müzakerelerde anahtar rol
oynadıgı gibi, yukarı da bahsedilen savası bitiren müzakerelere de yakınen istirak etti. Bu
durumların her birinde ABD’li yetkililerle srail yetkilileri arasında arada sırada bazı ihtilaflar
yasandıysa da ABD srail’in pozisyonunu sürekli olarak destekledi. 2000’de Camp
David’deki görüsmelere katılan Amerikalılardan biri daha ileriki bir tarihte söyle söyledi:
‘Çogunlukla, srail’in avukatı olarak is gördük.’ Son olarak, Bush yönetiminin Orta Dogu’yu
dönüstürme ihtirası en azından kısmen srail’in stratejik pozisyonunu iyilestirmeyi
amaçlamaktadır.
srail çok önemli bir stratejik deger olsaydı ya da ABD’nin onu desteklemesi için ahlaki bir
neden olsaydı, bu sıradısı cömertlik anlasılabilirdi. Fakat iki rasyonalitede su an ikna edici
degildir.
SRAL STRATEJK BR YÜK
srail’in Soguk Savas esnasında bir deger teskil ettigini iddia etmek mümkündür.
srail,1967’den sonra Amerika için bir uydu rolü oynayarak Sovyetlerin bölgedeki
yayılmasının kontrol altına alınmasına yardımcı oldu ve Mısır, Suriye gibi Sovyet uydularına
utanç verici yenilgiler yasattı. Arada sırada diger ABD müttefiklerinin korunmasına yardımcı
olmasının yanısıra, (mesela Ürdün Kralı Hüseyin) onun askeri cesareti Moskovayı uydu
devletlerini desteklemek için daha fazla harcama yapmaya zorladı. Ayrıca, Sovyet güçleri
hakkında faydalı istihbarat bilgileri sagladı.
Bununla beraber, srail’e destek olmak ucuz bir is degildi, zira Amerika’nın Arap dünyasıyla
olan iliskilerini zorlastırdı. Mesela, Ekim savası sırasında 2.2 milyar dolar olaganüstü askeri
yardımda bulunma kararı Batı ekonomilerine büyük zararlar veren OPEC petrol ambargosunu
tetikledi. Buna karsılık, srail askeri güçleri bölgedeki ABD çıkarlarını koruyacak pozisyonda
degildi. Örnegin, 1979’da ran Devrimi petrol stoklarının güvenligiyle ilgili endiseler
dogurdugunda ABD srail’e güvenemedi ve onun yerine kendi Acil Müdahele Gücü’nü
(Rapid Deployment Force) kurmak zorunda kaldı.
Birinci Körfez Savası srail’in ne ölçüde stratejik bir yük haline gelmekte oldugunu açıga
çıkardı. ABD Irak karsıtı koalisyonun uyumunu bozmadan srail’deki üslerden
yararlanamazdı ve Tel Aviv’in Saddam Hüseyin’e karsı ittifaka zarar vermesini önlemek için
kaynaklar ayırmak zorunda kaldı. (Patriot füze bataryaları). 2003’de tarih tekerrür etti:
srail’in ABD’nin Irak’a saldırması için can atmasına ragmen Bush Arap muhalefetini
tetiklemeden ondan yardım isteyemezdi. Bu nedenle, srail bir kez daha olup bitenleri
kenardan izlemekle yetindi.
1990’lardan baslayarak ve 11 Eylül’den sonra daha da artan bir sekilde, ABD’nin srail’e
vermekte oldugu destek, her iki devletin de Arap ve slam aleminden kaynaklanan terörist
grupların ve bu grupları destekleyen ve kitle imha silahları edinmeye çabalayan ‘serseri
devletler’in tehdidi altında oldugu iddiasıyla haklı gösterilmeye çalısıldı. Bu, Washington’un
yalnızca, Filistinlilerin icabına bakmada srail’e serbestlik tanıması ve tüm teröristler hapse
atılana ya da öldürülene kadar onu Filistinlilere taviz vermeye zorlamaması olarak degil, onun
ran ve Suriye gibi ülkelerin pesine düsmesi gerektigi seklinde de anlasılmaktadır. Böylece
srail teröre karsı savasta çok önemli bir müttefik olarak görülmekte, çünkü onun
düsmanlarının Amerika’nın düsmanlarıyla aynı oldugu düsünülmektedir. Hakikatte, srail
4
teröre karsı verilen savasta ve serseri devletlerin hakkından gelmeye yönelik çabalarda
Amerika’nın sırtındaki bir yüktür.
‘Terörizm’ tek bir düsman degil, çok çesitli siyasal gruplar tarafından kullanılan bir taktiktir.
srail’i tehdit eden terörist örgütler, onlara karsı müdahelede bulundugu zamanların (1982’de
Lübnan’da oldugu gibi) haricinde ABD’yi tehdit etmezler. Dahası, Filistin terörizmi, srail’e
veya ‘Batı’ya yöneltilmis rastgele bir siddet degildir; büyük ölçüde, srail’in Batı Seria ve
Gazze Seridi’ni kolonize etmeye yönelik uzun süredir devam eden kampanyasına verilen bir
cevaptır.
Daha önemlisi, srail ve ABD’nin ortak bir terör tehdidi tarafından birlestirildigini söylemek
neden sonuç iliskisini tersine çevirir: ABD’nin bir terörizm problemine sahip olusu büyük
ölçüde srail’le bu kadar yakın müttefik olması nedeniyledir, bunun tam tersi dogru degildir.
srail’e verilen destek Amerikan karsıtı terörizmin tek nedeni degildir, ama önemli bir
nedendir ve teröre karsı savası kazanmayı zorlastırmaktadır. Usame bin Ladin’de dahil olmak
üzere bir çok el-Kaide liderini motive eden seyin srail’in Kudüs’teki mevcudiyeti ve
Filistinlilerin içler acısı vaziyeti oldugunda hiç kusku yoktur. srail’e verilen kosulsuz destek
asırı grupların halk destegi saglamasını ve adam toplamasını kolaylastırmaktadır.
Orta Dogu’daki serseri devletlere gelince, onlar srail için tehdit teskil etmelerinin dısında
hayati Amerikan çıkarları için korkunç birer tehdit degillerdir. Bu devletler nükleer silah
edinseler dahi- gayet açıktır ki bu, arzulanabilir bir sey degil- ne Amerika’ya ne de srail’e
santaj yapabilirler, zira santajcı devlet çok büyük bir misillemeyle karsı karsıya kalmadan
tehdidini gerçeklestiremeyecektir. Nükleer silahları terörist gruplara teslim etme tehlikesi de
esit derecede uzaktır, çünkü bir serseri devlet bu transferin fark edilmeyeceginden ya da
kendisinin suçlanıp cezalandırılmayacagından emin olamaz. srail’le olan iliski, gerçekte,
ABD’nin bu devletlerin icabına bakmasını güçlestirmektedir. srail’in sahip oldugu nükleer
silahlar onun bazı komsularının nükleer silah edinmek istemelerinin nedenidir ve bu devletleri
rejim degisikligiyle tehdit etmek sadece onların nükleer silah edinme arzusunu arttırmaya
yarar.
srail’in stratejik degerini sorgulamak için son bir neden, onun sadık bir müttefik gibi
davranmayısıdır. srailli yetkililer Amerikan taleplerini sıklıkla göz ardı ediyorlar ve
verdikleri sözlerden dönüyorlar (yerlesim merkezleri insa etmeyi durdurma ve Filistinli
liderlere dönük suikastlerden kaçınma vaatleri de buna dahildir). Dısisleri bakanlıgı genel
sekreterinin tabiriyle ‘sistematik ve artan bir biçimde izinsiz transferler’ yapan srail, Çin gibi
ABD’nin potensiyel rakibi olan ülkelere hassas askeri teknoloji saglamıstır. Genel Hesap
Dairesi’ne göre srail ayrıca ‘müttefikler arasında ABD’ye karsı en agresif casusluk
operasyonlarını gerçeklestiren ülkedir’. 1980’lerin baslarında srail’e büyük miktarda
sınıflandırılmıs materyal veren (iddiaya göre bu malzemeler Sovyet Yahudileri için daha fazla
çıkıs vizesi verilmesi karsılıgında Sovyetler Birligi’ne aktarıldı) Jonathan Pollard’ın neden
oldugu skandala ek olarak, 2004 yılında Larry Franklin adında önemli bir Pentagon
yetkilisinin srailli bir diplomata sınıflandırılmıs bilgi aktardıgı ortaya çıkarıldıgında yeni bir
tartısma patlak verdi. Kuskusuz ki srail ABD’ye karsı casusluk faaliyetinde bulunan tek ülke
degildir, ancak onun en büyük hamisine karsı böyle bir sey yapmaya gönüllü olusu stratejik
degeri hakkında daha da fazla süphe uyandırmaktadır.
5
SRAL’ SAVUNMAK POLTK AHLAK UYGUN MU?
Tek mesele srail’in stratejik degeri degildir. srail’in destekçileri onun kosulsuz destegi hak
ettigini de savunuyorlar ve bunu gerekçelendirmek için sunları söylüyorlar: srail zayıf ve
etrafı düsmanlarla çevrili bir ülkedir; demokrasiyle yönetilen bir ülkedir; Yahudi halkı
geçmiste kendisine karsı islenen suçlardan dolayı magdur olmustur, bundan dolayı özel
muamele görmeyi hak eder; ve srail’in davranısları ahlaki açıdan degerlendirildiginde
düsmanlarınınkinden daha üstündür. Yakından incelendiginde, bu argumanların hiçbiri ikna
edici degildir. srail’in mevcudiyetini desteklemek için güçlü bir ahlaki neden varsa da bu
mevcudiyet tehlike altında degildir. Objektif bir sekilde degerlendirildiginde, srail’in
geçmisteki ve günümüzdeki davranısları ona Filistinlilere karsı imtiyaz tanımamız için hiç bir
ahlaki temel sunmaz.
Amerika, ‘Magdur’ srail’i mi Desteklemeli?
srail sıklıkla Goliath’la karsı karsıya gelen Davut olarak gösterilmektedir, ama bunun tam
tersi gerçege daha yakındır. Yaygın kanaatin aksine, Siyonistler 1947-49 Bagımsızlık
Savası’nda daha büyük, daha iyi techizatlandırılmıs, daha iyi komuta edilen kuvvetlere sahipti
ve srail Savunma Güçleri(the Israil Defence Forces-IDF) 1956’da Mısır’a karsı, 1967’da ise
Mısır, Ürdün ve Suriye’ye karsı çabuk ve kolay zaferler kazandılar-bütün bunların büyük
ölçekli Amerikan yardımı akmaya baslamadan gerçeklestigi unutulmamalıdır. Günümüzde
srail, Orta Dogu’daki en büyük askeri güçtür. Konvensiyonel kuvvetleri komsularından çok
daha üstündür ve bölgede nükleer silah sahibi tek devlettir. Mısır ve Ürdün onunla barıs
antlasmaları imzaladılar, Suudi Arabistan da böyle bir öneri de bulundu. Suriye, hamisi
Sovyetler Birligi’ni kaybetti. Üç yıkıcı savas yasayan Irak harap olmus durumdadır. ran ise
yüzlerce mil ötededir. Filistinliler, bırakınız srail’i tehdit edebilecek bir orduyu, faal hizmete
hazır bir polis kuvvetine ancak sahipler. Tel Aviv Üniversitesi’nin Jaffee Stratejik Çalısmalar
Merkezi’nin 2005 yılında yaptıgı bir degerlendirmeye göre stratejik denge, belirgin bir
sekilde, kendi askeri kapasiteleri ve caydırıcı güçleriyle komsularınınki arasındaki niteliksel
mesafeyi açmaya devam eden srail’den yanadır. Zorlayıcı amil, mazlumu desteklemek
olsaydı, ABD srail’in düsmanlarını destekliyor olurdu.
srail’in kendisine düsman diktatörlüklerle çevrili bir demokrasi oldugu iddiası ABD’nin
srail’e yaptıgı yardımın mevcut seviyesini açıklayamaz: Dünyada bir sürü demokrasi var,
ama srail’in aldıgı cömert destegi hiçbiri almıyor. Geçmiste ABD, kendi çıkarları için gerekli
oldugunu düsündügü zamanlarda, demokratik yönetimler devirmistir ve diktatörlükler
desteklemistir. Bugün de bir dizi diktatörlükle iyi iliskiler içindedir.
srail demokrasisinin bazı yönleri Amerika’nın temel degerleriyle çeliski halindedir. Irk, din
veya etnik köken ayrımı yapılmaksızın insanların esit haklara sahip oldugu farz edilen
ABD’nin aksine, açıkça bir Yahudi devleti olarak kurulan srail’de vatandaslık kan bagına
dayalıdır. Bu durumda, srail’in 1.3 milyonluk Arap nüfusunun ikinci sınıf vatandas
muamelesi görüyor olusu veya yakın zamanlarda bir srail hükümet komisyonunun srail’in
onları ihmal ettigi ve ayrımcı muamelede bulundugu yargısı hiç de sasırtıcı degildir. srail’in
Filistinlilere kendi ayakları üzerinde durabilen ve kendilerine ait bir devlet kurma imkanını ya
da tam siyasal haklar vermeyi reddetmesi, onun demokratik statüsünü zayıflatan bir baska
faktördür.
srail’e verilen destegi haklı çıkarmak için kullanılan üçüncü gerekçe Yahudilerin Hristıyan
Batı’da çektikleri acıların tarihidir (özellikle Holocaust esnasında). Günümüzde bir sürü insan
6
Yahudiler’in yüzyıllardır zulme tabi tutuldukları ve yalnızca Yahudilere ait bir vatanda
kendilerini güvende hissedebilecekleri gerekçesiyle srail’in ABD’den özel bir muamele
görmesi gerektigine inanmaktadır. srail’in kurulusu, hiç kuskusuz, tarih boyunca Yahudilere
karsı islenen suçlar zincirine verilen yerinde bir cevaptı; lakin o da büyük ölçüde masum olan
üçüncü bir tarafa, yani Filistinlilere, karsı yeni suçlar islenmesine sebebiyet verdi.
Bu, srail’in ilk liderleri tarafından çok iyi anlasılmıstı. David Ben-Gurion, Dünya Yahudi
Kongresi baskanı Nahum Goldmann’a söyle söyledi:
Bir Arap lideri olsaydım, srail’le asla uzlasmazdım. Bu çok dogal: Onların ülkesini aldık...
Biz srail’den geldik, ama iki bin yıl önce. Bu onlar için ne ifade eder? Anti-semitizm,
Naziler, Hitler, Auschwitz, hepsi tamam; fakat bütün bunlar onların kabahati miydi? Onlar
sadece tek bir seyi görüyor: Biz buraya geldik ve onların ülkesini çaldık. Böyle bir seyi neden
kabul etsinler ki?
O zamandan beri, srailli liderler tekrar tekrar Filistinlilerin milli ihtiraslarını inkar etmeye
kalkıstılar. Golda Meir’in basbakanken ‘Filistinli diye bir sey yoktur’deyisi ünlüdür. Radikal
grupların uyguladıgı siddetin ve Filistin’deki nüfus artısının baskısı sonraki srail liderlerini
Gazze Seridi’nden çekilmeye ve baska toprak tavizlerini göz önüne almaya zorladı, lakin zak
Rabin bile Filistinlilere kendi ayakları üzerinde durabilecek bir devlet vermeye hazır degildi.
Ehud Barak’ın Camp David’deki cömert oldugu zannedilen önerisi bile Filistinlilere srail’in
de facto kontrolü altında silahsızlandırılmıs bir dizi Bantustandan daha fazlasını
vermeyecekti. Yahudi halkının trajik tarihi, ABD’yi srail ne yaparsa yapsın bugün onu
desteklemek zorunda bırakmaz.
Erdemli srailliler Kötü Araplara Karsı!
srail’in destekçileri onu her fırsatta barıs arayan ve tahrik edildiginde dahi kendini tutan bir
ülke olarak da gösteriyorlar. Arapların ise, tam tersine, çok ahlaksızca hareket etmis oldukları
söyleniyor. Bununla beraber, srail’in sicilinin hasımlarından ayırd edilebilir bir yanı yok gibi
gözüküyor. Ben Gurion, yaptıkları tecavüzlere direnen –Siyonistlerin Arap topraklarında
kendi devletlerini kurmaya çalıstıkları düsünüldügünde hemen hemen hiç sasırtıcı degildir-
Filistinlilere karsı ilk siyonistlerin iyiliksever olmaktan çok uzak olduklarını itiraf etti. Aynı
sekilde, 1947-48’de srail’in kurulusu, Yahudilerce islenen infazlar, katliamlar, tecavüzler
gibi etnik temizlik davranıslarını ihtiva etti. Ayrıca, srail’in bunu takip eden zaman içindeki
davranısları da çok defa herhangi bir ahlaki üstünlük iddiasını yalanlayacak biçimde zalimce
oldu. Örnegin, 1949 ile 1956 yılları arasında srail güvenlik güçleri sınırlarını ihlal eden ve
büyük çogunlugu silahsız olan 2700-5000 arası Arap’ı öldürdü. IDF, 1956 ve 1967
savaslarında yüzlerce Mısırlı savas tutsagını katlederken 1967’de 100.000-260.000 arası
Filistinliyi yeni fethedilen Batı Seria’dan, 80.000 Suriyeli’yi de Golan Tepelerinden sürdü.
Birinci intifada esnasında IDF, askerlerine coplar dagıttı ve onları Filistinli protestocuların
kemiklerini kırmaya tesvik etti. Save Children’in sveç subesinin tahminine göre intifadanın
ilk iki yılında 23.600-29.900 arası çocuk dayak yaralanması nedeniyle tedaviye muhtaç hale
geldi. Bu çocukların neredeyse bir bölü üçü on veya onun altı yaslardaydı. Ha’aretz’i,
IDF’nin verimliligi husu uyandıran fakat sok edici bir ölüm makinesine dönüsmekte oldugunu
ilan etmeye sevk eden ikinci intifadaya verilen cevap daha da siddetli oldu. IDF isyanın ilk
günlerinde bir milyon mermi attı. O zamandan beri, ölen her srailli için, 3.4 Filistinli
öldürüldü ve bunların çogunlugu olayları seyretmekte olan masumlar oldu; öldürülen Filistinli
çocukların srailli çocuklara oranı ise daha da yüksektir (5.7:1). Siyonistlerin ngilizleri
7
Filistin’den çıkarmak için bombalı teröre basvurdukları ve bir zamanlar teröristken sonradan
basbakan olan Yitzhak Shamir’in alenen ‘Ne Yahudi ahlakı ne de Yahudi gelenegi bir savas
aracı olarak terörizmden yararlanmamıza mani degildir’ dedigi de ayrıca akılda tutulmaya
degerdir.
Filistinlilerin teröre basvurması yanlıstır, ama sasırtıcı degildir. Filistinliler srail’i taviz
vermeye zorlamak için baska hiç bir çarelerinin olmadıgına inanmaktalar. Ehud Barak’ın bir
defasında itiraf ettigi gibi, bir Filistinli olarak dogmus olsaydı, o da ‘terörist bir örgüte
katılırdı’.
Eger ne stratejik ne de ahlaki argümanlar Amerika’nın srail’e olan destegini açıklayamıyorsa,
onu nasıl açıklayabiliriz?
SRAL LOBS
Bunun izahı, ABD’deki srail lobisinin emsalsiz gücüdür. ‘Lobi’ kelimesini ABD dıs
politikasına srail yanlısı bir yön vermek için aktif bir sekilde çabalayan birey ve örgütlerin
dagınık koalisyonunu kısaca ifade etmek için kullanıyoruz. Bunu söylerken, ‘Lobi’nin
merkezî bir lider kadrosu olan birlesik bir hareket oldugunu veya onun içindeki bireylerin bazı
meselelerde anlasmazlıga düsmedigini iddia etmek istemiyoruz. Amerika Yahudilerinin
tamamı Lobi’nin parçası degildir, zira bir çokları için srail o kadar da önemli bir mesele
degildir. Örnek vermek gerekirse, 2004 yılında yapılan bir ankette Amerikan Yahudilerinin
yaklasık yüzde 36’sı duygusal olarak srail’e ya çok fazla baglı olmadıgını ya da hiç baglı
olmadıgını söylemistir.
Amerikan Yahudileri srail’le ilgili spesifik politikalarda da birbirinden farklı fikirlere
sahiptir. Lobi’deki Amerikan-srail Kamu sleri Komitesi (the American-Israel Public Affairs
Committee-AIPAC) ve Önemli Yahudi Örgütleri Baskanları Konferansı (the Conference of
Presidents of Major Jewish Organizations) gibi önemli örgütlerin bir çogu Oslo barıs sürecine
karsı olması da dahil olmak üzere Likud Partisi’nin yayılmacı politikalarına genellikle destek
veren müfrit grupların kontrolündedir. Amerikan Yahudiliginin büyük kısmı ise, bu arada,
Filistinlilere taviz vermeye daha meyillidir ve bazı gruplar (örnegin Jewish Voice for Peace)
bu tür adımlar atılmasını siddetle savunmaktadır. Bu farklılıklara ragmen, hem ılımlılar hem
de müfritler srail’in sadakatle desteklenmesinden yanadırlar.
Amerikalı Yahudi liderlerin kendi eylemlerinin srail’in hedefleriyle uyumlu olup
olmadıgından emin olmak amacıyla srailli yetkililerle istisarelerde bulunması hiç sasırtıcı
degildir. Su sözler önemli bir Yahudi örgütünün bir aktivistine aittir: ‘Sunu söylemek bizim
için rutin bir seydir: “Bu konu üzerinde bizim politikamız budur, ama sraillilerin ne
düsündügünü kontrol etmemiz gerekir”. Biz bir cemaat olarak bunu her zaman yaparız.’
srail’in takip ettigi politikaları elestirmeye karsı güçlü bir önyargı vardır ve srail’e baskı
yapmak usüle aykırı kabul edilir. Dünya Yahudi Kongresi’nin lideri Edward Bronfman Sr,
2003 ortalarında baskan Bush’u srail’i tartısmalı ‘güvenlik duvarı’nın insasını durdurmaya
ikna etmesi için tesvik eden bir mektup yazdıgında, hainlikle suçlanmıstı. Onu elestirenler
söyle dediler: Dünya Yahudi Kongresi baskanının srail’in savundugu politikalara direnmesi
için ABD baskanı nezdinde lobi yapması agza alınamaz bir seydir.
Benzer bir sekilde, srail Politika Forum baskanı Seymour Reich Kasım 2005’de Condoleezza
Rice’a srail’den Gazze Seridi’ndeki kritik bir sınır geçis noktasını tekrar açmasını istemesini
tavsiye ettiginde, bu davranıs ‘sorumsuz’ olmakla suçlanarak kınandı. Muhalifleri söyle
8
dediler: ‘Yahudilerin ana görüsünde srail’in güvenlikle ilgili politikalarını aktif bir sekilde
tedkik etmenin kesinlikle hiç bir yeri yoktur.’ Bu saldırılardan çekinen Reich, sözkonusu
srail oldugunda, “baskı” kelimesinin onun kelime dagarcıgında bulunmadıgını ilan etti.
Amerikan Yahudileri ABD dıs politikasına tesir edebilmek için hayranlık uyandıran bir
örgütler dizisi kurdular. Bunlar arasında en güçlüsü ve en iyi tanınanı AIPAC’tır. 1997’de
Fortune dergisi kongre üyelerinden ve onların personellerinden Washington’daki en güçlü
lobileri sıralamalarını istedi. AIPAC, Amerikan Emekliler Dernegi (the American
Association of Retired People)nin ardından ikinci sırada yer aldı, ama AFL-CIO’nun ve
Ulusal Silah Dernegi (National Rifle Association)nin önündeydi. National Journal tarafından
yapılan bir çalısma da benzer bir sonuca vardı ve Washington’un en güçlüleri sıralamasında
AIPAC’ı ikinci sıraya koydu.
Lobi, Gary Bauer, Jerry Falwell, Ralph Reed, Pat Robertson, Dick Armey, Tom Delay
(sayılan isimlerin son ikisi Temsilciler Meclisi’nde çogunluk liderligi yapmıstır) gibi önemli
Hristıyan evanjeliklerini de içermektedir. Bütün bu kisiler srail’in yeniden dogusunun
ncil’deki kehanetin gerçeklesmesi olduguna inanmakta ve srail’in yayılmacı gündemini
desteklemektedir; bunun aksini yapmak onların inancına göre Tanrı iradesine karsı gelmektir.
John Bolton, Wall Street Journal’ın eski editörü Robert Bartley, eski egitim bakanı William
Bennett, eski BM büyükelçisi Jeane Kirkpatrick ve etkili köse yazarı George Will gibi Yahudi
olmayan yeni-muhafazakarlar da sadık destekçiler arasındadır.
Güç Kaynakları
ABD’deki yönetim biçimi aktivistlere politika sürecini etkilemek için bir sürü yol
sunmaktadır. Çıkar grupları seçilmis temsilciler ve yürütme organı üyeleri nezdinde lobi
faaliyetinde bulunabilirler, kampanyalara katkıda bulunurlar, seçimlerde oy kullanırlar,
kamuoyunu biçimlendirmeye çalısırlar vb. Toplumun çogunlugunun umurunda olmayan bir
meseleye kendilerini adadıklarında orantısız miktarda nüfuz sahibi olmaktadırlar. Politika
yapıcıları, sayıları küçük bile olsa meseleyi umursayanları memnun etmeye çalısacaktır,
çünkü bunu yaptıkları için nüfusun geri kalanı tarafından cezalandırılmayacaklarından
emindirler.
srail Lobisi temel çalısmalarında çiftçiler lobisinden, çelik ya da tekstil isçileri sendikasından
veya diger etnik lobilerden hiç de farklı degildir. Amerikan Yahudilerinin ve onların Hrıstıyan
müttefiklerinin ABD dıs politikasını etkilemeye çalısmasında uygunsuz olan hiç bir sey
yoktur: Lobi’nin aktiviteleri Protocols of the Elders of Zion gibi brosürlerde resmedilen
türden bir komplo degildir. Onu olusturan birey ve gruplar, çogu zaman, diger özel çıkar
grupları ne yapıyorsa sadece onu yapıyorlar, ama digerlerinden çok daha iyi yapıyorlar. Arap
yanlısı çıkar grupları ise, bunun tam aksine, var olsalar dahi zayıftırlar ve bu srail lobisinin
isini daha da kolaylastırmaktadır.
Lobinin Basarı Stratejileri
Lobi, iki ana strateji takip etmektedir. Birincisi, Washington’daki önemli nüfuzunu kullanarak
hem kongreye hem de yürütme organına baskı uygulamaktadır. Bir yasa koyucu veya politika
yapıcının kendi görüsleri ne olursa olsun, Lobi srail’i desteklemeyi onun gözünde ‘akıllı’
tercih yapmaya çalısmaktadır. kinci olarak, Lobi kamusal söylemin srail’i olumlu bir sekilde
tasvir etmesini temin etmeye çalısır. Bu amaçla srail’in kurulusuyla ilgili efsaneleri sık sık
tekrar eder ve politika tartısmalarında srail’in bakıs açısını destekler. Hedef, elestirel
9
görüslerin siyasi arenada tarafsız bir sekilde dinlenip adil yargılanmasını önlemektir.
Tartısmayı kontrol etmek Amerika’nın srail’e olan destegini garantiye almak için elzemdir,
zira ABD-srail iliskileri hakkında yapılacak samimi, dürüst ve tarafsız bir tartısma
Amerikalıların daha farklı bir politikayı tercih etmesine neden olabilir.
Lobi’nin etkinliginin temel dayanaklarından biri, srail’in neredeyse elestiriden muaf oldugu
Kongre’de sahip oldugu nüfuzdur. Bu baslı basına sözü edilmeye deger bir seydir, çünkü
kongrenin tartısmalı meselelerden çekindigi çok ender görülür. srail’in söz konusu oldugu
yerlerde ise, potansiyel muhaliflerin agzını bıçak açmaz. Bunun bir nedeni bazı önemli
üyelerin Hristıyan Siyonist olmasıdır. Bunlardan biri olan Dick Armey Eylül 2002’de söyle
söylemisti: ‘Benim dıs politikadaki birinci önceligim srail’i korumaktır.’ Herhangi bir kongre
üyesi için bir numaralı önceligin Amerika’yı korumak olacagını düsünebiliriz. ABD dıs
politikasının srail’in çıkarlarını desteklemesini saglamak için çalısan Yahudi senatörler ve
kongre üyeleri de vardır.
Kongre’yi Etki Altına Alma
Lobi’nin gücünün bir diger kaynagı srail yanlısı kongre çalısanlarından yararlanılmasıdır.
APIAC’ın eski baskanlarından Morris Amitay bir defasında su itirafı yapmıstı: ‘Kongre
çalısanları arasındaYahudi kökenli olan ve bazı meselelere Yahudi olusları açısından
bakmaya hazır olan bir sürü adam var. Bütün bu insanlar bu alanlarda senatörler için karar
verebilecek pozisyondalar. Sadece personel seviyesinde bile bir çok sey yaptırabilirsiniz.’
Bununla beraber, Lobi’nin kongredeki etkisinin çekirdegini AIPAC’ın kendisi olusturur.
AIPAC’ın basarısı kendi gündemini destekleyen yasama üyeleri ve kongre adaylarını
ödüllendirebilme, karsı çıkanları ise cezalandırabilme yeteneginden kaynaklanmaktadır. ABD
seçimleri için para (lobici Jack Abramoff’un gizli iliskileri hakkında patlak veren skandalın
bize hatırlattıgı gibi) kritik bir unsurdur ve APIAC, dostlarının çok sayıdaki srail yanlısı
siyasal hareket komitelerinden destek almasını saglamaktadır. srail’e düsman olarak görülen
herhangi bir kisi AIPAC’ın, seçim bagıslarını siyasal rakiplerine yönlendireceginden emin
olabilir. AIPAC, ayrıca, mektup yazma kampanyaları da örgütlemekte ve gazete editörlerini
srail yanlısı adayları desteklemeye tesvik etmektedir.
Bu taktiklerin etkililigi hakkında hiç süphe yoktur. ste size bir örnek: 1984 seçimlerinde
AIPAC Illiones’ten senatör Charles Percy’nin maglup edilmesine katkıda bulundu. Lobi’nin
önemli bir üyesine göre, bu kisi, lobinin endiselerine karsı kayıtsızlık, hatta husumet
göstermisti. O sırada AIPEC’in baskanlıgını yürüten Thomas Dine ne olup bittigini söyle
açıkladı: ‘Bastan basa bütün Amerika’daki Yahudiler Percy’yi yerinden etmek için toplandı
ve Amerikan politikacıları-hem su anda kamusal vazifesi olanlar hem de böyle bir mevkiye
gelmek isteyenler- mesajı aldı.’ AIPAC’ın etkisi daha da ilerilere gitmektedir. Eski bir
AIPAC personeli olan Douglas Bloomfield’e göre Kongre üyelerinin ve Kongre personelinin
bilgiye ihtiyaç duyduklarında Kongre Kütüphanesi (Library of Congress) Kongre Arastırma
Dairesi (the Congressional Research Service), komite çalısanları veya idare uzmanlarından
önce, gerekli bilgiyi ilk APAC’tan istemeleri çok rastlanan bir seydir. Daha önemlisi,
Bloomfield, AIPAC’tan sıklıkla konusma metinleri hazırlamasının, yasalar üzerinde
çalısmasının, takip edilecek taktiklerle ilgili tavsiyede bulunmasının, arastırma yapmasının,
sponsorlar bulmasının ve oyları tanzim etmesinin istendigini kaydetmektedir.
Özetlemek gerekirse, yabancı bir devletin fiilen temsilciligini yapan AIPAC Kongre’de
bogucu bir hakimiyete sahiptir ve bunun sonucu olarak ABD’nin srail’e yönelik politikası, bu
10
politikanın bütün dünya için önemli sonuçları olsa dahi, Kongre’de tartısılamamaktadır.
Baska bir deyisle, yönetimin üç ana organından biri srail’i desteklemeye sıkı sıkıya baglıdır.
Demokrat partili eski bir senatörün görevden ayrıldıktan sonra kaydettigi gibi, ‘AIPAC’ın size
verdiginden baska bir srail politikanızın olması mümkün degildir.’ Ya da bir defasında Ariel
Sharon’un Amerikalı dinleyicilerine söyledigi gibi, srail’e yardım etmenin en kolay yolu
AIPAC’a yardım etmektir.
Lobinin Yürütme Erki Üzerindeki Tesiri
Kısmen Yahudi seçmenlerin baskanlık seçimlerindeki tesirinden dolayı, Lobi’nin yürütme
organı üzerinde de önemli bir nüfuzu vardır. Yahudiler, nüfusun yüzde 3’ünden daha azını
olusturdukları halde, her iki partiden adaylara da seçim kampanyaları için büyük bagıslarda
bulunmaktadırlar. Washington Post bir defasında, Demokrat Parti baskan adaylarının seçim
için gerekli olan paranın yüzde 60 kadarı için Yahudi destekçilere dayandıkları tahmininde
bulunmustu. Yahudi seçmenler arasında seçime katılma oranı yüksek oldugu için ve bu
insanlar California, Florida, Illinois, New York ve Pensilvanya gibi önemli eyaletlerde
yogunlastıkları için, baskan adayları onları kızdırmamak maksadıyla her çareye
basvurmaktadır.
Lobi’deki önemli örgütler srail’i elestiren kimselerin önemli dıs politika görevlerine
gelmesini engellemeyi kendileri için vazife bilmektedir. Jimmy Carter George Ball’ı dısisleri
bakanı yapmak istemisti, ama onun srail’i elestiren biri olarak görüldügünü ve Lobi’nin
böyle bir atamaya karsı çıkacagını biliyordu. Bu sekilde, dıs politika yapımında görev almak
isteyenler srail’in açık destekçisi olmaya tesvik edilmektedir ve bundan dolayı srail’in
politikalarını alenen elestirenler artık dıs politika çevrelerinde nesli tükenme tehdidi altında
olan bir hayvan türü gibi az rastlanır hale gelmistir.
Howard Dean ABD’yi Arap-srail çatısmasında daha tarafsız bir rol oynamaya davet ettiginde
Senator Joseph Lieberman onu srail’i satmakla suçladı ve kullandıgı ifadenin ‘sorumsuzca’
oldugunu söyledi. Temsilciler Meclisi’ndeki Demokratların neredeyse hepsi onun sözlerini
elestiren bir mektuba imza attılar. Chicago Jewish Star’ın bildirdigine göre meçhul
saldırganlar ülkedeki Yahudi liderlerinin elektronik posta adreslerini Dean’ın srail için bir
sekilde kötü olacagı uyarısını (çok fazla kanıt göstermeden) yapan mesajlarla tıkıyorlardı.
Bu endise anlamsızdı; gerçekte, Dean srail hakkında çok sahindir: onun kampanya baskan
yardımcısı AIPAC’ın eski baskanlarındandı. Ayrıca, Dean Orta Dogu hakkında kendi
fikirlerinin daha ılımlı bir örgüt olan Hemen Barıs steyen Amerikalılar (Amerikans for Peace
Now)dan ziyade AIPAC’ın fikirlerini yansıttıgını söyledi. Sadece, ‘tarafları bir araya
getirmek için’ Washington’un dürüst bir arabulucu gibi hareket etmesini önermisti. Bu hemen
hemen hiç radikal bir fikir degildir, ama Lobi tarafsızlıgı bile hosgörmez.
Clinton yönetimi sırasında Orta Dogu politikası srail’le ya da önde gelen srail yanlısı
örgütlerle yakın bagları olan yetkililerin elindeydi; AIPAC’ın eski arastırma direktör
yardımcısı ve srail yanlısı Washington Institute for Near Eastern Policy (WINEP)nin
kurucularından Martin Indyk, 2001’de hükümetten ayrıldıktan sonra WINEP’e katılan Dennis
Ross ve geçmiste srail’de yasamıs olan ve sık sık da bu ülkeyi ziyaret eden Aaron Miller
bunlar arasındadır. Bu insanlar Temmuz 2000’deki Camp David zirvesinde Clinton’un en
yakın danısmanları arasındaydı. Üçünün de Oslo barıs sürecini desteklemesine ve bir Filistin
devletinden yana olmasına ragmen, bütün bunları srail için kabul edilebilir sınırlar içinde
yaptılar. Amerikan delegasyonu ipuçlarını Ehud Barak’tan aldı, müzakere pozisyonlarını
11
srail’le önceden koordine etti ve bagımsız önerilerde bulunmadı. Bu nedenle Filistinli
müzakerecilerin (biri srail bayragı, digeriyse Amerikan bayragı tasıyan) iki srail heyetiyle
birden müzakere ediyor olmaktan sikayet etmeleri hiç sasırtıcı olmadı.
Bu durum, saflarında Elliot Abrams, John Bolton, Douglas Feith, I. Lewis (‘Scooter’) Libby,
Richard Perle, Paul Wolfowitz ve David Wurmser gibi srail davasının atesli savunucularını
barındıran Bush yönetiminde daha da belirgindir. Görecegimiz gibi, bu görevliler srail’in
savundugu ve Lobi’deki örgütlerin destekledigi politikaları istikrarlı bir biçimde ileri
sürmektedirler.
Lobinin Medya Manipülasyonu
Gayet tabidir ki Lobi, açık bir tartısma istememektedir, zira böyle bir sey, Amerikalıları
srail’e verdikleri destegin seviyesini sorgulamaya sevk edebilir. Bu yüzden, srail yanlısı
örgütler kamuoyunu biçimlendirmede en faal kurumları etki altına almak için sıkı
çalısmaktadır.
Lobi’nin perspektifi medyada hakim durumdadır: Gazeteci Eric Alterman, Orta Dogu
uzmanları arasındaki tartısmanın srail’i elestirmeyi hayal dahi edemeyen kisilerin
hakimiyetinde oldugunu yazmakta ve srail’i kayıtsız sartsız destekleyeceginden emin
olunabilecek 61 köse yazarı ve yorumcunun ismini vermektedir. Buna karsılık, srail’in
hareketlerini tutarlı olarak elestiren ve Arapların pozisyonunu benimseyen yalnızca bes
uzman bulabildi. Zaman zaman gazeteler misafir yazarlar tarafından kaleme alınmıs srail
politikasına karsı çıkan yazılar nesrediyor olsa da denge açık bir sekilde srail’den yanadır.
ABD’deki önde gelen herhangi bir haber mahrecinin böyle bir sey yayımlamasını hayal etmek
zordur.
Robert Bartley bir defasında ‘Shamir, Sharon, Bibi-bu adamlar ne isterse istesin, bana uyar,’
demisti. Onun gazetesi the Wall Street Journal’ın, düzenli olarak Chicago Sun-Times ve
Washington Times gibi önde gelen diger gazetelerle beraber, srail’i siddetle destekleyen
basyazılar yayımlaması hiç de sasırtıcı degildir. Commentary, the New Republic and the
Weekly Standard gibi dergiler her fırsatta srail’i müdafaa etmektedirler.
Arada sırada srail politikalarını elestirmesine, bazen de Filistinlilerin mesru sikayetleri
oldugunu kabul etmesine ragmen, yine de tarafsız olmayan the New York Times gibi
gazetelerin yönetiminde de benzeri bir önyargı mevcuttur. Gazetenin eski yönetici editörü
Max Frankel anılarında kendi kisisel tutumunun yazı isleriyle ilgili aldıgı kararlar üzerindeki
etkisini itiraf etmektedir: ‘ srail’e, açıkça söylemeye cesaret edebildigimden çok daha fazla
baglıydım... srail hakkında sahip oldugum bilginin ve oradaki dostluklarımın verdigi
kuvvetle Orta Dogu ile ilgili basyazılarımızın çogunu bizzat kendim yazdım. Yahudi
okuyuculardan daha çok Arapların fark ettigi gibi, bu yazıları srail yanlısı bir perspektiften
yazdım.’
Yeni haberler daha tarafsız bir dille veriliyor. Bu, kısmen muhabirlerin objektif olmaya
çalısmaları yüzündendir, ama bunun bir diger nedeni srail’in sahadaki hareketlerini kabul
etmeden sgal Altındaki Topraklar’daki olaylar hakkında haber vermenin zor olusudur. üstünü
örtmek zor oldugu için, yeni haberler daha tarafsız. Lobi menfi haberleri engellemek için
mektup yazma kampanyaları, gösteriler ve içeriginin srail karsıtı oldugunu düsündügü haber
mahreçlerini hedef alan boykotlar düzenlemektedir. Bir CNN yöneticisi bazen tek bir günde
bir haber hakkında sikayette bulunan 6000 e-mail mesajı aldıgını söyledi. Mayıs 2003’te srail
12
yanlısı Amerika’da Orta Dogu Hakkında Dogru Haber Verme Komitesi (Committee for
Accurate Middle East Reporting in America-CAMERA) 33 sehirde Ulusal Devlet Radyosu
(National Public Radio-NPR) istasyonlarının çevresinde gösteriler düzenledi; ayrıca Orta
Dogu hakkında verdigi haberler srail’e daha sempatik bir çizgiye gelinceye kadar NPR’ye
destek verilmemesi için bu kurulusa yardım yapan kimseleri ikna etmeye çalıstı. Söylendigine
göre, Boston’un NPR istasyonu, WBUR, bu çabaların sonucu 1 milyon dolardan fazla gelir
kaybetti. NPR yaptıgı Orta Dogu yayınlarının kurum içinde denetlenmesini ve daha fazla
gözetime tabi tutulmasını talep eden kongredeki srail dostlarından da baskı gördü.
Lobi çin Düsünen ‘Think-Tank’ ler
srail tarafı hem kamuoyunu hem de takip edilen politikaları biçimlendirmede önemli rol
oynayan düsünce kuruluslarında da hakim durumdadır. 1985’de Martin Indyk WINEP’in
kurulmasına yardım ettiginde Lobi kendi düsünce kurulusuna kavusmus oldu. WINEP, her ne
kadar srail’le arasındaki bagları önemsemeyerek Orta Dogu meseleleri üzerine ‘dengeli ve
gerçekçi’ bir perspektif sundugunu iddia ediyor olsa da srail’in gündemini savunmaya
derinden baglı kimseler tarafından finanse edilmekte ve yönetilmektedir.
Bununla beraber, Lobi’nin etkisi WINEP’in çok ötesine uzanmaktadır. Son 25 yıl içerisinde
srail yanlısı güçler, the American Enterprise Institute, the Brooking Institution, the Center for
Security Policy, the Foreign Policy Research Institute, the Heritage Foundation, The Hudson
Institute, the Institute for Foreign Policy Analysis ve Jewish nstitute for National Security
Affairs (JINSA) gibi düsünce kuruluslarında etkili bir mevcudiyet tesis etti. Bu düsünce
kurulusları ABD’nin srail’e olan destegine muhalif kimseleri çok ender istihdam etmektedir.
Brooking Institution’a bir bakalım. Uzun yıllar boyunca, onun Orta Dogu uzmanı
tarafsızlıgıyla haklı olarak ün sahibi eski bir NSC görevlisi olan William Quandt’dı. Bugün
ise Brooking’in yayını Amerikalı Yahudi bir is adamı ve atesli bir siyonist olan Haim
Saban’ın finanse ettigi Saban Orta Dogu Çalısmaları Merkezi vasıtasıyla yapılmaktadır. Bu
arastırma merkezinin direktörü her yerde hazır ve nazır olan Martin Indyk’tır. Bir zamanların
tarafsız politika enstitüsü simdi srail yanlısı koronun bir parçası durumundadır.
Lobinin Yumusak Karnı: Üniversite
Lobi’nin en fazla zorlandıgı nokta üniversite kampüslerindeki tartısmayı bastırmak olmustur.
1990’larda Oslo barıs süreci yoluna girmisken srail’e dönük sadece hafif elestiriler vardı,
fakat Oslo’nun bir netice vermeden son bulması ve Sharon’un iktidara gelmesinden sonra
elestirilerin dozu arttı; 2002 baharında IDF Batı Seria’yı yeniden isgal ettiginde ve ikinci
intifadayı bastırmak için çok büyük kuvvetler kullandıgında elestiriler iyice gürültülü hale
geldi.
Lobi ‘kampüsleri geri almak için’ hemen harekete geçti. srailli konusmacıları Amerikan
kampüslerine getiren the Caravan for Democracy gibi gruplar türedi. Jewish Council for
Public Affairs and Hillel gibi eski grupların da katılımıyla, o sıralar srail davasını savunmaya
çabalayan çok sayıda kurulusu koordine etmek için yeni bir grup, the Israel on Campus
Coalition, kuruldu. Son olarak, ‘kampüslerde srail yanlısı ulusal mesaiye istirak eden
ögrencilerin sayısını önemli ölçüde arttırmak’ amacıyla AIPAC üniversite aktivitelerini
izlemeye ve genç taraftarlarını egitmeye dönük programlara harcadıgı parayı üç katından fazla
arttırdı.
13
Lobi profesörlerin ne yazdıgını ve ne ögrettigini de izlemektedir. Hararetli srail yandası iki
yeni-muhafazakar, Martin Kramer ve Daniel Pipes, Eylül 2002’de süpheli akademisyenler
hakkında dosyalar sergileyen ve ögrencileri srail’e karsı düsmanlık olarak telakki
edilebilecek sözlerin veya davranısların ihbar edilmesine tesvik eden bir internet sitesi
(Campus Watch) kurdular. Bilim adamlarını kara listeye almaya ve onlara gözdagı vermeye
dönük bu tesebbüs sert bir reaksiyonun dogusuna neden oldugu için Pipes ve Kramer
sonradan bu dosyaları kaldırdılar, ama internet sitesi, ögrencileri ‘srail karsıtı’ faaliyetleri
ihbar etmeye hala davet etmektedir.
Lobi içerisindeki gruplar belirli akademisyenlere ve üniversitelere baskı yapmaktadır. Hiç
kuskusuz ki, son zamanlarda kadrosunda Edward Said’in bulunması nedeniyle, Columbia sık
sık bu grupların hedefi oldu. Okulun eski müdürü Jonathan Cole söyle demektedir: ‘Sundan
emin olabilirsiniz ki seçkin edebiyat elestirmeni Edward Said’in Filistin halkının lehine
alenen yapacagı her açıklama, bizden onu kınamamızı ve onu ya cezalandırmamızı ya da isten
atmamızı isteyen yüzlerce e-mail, mektup, gazete yazısına neden olacaktır.’ Columbia, tarihçi
Rasit Halidi’yi Chicago’dan transfer ettiginde, aynı sey yasandı. Bu, bir kaç yıl sonra
Halidi’yi Columbia’dan kapmayı düsündügünde Princeton’un da karsılasacagı bir problemdi.
Akademiyi inzibat altına alma çabasının klasik bir örnegi 2004’ün sonlarına dogru David
Project, Columbia’nın Orta Dogu Çalısmaları programındaki ögretim üyelerini anti-semitist
olmakla ve srail’i destekleyen Yahudi ögrencilere gözdagı vermekle itham eden bir film
yaptıgı zaman gerçeklesti. Columbia agır biçimde azarlandı, fakat suçlamaları arastırmakla
görevlendirilen ögretim üyelerinden olusmus bir komite anti-semitizm iddialarını
dogrulayacak hiç bir kanıt bulamadı; muhtemelen fark edilmeye deger tek olay bir profesörün
ögrencilerden birinin sorusuna ‘öfkeyle cevap vermesi’ydi. Komite söz konusu
akademisyenlerin bizzat kendilerinin alenen yapılan bir gözdagı verme kampanyasının hedefi
oldugunu da ayrıca kesfetti.
Bütün bunların belki de en rahatsız edici yanı, Yahudi grupların Kongre’yi profesörlerin ne
söylediklerini izleyecek mekanizmalar kurmaya sevk etme çabaları oldu. Eger bunu geçirmeyi
basarırlarsa, srail karsıtı bir önyargıya sahip oldugu yargısına varılan üniversitelere federal
yardım verilmeyecektir. Bu çabalar henüz basarıya ulasmadı, ama bütün bunlar tartısmayı
kontrol etmeye verilen önemin bir göstergesidir.
Son zamanlarda bir grup hayırsever Yahudi, kampuslerdeki srail dostu bilim adamlarının
sayısını arttırmak için srail Çalısmaları programlarını (zaten mevcut olan asagı yukarı 130
Yahudi Çalısmaları programlarına ek olarak) kurdu. Mayıs 2003’de New York Üniversitesi
Taub srail Çalısmaları Merkezi’nin kuruldugunu ilan etti; Berkeley, Brandeis ve Emory’de
de benzer programlar kuruldu. Akademik yöneticiler egitimsel degerlerini vurgulasa da
gerçek su ki bu programlar büyük ölçüde srail’in imajını desteklemek için kuruldular. Taub
Vakfı’nın baskanı Fred Laffer New York’taki merkezi bu üniversitenin Orta Dogu
programlarında hakim oldugunu düsündügü ‘Arap bakıs açısı’nı dengelemeye yardım etmesi
gayesiyle Taub Vakfı’nın finanse ettigini açıkça ortaya koymaktadır.
Lobi’nin en güçlü silahlarından biri incelenmeden onun hakkında yapılacak bir tartısma
tamamlanmıs sayılmayacaktır: anti-semitizm suçlaması. srail’in hareketlerini elestirenler
veya srail yanlısı grupların ABD’nin Orta Dogu politikası üzerinde önemli etkisi (AIPAC’ın
övdügü bir etkidir bu) oldugunu iddia edenler anti-semitist diye damgalanma tehdidi
altındadır. Aslında, srail medyasının Amerika’daki ‘Yahudi Lobisi’nden bahsetmesine
ragmen, herhangi bir kimse yalnızca bir srail Lobisi’nin var oldugunu iddia ettigi zaman bile
14
anti-semitistlikle suçlanma riskiyle karsı karsıya kalmaktadır. Baska bir deyisle, Lobi önce
kendi nüfuzuyla övünmekte, sonra da ona dikkat çeken herkese saldırmaktadır. Bu çok etkili
bir taktiktir: Anti-semitizm kimsenin suçlanmak istemedigi bir seydir.
Lobinin Susturucu Etkisi
Avrupalıların srail’in politikalarını elestirmeye Amerikalılardan daha istekli olması bazıları
tarafından Avrupa’da anti-semitizmin yeniden dirilmesiyle açıklanmaktadır. ABD’nin AB
nezdindeki büyükelçisi 2004’ün baslarında söyle söyledi: ‘Öyle bir noktaya varmaktayız ki
1930’lar kadar kötü.’ Anti-semitizmi ölçmek karmasık bir mesele olsa da kanıtların agır
basan tarafı yukarıda iddia edilenin tam tersi istikameti göstermektedir. 2004 baharında
Avrupa’da anti-semitizm olduguna dair suçlamalar Amerika’da çok yaygınken, Avrupa
kamuoyu hakkında ABD’de üslenen Anti-Defamation League ve Pew Research Center isimli
merkezler tarafından ayrı ayrı yapılan çalısmalar, gerçekte anti-semitizmin Avrupa’da
azalmakta oldugunu gösterdi. 1930’larda, bunun tam tersine, anti-semitizm yalnızca bütün
sınıflardan Avrupalılar arasında yaygın degil, aynı zamanda gayet kabul edilebilir bir seydi.
Lobi ve onun dostları Fransa’yı sık sık Avrupa’daki en anti-Semitik ülke olarak
göstermektedir. Lakin, 2003’de Fransız Yahudi cemaatinin lideri Fransa’nın Amerika’dan
daha anti-semitik olmadıgını söyledi. Ha’aretz’de son zamanlarda çıkan bir makaleye göre
Fransız polisi anti-semitik olayların 2005 yılında neredeyse yüzde 50 azaldıgını bildirdi; ve bu
Fransa’nın Avrupa’da en kalabalık müslüman nüfusu barındıran ülke olmasına ragmen
gerçeklesti. Son olarak, geçen ay Paris’te bir Fransız Yahudisi müslümanlardan olusan bir
çete tarafından öldürüldügünde on binlerce gösterici anti-semitizmi kınamak için sokaklara
döküldü. Bir dayanısma gösterisi olmak üzere hem Jacques Chirac hem de Dominique de
Villepin kurbanın cenaze törenine katıldı.
Avrupalı Müslümanlar arasında anti-semitizmin var oldugunu kimse inkar etmez. Bu antisemitizm
kısmen srail’in Filistinlilere yaptıgı muameleden kaynaklanıyor olsa da, bir
dereceye kadar da düpedüz ırkçılıktır. Ama bu, bugünkü Avrupa’nın 1930’lardaki Avrupa’ya
benzeyip benzemedigiyle çok az alakası olan ayrı bir konudur. Avrupa’nın yerlileri arasında
hala bazı öldürücü anti-semistlerin var oldugunu (ABD’de oldugu gibi) da kimse inkar etmez,
ama bunların sayısı azdır ve görüsleri Avrupalıların büyük çogunlugu tarafından
reddedilmektedir.
srail’in savunucuları, sadece iddia etmenin ötesine gitmeye zorlandıklarında, ‘yeni antisemitizm’
diye bir seyin var oldugunu ileri sürerler; aslında kastettikleri sey srail’in
elestirilmesidir. Baska bir deyisle, srail’in politikalarını tenkit ettiginizde otomatik olarak
anti-semitsiniz. Son zamanlarda, ngiltere Kilisesi’nin meclisi, sraillilerin Filistinlilerin
evlerini yıkmak için kullandıkları buldozerleri ürettigi gerekçesiyle Caterpillar Inc.’ı tecrit
etmeyi kararlastırdıgında, Bas Haham bunun ngiltere’deki Yahudi-Hristıyan iliskileri
üzerinde olabilecek en olumsuz yankılar doguracagından yakınırken, Haham Tony Bayfield,
(Reform hareketinin baskanı) sunu söyledi: ‘Halk arasında anti-semitizmin esigine varan antisiyonist
tutumların ortaya çıktıgı görülmektedir. Orta seviyedeki din adamları arasında bile
görülen bu tutumlar bariz bir problem teskil etmektedir.’ Halbuki, Kilise’nin tek suçu srail
yönetiminin politikalarını protesto etmekti.
Ayrıca, srail’i elestirenler onu adil olmayan bir standartla yargılamakla veya onun var olma
hakkını sorgulamakla suçlanmaktadırlar. Ancak bunlar da uydurma suçlamalardır. srail’in
Batılı muhalifleri onun var olma hakkını hemen hemen hiç sorgulamazlar: Onlar, sraillilerin
15
kendilerinin de yaptıgı gibi, srail’in Filistinlilere karsı davranıslarını sorgulamaktadırlar.
srail’in adilane yargılanmadıgı da dogru degildir. srail’in Filistinlilere yaptıgı muamele
elestiriye neden olmaktadır, çünkü insan haklarıyla ilgili yaygın kabul gören inanıslara,
uluslararası hukuga ve ulusların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmesi ilkesine aykırıdır
ve srail bu nedenden dolayı agır elestirilerle karsı karsıya kalan tek devlet degildir.
BUSH ve SHARON’UN ORTA DOGU POLTKALARI VE LOB
2001 sonbaharında ve özellikle 2002 baharında, Bush yönetimi srail’in sgal Altındaki
Topraklar’daki yayılmacı politikalarını durdurarak ve bir Filistin devletinin kurulusunu
savunarak Arap dünyasındaki Amerikan karsıtı hissiyatı azaltmayı ve el-Kaide gibi terörist
gruplara verilen destegi zayıflatmayı denedi. Bush’un elinde çok önemli ikna vasıtaları vardı.
srail’e yapılan ekonomik ve diplomatik yardımı azaltma tehdidinde bulunabilirdi ve böyle bir
sey yaptıgında Amerikan halkı hemen hemen kesinlikle onu desteklerdi. Mayıs 2003’de
yapılan bir anket Amerikalıların yüzde 60’dan fazlasının ABD’nin anlasmazlıgın çözümüne
dönük baskılarına karsı direndigi takdirde srail’e yapılan yardım yapılmamasına razı
olduklarını ve bu oranın ‘siyasal olarak aktif’ kisiler arasında yüzde 70’e çıktıgını bildirdi.
Aslında, yüzde 73 ABD’nin her iki tarafı da desteklememesi gerektigini söyledi.
Yine de, yönetim srail’in politikasını degistiremedi ve en sonunda Washington kendini onu
desteklerken buldu. Zaman içerisinde yönetim srailin kendi pozisyonunu haklı çıkarmak için
ileri sürdügü iddiaları da öyle benimsedi ki ABD’nin söylemi srail’in söylemininin bir
kopyası olmaya basladı. 2003 yılının Subat ayına gelindiginde Washington Post’ un attıgı bir
baslık durumu çok iyi özetliyordu: ‘Bush ve Sharon’un Orta Dogu politikaları neredeyse
birbirinin aynısı.’ Bu dönüsün ana nedeni Lobi’ydi.
Hikaye 2001 eylülünün sonlarında Bush’un Sharon’a sgal Altındaki Topraklar’daki
hareketlerini dizginlemesi için ısrar etmeye basladıgında baslar. Bush ayrıca Arafatın
liderligini agır elestirilere tabi tutuyor olmasına ragmen srail dısisleri bakanı Shimon Peres’in
onunla görüsmesine izin vermesi için Sharon’a baskı da yaptı. Alenen bir Filistin devletinin
kurulmasını destekledigini bile söyledi. Bunun üzerine alarma geçen Sharon onu srail
aleyhine Arapları yatıstırmaya çalısmakla suçlarken srail’in ‘Çekoslovakya olmayacagı’
uyarısını yaptı.
Söylendigine gore, Bush Chamberlaine benzetilmekten dolayı kızgındı. Beyaz Saray basın
sekreteri ise Sharon’un sözlerini ‘kabul edilemez’ diye nitelendirdi. Sharon sözde özür diledi,
ancak yönetimi ve Amerikan halkını ABD ve srail’in terörizmin ortak tehdidi altında
olduguna ikna etmek için Lobi’yle çabucak güç birligine gitti. srailli yetkililer ve Lobi
temsilcileri Arafat ve Usame bin Laden arasında gerçekte hiç bir fark olmadıgında ısrar
ettiler: ABD ve srail’in Filistinlilerin seçilmis liderini izole etmeleri ve onunla hiç bir
islerinin olmaması gerektigini söylediler.
Lobi Kongre’de çalısmaya da basladı. 16 Kasım’da 89 senatör Bush’a onu Arafat’la
görüsmeyi reddettigi için öven, ayrıca ABD’nin srail’in Filistinlilere kası misilleme
yapmasını engellememesini talep eden bir mektup gönderdiler. ABD yönetiminin srail’in
arkasında durdugunu alenen ifade etmesi gerektigini yazdılar. New York Times’a göre, mektup
iki hafta önce Amerikan Yahudi cemaatinin liderleri ve önemli senatörler arasında yapılan bir
toplantıdan kaynaklanmıstı. Gazete, AIPAC’ın ‘mektup üzerine tavsiyeler de bulunmakta
özellikle aktif’ oldugunu da ekliyordu.
16
Kasımın sonlarına gelindiginde Tel Aviv ve Washington arasındaki iliskiler oldukça
iyilesmisti. Bu kısmen Lobi’nin çabalarının sayesindeydi. Ayrıca, Afganistan’daki ilk zaferin
de bunda payı vardı, çünkü bu zafer el-Kaide’nin icabına bakılmasının Arap destegini ne
ölçüde gerektirdigiyle ilgili algının degismesini sagladı. Sharon Kasım ayı baslarında Beyaz
Saray’ı ziyaret etti ve Bush’la dostane bir görüsme yaptı.
IDF Savunma Kalkanı Operasyonu’nu baslattıktan ve Batı Seria’da Filistinlilerin yasadıgı
önemli alanların neredeyse hepsinin kontrolünü yeniden eline aldıktan sonra Nisan 2002’de
problem yine patlak verdi. Bush srail’in hareketlerinin ABD’nin slam dünyasındaki imajını
zedeleyecegini ve terörizme karsı verilen savası zayıflatacagını biliyordu, bu nedenle
Sharon’un saldırıları durdurmasını ve geri çekilmeye baslamasını talep etti. ki gün sonra,
srail’den gecikme olmaksızın geri çekilmesini istedigini söyleyerek bu mesajın altını çizdi. O
zamanlar Bush’un ulusal güvenlik danısmanı olan Condoleezza Rice muhabirlere sunu
söyledi: ‘“Gecikme olmaksızın”gecikme olmaksızın demektir. Su anda demektir.’ Aynı gün
Colin Powell bütün tarafları savası durdurmaya ve müzakerelere baslamaya ikna etmek
amacıyla Orta Dogu’ya gitmek üzere yola koyuldu.
srail ve Yahudi Lobisi harekete geçti. Baskan yardımcılıgı dairesinde ve Pentagon’da çalısan
srail yanlısı yetkililer, Robert Kagan ve William Kristol gibi yeni muhafazakar uzmanlarla
beraber, suçu Powell’ın üzerine attılar. Onu ‘teröristler ve onlara karsı savasanlar arasındaki
ayrımı adeta ortadan kaldırmıs olmak’la bile suçladılar. Bush’un kendisi Yahudi liderlerin ve
Hristıyan evanjeliklerin baskısı altındaydı. Özellikle Tom De Lay ve Dick Armey srail’in
desteklenmesi gerektigi konusunda sözlerini kimseden sakınmadılar. DeLay ve Senato azınlık
lideri Trent Lott, Beyaz Saray’ı ziyaret ederek Bush’u vazgeçmesi için uyardılar.
Bush’un teslim olmakta olduguna dair ilk isaret 11 Nisan’da-Sharon’a kuvvetlerini geri
çekmesini söyledikten bir hafta sonra-Beyaz Saray sekreteri, baskanın Sharon’un bir ‘barıs
adamı’ olduguna inandıgını söylediginde geldi. Powell’in basarısızlıkla sonuçlanan
görevinden geri dönmesi üzerine Bush, bu ifadeyi alenen tekrar etti ve medya mensuplarına
Sharon’un tamamen ve acilen geri çekilme çagrısına tatmin edici bir sekilde cevap verdigini
söyledi. Sharon böyle bir sey yapmamıstı, ancak Bush artık bunu bir mesele yapmak niyetinde
degildi.
Bu arada, Kongre de Sharon’a arka çıkmak için harekete geçiyordu. 2 Mayıs’ta Kongre
yönetimin itirazlarını yendi ve srail’e verilen destegi yeniden teyit eden iki karar geçirdi.
(Senato’da yapılan oylamada 94 evet oyuna karsı 2 hayır oyu çıkarken, kararın Temsilciler
Meclisi versiyonu 352’ye karsı 21 oyla kabul edildi.) ki karar da ABD’nin ‘srail’le
dayanısma içerisinde oldugunu ve iki ülkenin, Temsilciler Meclisi kararından alıntı yapmak
gerekirse, ‘su anda terörizme karsı ortak mücadele içerisinde’ oldugunu tasdik ediyorlardı.
Temsilciler Meclisi versiyonu terörizm probleminin merkezi bir parçası olarak gösterdigi
Yaser Arafat’ın ‘teröre vermekte oldugu destek ve koordinasyonu’ da kınamaktaydı. Her iki
karar da Lobi’nin yardımıyla yazılmıslardı. Bir kaç gün sonra, srail’e bilgi toplama
vazifesiyle gönderilen iki partili bir kongre delegasyonu Arafat’la müzakere masasına
oturması için ABD’nin yaptıgı baskıya Sharon’un direnmesi gerektigini ifade etti. 9 Mayıs’ta
Temsilciler Meclisi tahsisat altkomitesi srail’e terörizmle mücadele etmesi için 200 milyon
dolar ek yardım yapılmasını mütalaa etmek üzere toplandı. Powell yardım paketine karsı çıktı,
ama Lobi onu destekledi ve Powell kaybetti.
Kısacası, Sharon ve Lobi ABD’nin baskanıyla kapıstılar ve zafer kazandılar. srail
gazetelerinden Maariv’de çalısan bir gazeteci olan Hemi Shalov’un bildirdigine göre
17
Sharon’un yardımcıları Powell’ın basarısızlıgı karsısında memnuniyetlerini gizleyemediler.
‘Sharon baskan Bush’un gözlerinin akını gördü ve ilk göz kırpan baskan oldu,’ diyerek
övündüler. Fakat Bush’un yenilgiye ugratılmasında önemli rol oynayan Sharon veya srail
degil, srail’in ABD’deki savunucularıydı.
O zamandan beri durum çok az degisti. Bush yönetimi Arafat’la muhatap olmayı bir daha asla
kabul etmedi. Onun ölümünden sonra yeni Filistin lideri Mahmut Abbas’ı benimsediyse de
ona yardım etmek için çok az sey yaptı. Sharon bir yandan Gazze’den çekilirken diger yandan
Batı Seria’da yayılmaya devam etmeye dayalı tek taraflı bir çözümü Filistinlilere empoze
etmeye dönük planını gelistirmeye devam etti. Sharonun staratejisi, Abbas’la müzakere
etmeyi reddederek ve onun Filistin halkına somut faydalar saglamasına imkan vermeyerek,
Hamas’ın seçim zaferine dogrudan katkıda bulundu. Bununla beraber Hamas’ın iktidara
gelmesiyle srail müzakere yapmamak için yeni bir bahaneye daha kavusmus oldu. Amerikan
yönetimi Sharon’un (ve onun halefi olan Ehud Olmert’in) hareketlerini destekledi. Bush,
srail’in sgal Edilmis Topraklar’da yaptıgı tek taraflı ilhakları bile benimsedi. Böylece,
Lyndon Johnson’dan bu yana bütün baskanların takip ettigi politikayı da tersine çevirmis
oldu.
ABD’li yetkililer srail’in bir kaç eylemine yumusak elestiriler yönelttiler, fakat kendi
ayakları üzerinde durabilecek bir filistin devletinin kurulmasına yardımcı olmak için çok az
sey yaptılar. Eski ulusal güvenlik danısmanı Brent Scowcroft Ekim 2004’te Sharon’un Bush’u
küçük parmagına doladıgını söyledi. Bush ABD’yi srail’den uzaklastırmaya çalısırsa veya
srail’in sgal Altındaki Topraklar’daki hareketlerini bile elestirirse, Lobi’nin ve onun
Kongre’deki destekçilerinin öfkesiyle karsılasması kesindir. Demokrat Parti’nin baskan
adayları bunların hayatın gerçekleri oldugunu bilirler; John Kerry’nin 2004’te srail’e
katısıksız destek gösterisinde bulunmak için elinden geleni yapmasının ve Hillary Clinton’un
aynı seyi bugün yapıyor olusunun nedeni budur.
Lobi açısından, Filistinlilere karsı srail politikalarına olan ABD destegini sürdürmek temel
önemdedir, fakat Lobi’nin ihtirasları bu noktada bitmemektedir. Lobi, ayrıca ABD’nin
srail’in hakim bölgesel güç olarak kalmasını da desteklemesini istemektedir. srail hükümeti
ve ABD’deki srail yanlısı gruplar Amerikan yönetiminin Irak, Suriye ve ran’a karsı
politikalarını oldugu kadar beraber Orta dogu’ya yeniden düzen vermeye yönelik büyük
projesini de biçimlendirmek için birlikte çalıstılar.
srail ve Irak Savası
srail’den ve Lobi’den gelen baskı, Mart 2003’teki Irak’a saldırma kararının arkasındaki tek
faktör olmasa da önemli bir unsurdu. Bazı Amerikalılar bunun petrol için yapılan bir savas
olduguna inanmaktalar. Halbuki bu iddiayı desteklemek için neredeyse hiç bir dogrudan kanıt
yoktur. Bunun yerine, savası motive eden sey önemli ölçüde srail’i daha güvenli kılma
arzusuydu. Condoleeza Rice’ın danısmanlarından Philip Zelikow(Dıs stihbarat Danısma
Kurulu eski üyesi, 11 Eylül Komisyonu eski yetkili müdürü)a göre Irak’tan kaynaklanan
‘hakiki tehdit’ ABD’ye yönelik bir tehdit degildi. Zelikov Eylül 2002’de Virginia
Universitesi’nde kendisini dinleyenlere, ‘dile getirilmeyen tehdit’in ‘srail’e karsı tehdit’
oldugunu söyledi. Amerikan hükümetinin kullandıgı söylemde popüler olmadıgından dolayı
buna çok fazla dayanmak istemedigini de ekledi.
16 Agustos 2002’de, yani Dick Cheney Veterans of Foreign Wars’a yaptıgı sert bir
konusmayla savas kampanyasını baslatmadan 11 gün önce, Washington Post ‘srail’in ABD
18
yetkililerini Saddam Hüseyin’in Irak’ına karsı bir askeri saldırıyı geciktirmemeleri için
sıkıstırmakta oldugunu’ bildirdi. Sharon’a göre, gelinen noktada srail ve ABD arasındaki
stratejik koordinasyon ‘daha önce görülmemis boyutlar’a ulasmıstı ve srail istihbarat
yetkilileri Washington’a Irak’ın kitle imha silahları hakkında korku verici bir dizi rapor
vermisti. srailli emekli bir generalin sonradan ifade ettigi gibi, Amerikan ve ngiliz
istihbaratlarının Irak’ın konvansiyonel olmayan kuvvetlerine dair kamuoyuna sundugu resmin
olusturulmasında srail istihbaratının tam ortak olarak payı vardı.
Bush savas için BM Güvenlik Konseyi’nden yetki istemeye karar verdiginde srailli liderler
derin bir endiseye kapıldılar; Saddam BM denetçilerinin Irak’a geri dönmelerine razı
oldugunda bu endise daha da arttı. Eylül 2002’de Shimon Peres medya mensuplarına
Saddam’a karsı mücadelenin zorunlu oldugunu, zira denetimlerin ve denetçilerin temiz
insanlar için iyi ise yaradıgını, lakin sahtekar insanların denetimleri ve denetçileri kolaylıkla
alt edebilecegini söyledi.
Aynı zamanda, Ehud Barak New York Times için yazdıgı bir makalede o anda en büyük riskin
hareketsiz kalmak olacagı uyasını yaptı. Onun basbakanlıktaki selefi olan Binyamin
Netanyahu Wall Street Journal’da ‘Saddam’ı Devirme Davası’ baslıgını tasıyan benzer bir
yazı yayımladı. Gelinen noktada Saddamı’ın rejimini tasfiye etmekten baska hiç bir seyin ise
yaramayacagını beyan etti. ‘Saddam rejimine karsı önleyici bir saldırıyı desteklerken
sraillilerin büyük çogunlugu adına konustuguna inandıgını da ekledi. Son olarak, Subat
2003’te Ha’aretz’in bildirdigine göre, askeri ve siyasi liderlik Irak’ta bir savası çok
arzulamaktaydı.
Bununla beraber, Netanyahu’nun belirttigi gibi, savas arzusu sadece srail’in liderleriyle
sınırlı degildi. Saddamı’ın 1990’da isgal ettigi Kuveyt’in haricinde srail hem siyasetçilerin
hem de kamuoyunun savastan yana oldugu tek ülkeydi. O zaman gazeteci Gideon Levy’nin
söyledigi gibi, srail liderlerinin savası kosulsuz olarak destekledigi ve baska hiçbir alternatif
görüsün dile getirilmedigi tek Batı ülkesiydi. Aslında, srailliler o kadar hevesliydiler ki
Amerika’daki müttefikleri onlara kullandıkları söylemin atesini azaltmalarını, aksi takdirde
savasın srail namına yapılacagı görüntüsünün ortaya çıkacagını söylemek zorunda kaldılar.
Lobi ve Irak Savası
ABD içerisinde, savasın arkasındaki baslıca itici güç, bir çogu Likud partisiyle baglantılı olan
küçük bir yeni-muhafazakarlar güruhu olsa da Lobi’nin önde gelen örgütlerinin liderleri
seferberlige istirak ettiler.The Forward, Baskan Bush Irak’taki savası pazarlamaya çalısırken,
Amerika’nın en önemli Yahudi örgütlerinin onu savunmak için tek vücut olduklarını,
cemaatin liderlerinin verdikleri demeçlerde dünyanın Saddam’dan ve onun kitle imha
silahlarından temizlenmesi lüzumunu tekrar tekrar vurguladıklarını yazdı. Basyazı srail’in
güvenligi için duyulan endisenin baslıca Yahudi gruplarının mütalaalarında haklı olarak
dikkate alındıgını söyleyerek devam etmektedir.
Yeni-muhafazakarların ve diger Lobi liderlerinin Irak’ı isgal etmeye istekli olmalarına karsın,
daha genis anlamıyla Yahudi cemaati bu ise istekli degildi. Savas basladıktan hemen sonra,
Samuel Freedman, Pew Arastırma Merkezi’nin ülke çapında anketlerden yaptıgı bir
derlemenin Yahudilerin Irak savasını genel nüfusa göre daha az desteklediklerini gösterdigini
bildirdi. (%52’ye karsılık %62). Gayet açıktır ki, Irak’taki savas için ‘Yahudi tesiri’ni
suçlamak yanlıs olacaktır. Onun yerine sunu söylemek mümkündür: Savas büyük ölçüde
Lobi’nin etkisinden, özellikle de Lobi içindeki yeni-muhafazakarların tesirinden ötürüydü.
19
Yeni-muhafazakarlar, Bush baskan olmadan önce dahi Saddam’ı devirmeye azimliydiler.
1998’de Clinton’a hitaben yazılmıs ve Saddam’ın iktidardan uzaklastırılması çagrısı yapan
iki açık mektup yayımlayarak karısıklıga neden oldular. Bir çogu JINSA ya da WINEP gibi
srail yanlısı gruplarla yakın bagları olan ve aralarında Elliot Abrams, John Bolton, Douglas
Feith, William Kristol, Bernard Lewis, Donald Rumsfeld, Richard Perle ve Paul Wolfowitz
gibi isimlerin bulundugu imzacılar, Clinton yönetimini genel bir hedef olarak Saddam’ı
yerinden etmeye ikna etmekte çok az güçlük çektilerse de bu amaca ulasmanın yöntemi olarak
savası kabul ettiremediler. Bush yönetiminin ilk ayları boyunca Irak’ı isgal etme hevesi
dogurmada da pek basarılı olamadılar. Amaçlarına ulasmak için yardıma ihtiyaç duyuyorlardı.
Bu yardım 11 Eylül’le beraber geldi. Daha açık ifade etmek gerekirse, o günün olayları Bush
ve Cheney’in tavır degistirmelerine ve önleyici bir savasın güçlü destekçileri haline
gelmelerine sebebiyet verdi.
Saddam’ın ABD’ye yapılan saldırılara bulastıgına dair hiç bir kanıt olmamasına ve Bin
Laden’in Afganistan’da oldugunun bilinmesine karsın, Wolfowitz 15 Eylül günü Camp
David’ de Bush’la yaptıgı önemli bir görüsmede Afganistan’dan önce Irak’a saldırılması
gerektigini savundu. Bush bu tavsiyeyi reddetti ve onun yerine Afganistan’ın pesine düsmeyi
tercih etti, ancak Irak’la savas artık ciddi bir ihtimal olarak görülüyordu ve 21 Kasım günü
baskan, askeri planlamacıları isgal için somut planlar gelistirmekle görevlendirdi.
Bu arada diger yeni-muhafazakarlar iktidar koridorlarında is basındaydı. Henüz hikayenin
tamamını bilmiyoruz, ama Princeton’dan Bernard Lewis ve John Hopkins’ten Fouad Ajami
gibi bilim adamları, Cheney’i savasın en iyi tercih olduguna ikna etmekte, söylendigine göre,
önemli roller oynadılar. Onun kurmayları arasındaki yeni-muhafazakarların (Eric Edelman,
John Hannah ve Cheney’in kurmay baskanı ve Bush yönetimindeki en güçlü bireylerden biri
olan Scooter Libby) da kendi üzerlerine düsen rolü oynadıkları unutulmamalıdır. 2002’nin
baslarına gelindiginde Cheney Bush’u ikna etmisti ve Bush’la Cheney ikna oldugunda, savas
kaçınılmazdı.
Yönetim dısında, yeni-muhafazakar siyasal analizciler Irak’ın isgalinin terörizme karsı savası
kazanmak için elzem oldugunu savunmak için hiç vakit kaybetmediler. Çabaları kısmen
Bush’un üzerindeki baskıyı üst seviyede tutmak, kısmen ise savasa karsı yönetimin içinde ve
dısındaki muhalefeti yenmek için tasarlanmıstı. 20 Eylül günü seçkin yeni-muhafazakarlardan
ve onların müttefiklerinden olusan bir grup, yeni bir açık mektup yayımladı. Mektup söyle
diyordu: ‘Elimizdeki kanıtlar Irak’ı ABD’ye yapılan saldırılarla dogrudan ilintilendirmese bile
terörizmin ve onun hamilerinin kökünü kazımayı amaçlayan herhangi bir stratejinin Irak’ta
Saddam’ı iktidardan uzaklastırmaya dönük azimli bir çabayı içermesi gerekmektedir.’
Mektup Bush’a srail’in uluslararası terörizme karsı Amerika’nın en sadık müttefiki oldugunu
da hatırlatıyordu. Weekly Standard’ın 1 Ekim tarihli sayısında Robert Kagan and William
Kristol, Taliban yenilgiye ugratılır ugratılmaz Irak’ta rejim degisikligi yapılması çagrısında
bulundu. Aynı gün, Charles Krauthammer Washington Post’ta ABD Afganistan’ın isini
bitirdikten sonra sıranın Suriye’ye gelmesi ve onu ran’la Irak’ın takip etmesi gerektigini
iddia etti: ‘Terörizme karsı savas, dünyadaki en tehlikeli terörist rejimin isini bitirdigimizde,
Bagdat’ta nihayete erecek.’
Bu, Irak’ın isgaline destek saglamak için yapılan amansız bir halkla iliskiler seferberliginin
baslangıcıydı. Saddam’ın yakın bir tehdit teskil ettigi izlenimini verecek sekilde istihbarat
manipülasyonu yapılması ise bu kampanyanın çok önemli bir bölümüydü. Örnegin, Libby
savas için ileri sürülen iddiaları destekleyen kanıtlar bulmaları için CIA analistlerine baskı
20
yaptı ve Colin Powell’ın BM Güvenlik Konsey’ine verdigi su anda gözden düsmüs olan
brifingin hazırlanmasına yardım etti. Pentagon içerisinde, Terörle Mücadele Politika
Degerlendirme Grubu (the Policy Counterterrorism Evaluation Group), el-Kaide ile Irak
arasında istihbarat camiasının gözden kaçırdıgı varsayılan bagların bulunmasıyla
görevlendirildi. Bu grubun iki önemli üyesi katı bir yeni muhafazakar olan David Wurmser ve
Perle ile yakın ilintili Lübnan kökenli bir Amerikalı olan Michael Maloof’tu. Özel Planlar
Dairesi diye anılan bir diger Pentagon grubu, savası pazarlamak için kullanılabilecek kanıtlar
bulmakla görevlendirildi. Onun baskanlıgını Wolfowitz’le köklü bagları olan Abram Shulsky
isimli bir yeni-muhafazakar yapıyordu ve kadroları srail yanlısı düsünce kuruluslarından
devsirilmis kisiler bulunuyordu. Her iki örgüt de 11 Eylül’den sonra kurulmustu ve Douglas
Feith’e dogrudan hesap veriyordu.
Feith neredeyse her yeni-muhafazakar gibi srail’e derinden baglıdır; ayrıca Likud Partisi’yle
de köklü bagları vardır. 1990’lı yıllarda Yahudi yerlesim yerlerini destekleyen ve srail’in
sgal Altındaki Topraklar’ı elinde tutması gerektigini savunan yazılar yazdı. Daha da
önemlisi, Haziran 1996’da Perle ve Wurmser’le beraber, basbakanlık makamına henüz yeni
gelmis olan Netanyahu için meshur ‘Clean Break’ raporunu yazdı. Rapor, bu meyanda,
Netanyahu’nun srail için kendi basına önemli bir hedef olan Saddam Hüseyin’in iktidardan
uzaklastırılmasına yogunlasmasını tavsiye etti. Ayrıca, srail’in tüm Orta Dogu’yu yeniden
düzenlemek için adımlar atmasını talep ediyordu. Netanyahu onların tavsiyesini takip etmedi;
ama Feith, Perle ve Wurmser, çok kısa sonra Bush yönetimini aynı hedeflerin pesine düsmesi
için sıkıstırmaya basladılar. Ha’aretz’in köse yazarlarından Akiva Eldar, Feith ve Perle’nin
Amerikan hükümetlerine ve srail çıkarlarına sadakatlerinin arasındaki ince bir çizgide
yürüdügü uyasını yaptı.
Wolfowitz de srail’e aynı derecede baglıdır. The Forward bir defasında onu ‘yönetimdeki en
sahin srail yanlısı ses’ olarak nitelendirdi ve onu 2002’de ‘bilinçli bir sekilde Yahudi
aktivizmi yapan’ ileri gelen kimseler arasında onu birinci seçti. Aynı zamanda, JINSA srail
ve ABD arasında güçlü bir ortaklıgın gelismesine yardımcı oldugu için Henry M. Jackson
Seçkin Hizmet Ödülü’nü (Distinguished Service Award) ona verdi. Onu ‘samimi bir sekilde
srail yanlısı’ olarak nitelendiren Jerusalem Post ise 2003’te ‘Yılın Adamı’ seçti.
Son olarak, yeni-muhafazakarların, Irak Ulusal Kongresi’nin baskanlıgını yürüten ahlaksız bir
sürgün olan Ahmed Çelebi’ye savas öncesinde verdikleri destekten kısaca söz etmek gerekir.
Yeni-muhafazakarlar Çelebi’yi desteklediler çünkü o Amerikan Yahudisi gruplarla iyi
baglantılar kurmustu ve iktidarı ele geçirdiginde srail’le iyi iliskilerin kurulmasını tesvik
edecegine dair söz vermisti. Bu, tam da rejim degisikligini savunan srail yanlısı kimselerin
duymak istedigi seydi. Matthew Berger pazarlıgın özünü Jewish Journal’da gözler önüne
serdi: Irak Ulusal Kongresi iliskilerin iyilistirilmesini Washington ve Kudüs’teki Yahudi
nüfuzunu dengelemek ve kendi davasına olan destegin artmasını saglamak için bir yol olarak
gördü. Kendi hesaplarına, Yahudi gruplar, bunu Irak Ulusal Cephesi Saddam rejiminin
degistirilmesine istirak ettigi takdirde, srail ve Irak arasında daha iyi iliskilere giden yolu
açmak için bir fırsat olarak gördü.
Yeni-muhafazakarların srail’e olan düskünlügü, Irak takıntısı ve Bush yönetimindeki
nüfuzları düsünüldügünde bir çok Amerikalının savasın srail çıkarlarını desteklemek için
tasarlandıgından kuskulanması sasırtıcı degildir. Geçtigimiz Mart ayında, Amerikan Yahudi
Komitesi’nden Barry Jacobs, srail ve yeni-muhafazakarların ABD’yi Irak’ta bir savasa
sürüklemek için bir komplo kurdukları inancının istihbarat camiası içerisinde yaygın
oldugunu kabul etti. Yine de alenen böyle söyleyecek çok az kisi vardı ve bunu yapanların
21
çogu- Senatör Ernest Hollings ve Milletvekili James Moran dahil olmak üzere- bu konuyu
ortaya attıkları için kınandılar. 2002 sonlarında Michael Kinsley srail’in rolü hakkında
kamusal tartısma eksikliginin herkesçe bilinen bir sey oldugunu yazdı. Bu konuda konusmaya
dönük isteksizligin nedeninin anti-semit olmakla damgalanma korkusu oldugunu belirtti.
srail ve Lobi’nin savasa gitme kararında önemli bir unsur oldugunda çok az süphe vardır.
Bölgesel Degisim Rüyaları
Bu öyle bir karardı ki onların çabaları olmadan ABD’nin böyle bir karar verme ihtimali çok
daha düsüktü. Ve savasın kendisi sadece bir ilk adım olarak tasarlandı. Savas basladıktan kısa
süre sonra Wall Street Journal’ ın birinci sayfasında çıkan bir baslık bunu tamamen ifade
eder: ‘Baskanın Hayali: Sadece Rejimi Degil, Bir Bölgeyi Degistirmek: ABD Yanlısı
Demokratik Bir Bölge, srail ve Yeni-Muhafazakar Kökenli bir Hedeftir.’
srail yanlısı güçler Amerikan ordusunu Orta Dogu’ya daha dogrudan sokmaya uzun süreden
beri ilgi duydularsa da Soguk Savas esnasında basarıları sınırlı oldu, çünkü Amerika bölgede
bir ‘denizasırı dengeleyici’ rolü oynadı. Orta Dogu’da görevlendirilen Acil Müdahale Gücü
gibi kuvvetlerin çogu ‘ufukta’ve güvenlik içinde tutuluyordu. Takip edilen fikir, yerel güçleri
ABD lehine bir denge sürdürebilmek için birbirlerine karsı kullanmaktı. Reagan yönetiminin
ran-Irak Savası esnasında devrimci ran’a karsı Irak’ı desteklemesinin nedeni buydu.
Bu politika Körfez Savası’ndan sonra, Clinton yönetimi bir ‘çifte çevreleme’ stratejisi
benimsedikten sonra degisti. Buna göre, bir ülkeyi kontrol etmek için digerini kullanmak
yerine, büyük ABD güçleri hem ran’ı hem de Irak’ı kontrol altına almak için bölgeye
yerlestirilecekti. Çifte çevrelemenin babası, ilk defa Mayıs 1993’te WINEP’te bu stratejinin
ana hatlarını ortaya koyan, daha sonra da Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Yakın Dogu ve
Güney Asya Meseleleri direktörü olarak onu uygulayan Martin Indyk’tan baskası degildi.
1990’ların ortalarına gelindiginde çifte çevreleme stratejisi hakkında büyük bir
memnuniyetsizlik vardı, zira bu strateji ABD’yi birbirinden nefret eden iki ülkenin amansız
düsmanı yapmıstı ve Washington’u her iki ülkeyi de kontrol altına almanın yükünü sırtlamak
zorunda bırakmıstı. Ama bu strateji Lobi’nin destekledigi ve muhafaza etmek için Kongre’de
aktif bir sekilde çalıstıgı bir stratejiydi. Clinton, 1995 baharında AIPAC ve diger srail yanlısı
örgütlerin baskısı altında ran’a bir ekonomik ambargo empoze ederek politikasını sertlestirdi.
Netice, ran veya Libya’da petrol kaynakları gelistirmek için 40 milyon dolardan fazla yatırım
yapan bütün yabancı firmalar için müeyyideler öngören 1996 ran ve Libya Müeyyideler
Yasası oldu. O sırada Ha’aretz’in askeri muhabiri Zeef Schiff’in kaydettigi gibi, ‘srail büyük
proje içerisinde küçücük bir unsur olabilir, ama Çevreyolu’ndakileri etkileyemeyecegi
yargısına varmamak gerekir.’
Bununla beraber, 1990’ların sonlarına gelindiginde yeni-muhafazakarlar çifte çevrelemenin
yeterli olmadıgını ve Irak’ta rejim degisikliginin elzem oldugunu ileri sürüyorlardı. Saddam’ı
devirerek ve Irak’ı canlı bir demokrasiye çevirerek, ABD’nin Orta Dogu boyunca genis
kapsamlı bir degisim süreci baslatacagını iddia etmekteydiler. Aynı düsünüs çizgisi yeni
muhafazakarların Netanyahu için yazdıgı ‘Clean Break’ çalısmasında da açıkça göze
çarpıyordu. 2002’ye gelindiginde Irak’ın isgali gündemdeki birinci öncelik iken, yenimuhafazakar
çevreler için bölgesel dönüsüm gerekliliginin ispatlanması için kanıta bile
ihtiyaç duyulmayan sarsılmaz bir inanç haline gelmisti.
22
Charles Krauthammer bu büyük projeyi Ntan Sharansky’nin parlak fikri olarak nitelendiriyor
olsa da siyasal yelpazenin bir bastan diger basına tüm srailliler Saddam’ı devirmenin Orta
Dogu’yu srail lehine degistirecegine inanmaktaydılar. Ha’aretz’de Aluf Benn söyle
bildiriyordu(17 Subat 2003):
IDF’nin üst düzey subayları ve Ulusal Güvenlik Danısmanı Ephraim Halevy gibi Basbakan
Ariel Sharon’a yakın kimseler savastan sonra srail’in umabilecegi harika gelecegi ümit verici
bir sekilde resmediyorlar. Saddam’ın düsüsünü takiben srail’in diger düsmanlarının da
domino etkisiyle düsecegini tahayyül ediyorlar...... Bu liderlerle beraber terör ve kitle imha
silahları ortadan kalkacak.
Suriye’nin Pesinde
2003’te Nisan ayı ortalarında Bagdat düser düsmez, Sharon ve onun vekilleri Washington’u
Sam’ı hedef alması için sıkıstırmaya basladılar. 16 Nisan günü Yedioth Ahronoth’ a konusan
Sharon, ABD’den Suriye’ye ‘çok agır’ baskı yapmasını isterken, onun savunma bakanı Shaul
Mofaz, Ma’ariv’e verdigi mülakatta söyle dedi: ‘Elimizde Suriye’den talep etmeyi
düsündügümüz konulardan olusan uzun bir listesi var ve bu isin Amerikalılar vasıtasıyla
yapılması uygun.’ Ephraim Halevy, WINEP’te kendisini dinleyenlere, gelinen noktada
ABD’nin Suriye’ye karsı tavrını sertlestirmesinin önemli oldugunu söyledi. Washington Post
ise srail’in, ABD istihbaratını Suriye baskanı Besar Esad’ın hareketleri hakkında verdigi
raporlarla besleyerek Suriye’ye karsı baslatılan kampanyayı körükledigini yazdı.
Lobi’nin seçkin üyeleri de aynı argümanları savundu. Wolfowitz Suriye’de rejim degisikligi
olması gerektigini ilan ederken, Richard Perle bir gazeteciye Orta Dogu’daki diger düsman
rejimlere ‘kısa bir mesaj, iki kelimelik bir mesaj’ verilebilecegini söyledi: ‘Sıra sizde.’ Nisan
baslarında WINEP, Suriye’nin Saddam’ın pervasız, sorumsuz, küstah davranıslarını takip
eden ülkelerin sonunda onunla aynı kaderi paylasabilecegi mesajını kaçırmaması gerektigini
ifade eden iki taraflı bir rapor yayımladı. 15 Nisan günü Yosi Klein Halevi Los Angeles
Times’da ‘Sırada Suriye’ye baskı uygulamak var’ baslıklı bir yazı yazarken ertesi gün Zev
Chafets New York Daily News için ‘Terör dostu Suriye’nin de bir degisiklige ihtiyacı var’
baslıklı bir makale yazdı. Lawrence Kaplan, altta kalmamak için olsa gerek, 21 Nisan günü
New Republic’de Esad’ın Amerika için ciddi bir tehdit oldugunu yazdı.
Capitol Hill’e dönmek gerekirse, Kongre üyesi Eliot Engel, Suriye Sorumluluk ve Lübnan
Egemenligini ade Yasası’nı yeniden teklif etmisti. Yasa, Suriye’nin Lübnan’dan geri
çekilmemesi, sahip oldugu kitle imha silahlarından vazgeçmemesi ve terörizme verdigi
destegi sonlandırmaması halinde, bu ülkeye karsı yaptırımlar uygulama tehdidinde
bulunuyordu. Ayrıca, Suriye ve Lübnan’ı srail’le barıs yapmak için somut adımlar atmaya
çagırıyordu. Jewish Telegraph Agency’ye göre, srail’in Kongre’deki en iyi dostlarından
bazılarının biçimlendirdigi Suriye karsıtı bu kanun teklifi, Lobi tarafından kuvvetle
benimsendi (özellikle AIPAC tarafından). Bush yönetiminin çok az istekli olusuna ragmen,
büyük bir çogunlukla kabul edildi (Temsilciler Meclisi’nde 398’a karsı 4 ; Senato’da 89’a
karsı 4 oyla) ve 12 Aralık 2003’te Bush’un imzasıyla yasalastı.
Yönetimin kendi içerisinde Suriye’yi hedef almanın ne kadar akıllıca bir sey oldugu hakkında
hala bir bölünmüslük vardı. Yeni-muhafazakarların Sam’la bir savas baslatmaya istekli
olmalarına karsın, CIA ve Dısisleri Bakanlıgı bu fikre karsıydı. Bush yeni kanunu
imzaladıktan sonra bile, onu uygulamakta yavas hareket edecegini vurguladı. Bush’un zıt
duygular tasıması anlasılır bir seydir. Birincisi, Suriye hükümeti 11 Eylül’den bu yana
23
yalnızca el-Kaide hakkında önemli istihbaratlar saglamakla kalmamıstı; aynı zamanda
Körfez’de yapılması planlanan terörist bir saldırıya karsı Washington’u uyarmıstı ve CIA’in
sorgucularının, 11 Eylül’de uçak kaçıran militanlardan bazılarını örgüte dahil ettigi iddia
edilen Muhammed Zammar’a erisimini saglamıstı. Esad rejimini hedef almak bu degerli
baglantıları tehlikeye atacaktı ve bu suretle daha genis anlamıyla teröre karsı savası
zayıflatacaktı.
kincisi, Irak Savası öncesinde Suriye’nin ABD ile arası kötü degildi (Suriye BM’nin 1441
no.lu kararına bile evet oyu kullanmıstı) ve Suriye’nin kendisi ABD için bir tehdit degildi.
Suriye’ye sert davranmak ABD’nin Arap devletlerini dövmek için doymak bilmez bir istahı
olan bir kabadayı gibi görünmesine neden olacaktı. Üçüncüsü, Suriye’yi vurulacaklar
listesine koymak Irak’ta probleme neden olması için Sam’a güçlü bir saik verecekti.
Suriye’ye baskı yapılmak istense dahi, en mantıklı olan önce Irak’ın isini bitirmekti. Yine de,
Kongre Sam’a baskı uygulanmasında ısrarcı oldu. Bu, büyük ölçüde srailli yetkililerden ve
AIPAC benzeri gruplardan gelen baskıya bir yanıttı. Lobi olmasaydı, Suriye Sorumluluk
Yasası da olmayacaktı ve ABD’nin Sam’a yönelik politikası ulusal çıkarlarla daha fazla
uyumlu olacaktı.
Lobinin ran’ı Düsmanlastırma Çabaları
Her ne kadar srailliler her tehdidi en katı ifadelerle betimleme egiliminde olsalar da ran bir
çok kisi tarafından onların en tehlikeli düsmanı olarak görülmektedir, zira nükleer silah
edinme ihtimali en fazla olan odur. Hemen hemen bütün srailliler Orta Dogu’da nükleer
silahlara sahip bir slam ülkesini kendi mevcudiyetlerine bir tehdit olarak görmektedir.
Savunma bakanı Binyamin Ben-Eliezer, Irak Savası’ndan bir ay önce su sözleri söyledi: ‘Irak
bir problem…Fakat, bana soracak olursanız, anlamalısınız ki bugün ran Irak’tan daha
tehlikeli.’
Sharon, ABD’yi ran’la yüz yüze gelmeye zorlamaya Kasım 2002’de the Times’a verdigi bir
mülakatla basladı. ran’ı ‘dünya terörünün merkezi’ ve nükleer silahlar edinmeye kararlı bir
ülke olarak vasıflandıran Sharon, Bush yönetiminin Irak’ı fethettikten hemen sonra ran’a
kuvvetle yüklenmesi gerektigini beyan etti. 2003 Nisanının sonlarında Ha’aretz ,
Washington’daki srail büyükelçisinin ran’da bir rejim degisikligi istemekte oldugunu
bildirdi. Büyükelçi Saddam’ın devrilmesinin yeterli olmadıgını kaydediyordu. Onun
ifadeleriyle: ‘Amerika basladıgı isin arkasını getirmeli. Suriye’den gelen, ran’dan gelen aynı
derecede büyük tehlikelerle hala karsı karsıyayız.’
Yeni-muhafazakarlar da Tahran’da rejim degisikligi savunusu yapmak için hiç vakit
kaybetmediler. 6 Mayıs günü AEI her ikisi de srail’in savunucusu olan Demokrasileri
Savunma Vakfı (the Foundation for the Defence of Democracies) ve the Hudson Institute
isimli kuruluslarla beraber ran hakkında tüm gün süren bir konferansa sponsorluk yaptı.
Konusmacıların tamamı kuvvetle srail yanlısıydı ve bir çogu ABD’ye ran rejimini bir
demokrasiyle degistirmesi çagrısında bulundu. Her zamanki gibi, önde gelen yenimuhafazakarların
yazdıgı bir sürü makale ran’ın pesine düsme savunusu yaptı. William
Kristol 12 Mayıs günü Weekly Standard’da söyle yazdı: ‘Irak’ın kurtarılması Orta Dogu’nun
gelecegi için yapılan ilk büyük savastı….Fakat bir sonraki büyük savas-askeri bir savas
olmayacagını umarız- ran için olacak.’
Yönetim, Lobi’nin baskısına ran’ın nükleer programını askıya almasını saglamak için fazla
mesai yaparak cevap verdi. Lakin Washington çok az basarılı olabildi. ran bir nükleer silah
24
deposu husule getirmeye hala azimli gözükmektedir. Bunun sonucu, Lobi baskılarını
siddetlendirmistir. Su anda, makaleler ve diger gazete yazıları, nükleer bir ran’dan
gelebilecek yakın tehlikelere karsı uyarılarda bulunmakta, ‘terörist’ bir rejimin herhangi bir
sekilde yatıstırılmaması ikazını yapmakta ve diplomasinin basasızlıkla sonuçlanması
durumunda önleyici askeri harekat yapılmasını ürkütücü bir sekilde ima etmektedir. Bu arada,
Lobi Kongre’yi mevcut yaptırımları genisletecek olan ran Özgürlük Destek Yasası’nı
onaylamaya zorlamaktadır. srailli yetkililer ise ran’ın nükleer yolculuguna devam etmesi
halinde caydırıcı bir askeri harekat yapabilecekleri uyarısında bulunuyorlar. Bunlar, bir
dereceye kadar, Washington’un dikkatlerini konu üzerinde tutmayı amaçlayan tehditlerdir.
Özet
ABD’nin ran’ın nükleer bir güce dönüsmesini önlemek için kendine ait nedenlerinin
olmasından ötürü srail’in ve Lobi’nin ran’a yönelik ABD politikaları üzerinde çok fazla
etkisinin olmadıgını iddia etmek mümkündür. Bunda biraz dogruluk payı vardır, fakat ran’ın
nükleer ihtirasları ABD için dogrudan bir tehdit teskil etmez. Washington nükleer bir
Sovyetler Birligi’yle, nükleer bir Çin’le, hatta nükleer bir Kuzey Kore’yle bile yasayabildiyse,
nükleer bir ran’la da yasayabilir. Lobi iste bundan dolayı Tahran’a karsı koymaları için
siyasetçiler üzerindeki baskıyı devamlı olarak yukarda tutmak zorundadır. Lobi var olmasaydı
ran ve ABD müttefik olurlardı, demiyoruz; ama ABD’nin politikası daha mutedil olurdu ve
önleyici savas ciddi bir opsiyon olmazdı.
srail’in ve onun Amerikalı destekçilerinin srail’in güvenligine dönük bütün tehditlerle
ABD’nin ugrasmasını istemeleri hiç de sasırtıcı degildir. Eger onların ABD politikalarını
biçimlendirmeye yönelik çabaları basarılı olursa, srail’in düsmanları zayıflayacak yahut
devrilecekler, srail Filistinlilere karsı muamelesinde serbest kalacak ve savasmanın, ölmenin,
yeniden insa etmenin ve maliyet ödemenin çogunu ABD yapacak. Fakat, ABD Orta Dogu’yu
dönüstürmekte basarılı olamaz ve kendini gittikçe radikallesen bir Arap ve slam dünyasıyla
çatısma içinde bulursa bile, srail isin sonunda dünyanın tek süpergücü tarafından korunuyor
olacak. Lobi’nin bakıs açısına göre bu kusursuz bir sonuç degildir. Lakin bunun,
Washington’un kendini meseleden uzaklastırmasından ya da kendi nüfuzunu srail’i
Filistinlilerle barıs yapmaya zorlamak için kullanmasından daha tercih edilebilir oldugu
asikardır.
SONUÇ
Lobi’nin gücü azaltılabilir mi? Irak felaketi, Arap ve slam dünyasında Amerika’nın imajını
yeniden insa etme dogrultusundaki bariz ihtiyaç, AIPAC görevlilerinin ABD hükümet
sırlarını srail’e aktardıklarına dair son dönemde ifsa edilen haberler düsünüldügünde, insan
bunun mümkün oldugunu düsünmek istiyor. Arafat’ın ölümünün ve daha ılımlı olan Mahmud
Abbas’ın seçilmesinin, Washington’un bir barıs anlasması için kuvvetle ve tarafsız bir
biçimde bastırmasına neden olacagı da düsünülebilir. Kısacası, liderlerin kendilerini Lobi’den
uzaklastırmaları ve ABD çıkarlarıyla daha tutarlı bir Orta Dogu politikası benimsemeleri için
genis zemin bir mevcuttur. Özellikle, Amerikan gücünü srail ve Filistinliler arasında adil bir
barıs tesis etmek için kullanmak, bölgede demokrasi davasını gelistirmeye yardımcı olacaktır.
Ama bu gerçeklesmeyecek-en azından yakın zamanda. AIPAC ve onun müttefiklerinin
(Hristıyan Siyonistler dahil) lobi dünyasında hiç bir ciddi rakibi yok. Bugün srail davasını
savunmanın daha da zorlastıgını biliyorlar ve bu duruma, yeni personel alarak ve faaliyetlerini
arttırarak cevap veriyorlar. Bundan baska, Amerikan siyasetçileri kampanya bagıslarına ve
25
diger siyasal baskı biçimlerine karsı siddetle hassas olmaya devam etmekteler. Önemli haber
mahreçlerinin ise srail ne yaparsa yapsın ona yönelik sempatilerini muhafaza etmeleri
muhtemeldir.
Lobinin nüfuzu bir kaç cephede probleme neden olmaktadır. Amerika’nın Avrupalı
müttefikleri de dahil olmak üzere bütün ülkelerin karsı karsıya oldugu terörist tehlikesini
arttırmaktadır. srail-Filistin çatısmasının sona erdirilmesini imkansız kılmıstır ve bu durum
adam toplamaları için radikallerin eline güçlü bir alet vermekte, potansiyel teröristler ve
sempatizanlar havuzunu arttırmakta, Avrupa ve Asya’daki slami radikallige katkıda
bulunmaktadır.
Lobi’nin ran ve Suriye’de rejim degisikligi için yaptıgı kampanya ABD’yi bu ülkelere
saldırmaya sevk edebilir. Potansiyel olarak feci sonuçları olan böyle bir sey de esit derecede
kaygı vericidir. Baska bir Irak’a ihtiyacımız yok. Lobi’nin Suriye ve ran’a yönelik
düsmanlıgı, en azından, Washington’un, çok ihtiyaç duymasına ragmen, el-Kaide’ye ve Irak
isyanına karsı verdigi mücadelede bu ülkelerin yardımlarından istifade edememesine neden
olmaktadır.
Burada ahlaki bir boyut da vardır. Lobi sayesinde ABD srail’in sgal Altındaki
Topraklar’daki yayılmasını fiilen mümkün kılan ülke haline gelmekte, bu suretle Filistinlilere
karsı islenen suçlara ortak olmaktadır. Bu durum,Washington’un yurtdısında demokrasinin
gelismesine yardımcı olma çabalarının altını oymakta ve diger devletleri insan haklarına
saygılı olmaları için sıkıstırdıgında, onun ikiyüzlü görünmesine neden olmaktadır. Dahası,
ABD yönetiminin ran ve diger devletleri de nükleer kapasite arayısına tesvik etmekten baska
bir ise yaramayan srail’in nükleer silah deposunu kabul etmeye razı olusu onun nükleer
yayılmayı sınırlama çabalarının da aynı derecede iki yüzlü gözükmesine yol açmaktadır.
Bütün bunlara ek olarak, Lobi’nin srail hakkında yapılan tartısmayı dizginleme kampanyası
demokrasi için saglıklı degildir. Süpheci kimseleri kara listeler ve boykotlar örgütleyerek-ya
da muhaliflerin anti-semit oldugunu ileri sürerek,-susturmak demokrasinin temelinde yatan
açık tartısma ilkesini ihlal eder. Kongre’nin böyle önemli meselelerde hakiki bir tartısma
yapamayısı tüm demokratik tartısma sürecini felç etmektedir. srail’in destekçileri davalarını
savunma ve kendileriyle aynı görüsü paylasmayanlara karsı çıkma özgürlügüne sahip
olmalılar, ama yıldırma yoluyla tartısmayı bastırma çabaları da kuvvetle kınanmalı.
Son olarak sunu söylemek gerekir ki Lobi’nin nüfuzu srail için de kötü oldu. srail’in,
yayılmacı bir gündemi desteklemesi için Washington’u ikna edebilme kabiliyeti, onun kendi
vatandaslarının hayatlarını kurtaracak ve Filistinli radikallerin saflarını azaltacak fırsatları-
Suriye’yle bir barıs antlasması yapmak ve Oslo Anlasmaları’nın hemen ve tamamen
uygulanması dahil- degerlendirmesini engelledi. Filistinlilere mesru siyasal haklarını teslim
etmeyi reddetmek srail’i kesinlikle daha güvenli yapmadı; Filistinli liderleri öldürme veya
marjinalize etmeye dönük uzun seferberlik, Hamas gibi radikal gruplara güç kazandırdı ve
adil bir çözümü kabul etmeye razı olacak ve onu uygulayabilecek Filistinli liderlerin sayısını
azalttı. Eger Lobi daha az güçlü olsaydı ve ABD politikası daha tarafsız olsaydı, srail’in
durumu muhtemelen daha iyi olurdu.
Yine de umut ısıgı var. Lobi’nin etkili bir güç olmaya devam etmesine ragmen, onun
nüfuzunun olumsuz etkilerini saklamak gittikçe daha çok zorlasıyor. Kudretli devletler belli
bir sure için hatalı politikalar takip edebilirler, ama gerçekler sonsuza kadar göz ardı
edilemez. htiyaç duydugumuz sey, Lobi’nin nüfuzunun samimi, dürüst, tarafsız bir sekilde
26
münazara edilmesi ve bu çok önemli bölgedeki ABD çıkarları üzerine daha açık bir tartısma
yapılmasıdır. srail’in iyi olusu da bu çıkarlardan biridir, ama onun hala devam eden Batı
Seria isgali ve daha genis bölgesel gündemi, ABD çıkarları arasında sayılamaz. Açık tartısma,
ABD’nin tek-taraflı desteginin stratejik ve ahlaki gerekçelerinin sınırlarını açıga vuracaktır.
Ancak bu tür bir tartısma, ABD’yi, kendi çıkarlarıyla, bölgedeki diger devletlerin çıkarlarıyla
ve hatta srail’in uzun vadeli çıkarlarıyla daha tutarlı bir pozisyona götürebilir.
Çeviren: Ramazan Arıkan (ADAM Sosyal Arastırmalar Merkezi)
6 Aralık 2009 Pazar
İSRAiL LOBiSi ve ABD DIS POLiTiKASI
İSRAiL LOBiSi ve ABD DIS POLiTiKASI
John Mearsheimer
Siyaset Bilimi Bölümü
University of Chicago
Stephen Walt
John F. Kennedy Kamu Yönetimi Bölümü
Harvard Universitesi
Mart 2006
Çeviren: Ramazan Arıkan
2
İSRAiL LOBiSi ve ABD DIS POLiTiKASI
Son bir kaç on yıl boyunca, özellikle 1967’de yapılan 6 Gün Savası’ndan beri, ABD’nin Orta
Dogu politikasının merkezinde srail’le olan iliskisi yer aldı. Israil’e verilen tereddütsüz
destek ve bununla ilgili olarak “demokrasi”yi bölgede yaygınlastırma çabası Arap ve slam
kamuoyunu tahrik etti ve sadece ABD’nin degil, baska bir çok ülkenin güvenligini de
tehlikeye attı. Bu durumun Amerikan siyasal tarihinde esi benzeri yoktur. Nasıl oldu da ABD
baska bir devletin çıkarlarını savunmak için hem kendi güvenligini hem de çok sayıda
mütteginin güvenligini bir kenara atabildi? ki ülke arasındaki bagın ortak stratejik çıkarlara
veya karsı konulamaz ahlaki gerekliliklere dayalı oldugu varsayılabilir, fakat bu nedenlerin
ikisi de ABD’nin srail’e yaptıgı olaganüstü seviyedeki maddi ve diplomatik destegi
açıklayamaz.
Bunların yerine, ABD’nin Orta Dogu politikasını asıl sürükleyen sey, neredeyse tamamen iç
politikadan kaynaklanır, özellikle de “Israil Lobisi”nin faaliyetlerinden. Baska özel çıkar
grupları da dıs politikayı çarpıtmayı basardılar, ama hiç bir lobi bir yandan onu ulusal
çıkarların gerektirdiginden bu kadar saptırırken, aynı anda Amerikalıları ABD çıkarlarının
diger ülkenin-bu örnekte srail’in- çıkarlarıyla esas itibariyle özdes olduguna ikna etmeyi
basaramadı.
EN BÜYÜK FAYDACI: SRAL
1973’teki Ekim Savası’ndan bu yana Washington srail’e diger tüm devletleri gölgede bırakan
bir seviyede destek verdi. srail 1976’dan beri en fazla yıllık dogrudan ekonomik ve askeri
yardım alan ve kinci Dünya Savası’dan sonra 140 milyon doları (2004 yılı dolar fiyatları
üzerinden) çok asan miktarı ile toplamda en fazla yardım alan ülke oldu. srail her yıl yaklasık
olarak 3 milyar dolar, yani ABD dıs yardım bütçesinin kabaca beste biri kadar ve her bir
srailli için yılda 500 dolar degerinde, yardım almaktadır. Bu âlicenaplık özellikle çarpıcıdır,
zira srail su anda kisi basına düsen yıllık geliri takriben Güney Kore ya da spanya ile esit
olan müreffeh bir endüstri devletidir.
Yardım alan diger ülkeler paralarını dört taksit halinde alırken srail bütün miktarı her mali
yılın basında tek bir defada almakta, dolayısıyla onun üzerinden faiz kazanabilmektedir.
Askeri yardım alan ülkelerin çogu bu yardımın tamamını ABD’de harcamak zorunda
bırakılırken srail’in, kendisine tahsis edilen kaynagın asagı yukarı %25’ini kendi savunma
sanayiini sübvanse etmek amacıyla kullanmasına izin verilmektedir. Yardım alan ülkeler
arasında yardımı nasıl harcadıgının hesabını vermek zorunda olmayan tek ülke de srail’dir.
Bu durum, paranın Batı Seria’da yerlesim yerleri kurulması gibi ABD’nin karsı oldugu
amaçlar için kullanılmasının engellenmesini neredeyse imkansız kılmaktadır. Dahası ABD,
silah sistemleri gelistirmesi için srail’e yaklasık 3 milyar dolar vermistir ve srail’in,
Blackhawk helikopterleri, F-16 jetleri gibi üst düzey silahlara erisimini saglamıstır. Son
olarak, ABD srail’e Nato’daki müttefiklerine vermeyi reddettigi istihbaratlara ulasım imkanı
vermekte ve srail’in nükleer silahlar edinmesine göz yummaktadır.
Washington srail’e yogun bir diplomatik destek de sunmaktadır. ABD 1982’den bu yana,
srail’i elestiren 32 Güvenlik Konseyi kararını veto etti. Bu rakam, diger tüm Güvenlik
Konseyi üyelerinin kullandıgı vetoların toplamından daha fazladır. Ayrıca, ABD Arap
devletlerinin srail’in nükleer cephaneligini Uluslararası Haber Ajansı Kurumu(IAEA)
gündemine tasıma çabalarını engellemektedir. ABD savas zamanında srail’in imdadına
3
gelmekte, barıs müzakere edilirken ise srail’in tarafını tutmaktadır. Ekim Savası esnasında
Nixon yönetimi onu Sovyetlerin müdahale etmesi tehdidinden korudu ve yeniden techiz etti.
Washington, Oslo Anlasmaları’ndan önceki ve onu takip eden müzakerelerde anahtar rol
oynadıgı gibi, yukarı da bahsedilen savası bitiren müzakerelere de yakınen istirak etti. Bu
durumların her birinde ABD’li yetkililerle srail yetkilileri arasında arada sırada bazı ihtilaflar
yasandıysa da ABD srail’in pozisyonunu sürekli olarak destekledi. 2000’de Camp
David’deki görüsmelere katılan Amerikalılardan biri daha ileriki bir tarihte söyle söyledi:
‘Çogunlukla, srail’in avukatı olarak is gördük.’ Son olarak, Bush yönetiminin Orta Dogu’yu
dönüstürme ihtirası en azından kısmen srail’in stratejik pozisyonunu iyilestirmeyi
amaçlamaktadır.
srail çok önemli bir stratejik deger olsaydı ya da ABD’nin onu desteklemesi için ahlaki bir
neden olsaydı, bu sıradısı cömertlik anlasılabilirdi. Fakat iki rasyonalitede su an ikna edici
degildir.
SRAL STRATEJK BR YÜK
srail’in Soguk Savas esnasında bir deger teskil ettigini iddia etmek mümkündür.
srail,1967’den sonra Amerika için bir uydu rolü oynayarak Sovyetlerin bölgedeki
yayılmasının kontrol altına alınmasına yardımcı oldu ve Mısır, Suriye gibi Sovyet uydularına
utanç verici yenilgiler yasattı. Arada sırada diger ABD müttefiklerinin korunmasına yardımcı
olmasının yanısıra, (mesela Ürdün Kralı Hüseyin) onun askeri cesareti Moskovayı uydu
devletlerini desteklemek için daha fazla harcama yapmaya zorladı. Ayrıca, Sovyet güçleri
hakkında faydalı istihbarat bilgileri sagladı.
Bununla beraber, srail’e destek olmak ucuz bir is degildi, zira Amerika’nın Arap dünyasıyla
olan iliskilerini zorlastırdı. Mesela, Ekim savası sırasında 2.2 milyar dolar olaganüstü askeri
yardımda bulunma kararı Batı ekonomilerine büyük zararlar veren OPEC petrol ambargosunu
tetikledi. Buna karsılık, srail askeri güçleri bölgedeki ABD çıkarlarını koruyacak pozisyonda
degildi. Örnegin, 1979’da ran Devrimi petrol stoklarının güvenligiyle ilgili endiseler
dogurdugunda ABD srail’e güvenemedi ve onun yerine kendi Acil Müdahele Gücü’nü
(Rapid Deployment Force) kurmak zorunda kaldı.
Birinci Körfez Savası srail’in ne ölçüde stratejik bir yük haline gelmekte oldugunu açıga
çıkardı. ABD Irak karsıtı koalisyonun uyumunu bozmadan srail’deki üslerden
yararlanamazdı ve Tel Aviv’in Saddam Hüseyin’e karsı ittifaka zarar vermesini önlemek için
kaynaklar ayırmak zorunda kaldı. (Patriot füze bataryaları). 2003’de tarih tekerrür etti:
srail’in ABD’nin Irak’a saldırması için can atmasına ragmen Bush Arap muhalefetini
tetiklemeden ondan yardım isteyemezdi. Bu nedenle, srail bir kez daha olup bitenleri
kenardan izlemekle yetindi.
1990’lardan baslayarak ve 11 Eylül’den sonra daha da artan bir sekilde, ABD’nin srail’e
vermekte oldugu destek, her iki devletin de Arap ve slam aleminden kaynaklanan terörist
grupların ve bu grupları destekleyen ve kitle imha silahları edinmeye çabalayan ‘serseri
devletler’in tehdidi altında oldugu iddiasıyla haklı gösterilmeye çalısıldı. Bu, Washington’un
yalnızca, Filistinlilerin icabına bakmada srail’e serbestlik tanıması ve tüm teröristler hapse
atılana ya da öldürülene kadar onu Filistinlilere taviz vermeye zorlamaması olarak degil, onun
ran ve Suriye gibi ülkelerin pesine düsmesi gerektigi seklinde de anlasılmaktadır. Böylece
srail teröre karsı savasta çok önemli bir müttefik olarak görülmekte, çünkü onun
düsmanlarının Amerika’nın düsmanlarıyla aynı oldugu düsünülmektedir. Hakikatte, srail
4
teröre karsı verilen savasta ve serseri devletlerin hakkından gelmeye yönelik çabalarda
Amerika’nın sırtındaki bir yüktür.
‘Terörizm’ tek bir düsman degil, çok çesitli siyasal gruplar tarafından kullanılan bir taktiktir.
srail’i tehdit eden terörist örgütler, onlara karsı müdahelede bulundugu zamanların (1982’de
Lübnan’da oldugu gibi) haricinde ABD’yi tehdit etmezler. Dahası, Filistin terörizmi, srail’e
veya ‘Batı’ya yöneltilmis rastgele bir siddet degildir; büyük ölçüde, srail’in Batı Seria ve
Gazze Seridi’ni kolonize etmeye yönelik uzun süredir devam eden kampanyasına verilen bir
cevaptır.
Daha önemlisi, srail ve ABD’nin ortak bir terör tehdidi tarafından birlestirildigini söylemek
neden sonuç iliskisini tersine çevirir: ABD’nin bir terörizm problemine sahip olusu büyük
ölçüde srail’le bu kadar yakın müttefik olması nedeniyledir, bunun tam tersi dogru degildir.
srail’e verilen destek Amerikan karsıtı terörizmin tek nedeni degildir, ama önemli bir
nedendir ve teröre karsı savası kazanmayı zorlastırmaktadır. Usame bin Ladin’de dahil olmak
üzere bir çok el-Kaide liderini motive eden seyin srail’in Kudüs’teki mevcudiyeti ve
Filistinlilerin içler acısı vaziyeti oldugunda hiç kusku yoktur. srail’e verilen kosulsuz destek
asırı grupların halk destegi saglamasını ve adam toplamasını kolaylastırmaktadır.
Orta Dogu’daki serseri devletlere gelince, onlar srail için tehdit teskil etmelerinin dısında
hayati Amerikan çıkarları için korkunç birer tehdit degillerdir. Bu devletler nükleer silah
edinseler dahi- gayet açıktır ki bu, arzulanabilir bir sey degil- ne Amerika’ya ne de srail’e
santaj yapabilirler, zira santajcı devlet çok büyük bir misillemeyle karsı karsıya kalmadan
tehdidini gerçeklestiremeyecektir. Nükleer silahları terörist gruplara teslim etme tehlikesi de
esit derecede uzaktır, çünkü bir serseri devlet bu transferin fark edilmeyeceginden ya da
kendisinin suçlanıp cezalandırılmayacagından emin olamaz. srail’le olan iliski, gerçekte,
ABD’nin bu devletlerin icabına bakmasını güçlestirmektedir. srail’in sahip oldugu nükleer
silahlar onun bazı komsularının nükleer silah edinmek istemelerinin nedenidir ve bu devletleri
rejim degisikligiyle tehdit etmek sadece onların nükleer silah edinme arzusunu arttırmaya
yarar.
srail’in stratejik degerini sorgulamak için son bir neden, onun sadık bir müttefik gibi
davranmayısıdır. srailli yetkililer Amerikan taleplerini sıklıkla göz ardı ediyorlar ve
verdikleri sözlerden dönüyorlar (yerlesim merkezleri insa etmeyi durdurma ve Filistinli
liderlere dönük suikastlerden kaçınma vaatleri de buna dahildir). Dısisleri bakanlıgı genel
sekreterinin tabiriyle ‘sistematik ve artan bir biçimde izinsiz transferler’ yapan srail, Çin gibi
ABD’nin potensiyel rakibi olan ülkelere hassas askeri teknoloji saglamıstır. Genel Hesap
Dairesi’ne göre srail ayrıca ‘müttefikler arasında ABD’ye karsı en agresif casusluk
operasyonlarını gerçeklestiren ülkedir’. 1980’lerin baslarında srail’e büyük miktarda
sınıflandırılmıs materyal veren (iddiaya göre bu malzemeler Sovyet Yahudileri için daha fazla
çıkıs vizesi verilmesi karsılıgında Sovyetler Birligi’ne aktarıldı) Jonathan Pollard’ın neden
oldugu skandala ek olarak, 2004 yılında Larry Franklin adında önemli bir Pentagon
yetkilisinin srailli bir diplomata sınıflandırılmıs bilgi aktardıgı ortaya çıkarıldıgında yeni bir
tartısma patlak verdi. Kuskusuz ki srail ABD’ye karsı casusluk faaliyetinde bulunan tek ülke
degildir, ancak onun en büyük hamisine karsı böyle bir sey yapmaya gönüllü olusu stratejik
degeri hakkında daha da fazla süphe uyandırmaktadır.
5
SRAL’ SAVUNMAK POLTK AHLAK UYGUN MU?
Tek mesele srail’in stratejik degeri degildir. srail’in destekçileri onun kosulsuz destegi hak
ettigini de savunuyorlar ve bunu gerekçelendirmek için sunları söylüyorlar: srail zayıf ve
etrafı düsmanlarla çevrili bir ülkedir; demokrasiyle yönetilen bir ülkedir; Yahudi halkı
geçmiste kendisine karsı islenen suçlardan dolayı magdur olmustur, bundan dolayı özel
muamele görmeyi hak eder; ve srail’in davranısları ahlaki açıdan degerlendirildiginde
düsmanlarınınkinden daha üstündür. Yakından incelendiginde, bu argumanların hiçbiri ikna
edici degildir. srail’in mevcudiyetini desteklemek için güçlü bir ahlaki neden varsa da bu
mevcudiyet tehlike altında degildir. Objektif bir sekilde degerlendirildiginde, srail’in
geçmisteki ve günümüzdeki davranısları ona Filistinlilere karsı imtiyaz tanımamız için hiç bir
ahlaki temel sunmaz.
Amerika, ‘Magdur’ srail’i mi Desteklemeli?
srail sıklıkla Goliath’la karsı karsıya gelen Davut olarak gösterilmektedir, ama bunun tam
tersi gerçege daha yakındır. Yaygın kanaatin aksine, Siyonistler 1947-49 Bagımsızlık
Savası’nda daha büyük, daha iyi techizatlandırılmıs, daha iyi komuta edilen kuvvetlere sahipti
ve srail Savunma Güçleri(the Israil Defence Forces-IDF) 1956’da Mısır’a karsı, 1967’da ise
Mısır, Ürdün ve Suriye’ye karsı çabuk ve kolay zaferler kazandılar-bütün bunların büyük
ölçekli Amerikan yardımı akmaya baslamadan gerçeklestigi unutulmamalıdır. Günümüzde
srail, Orta Dogu’daki en büyük askeri güçtür. Konvensiyonel kuvvetleri komsularından çok
daha üstündür ve bölgede nükleer silah sahibi tek devlettir. Mısır ve Ürdün onunla barıs
antlasmaları imzaladılar, Suudi Arabistan da böyle bir öneri de bulundu. Suriye, hamisi
Sovyetler Birligi’ni kaybetti. Üç yıkıcı savas yasayan Irak harap olmus durumdadır. ran ise
yüzlerce mil ötededir. Filistinliler, bırakınız srail’i tehdit edebilecek bir orduyu, faal hizmete
hazır bir polis kuvvetine ancak sahipler. Tel Aviv Üniversitesi’nin Jaffee Stratejik Çalısmalar
Merkezi’nin 2005 yılında yaptıgı bir degerlendirmeye göre stratejik denge, belirgin bir
sekilde, kendi askeri kapasiteleri ve caydırıcı güçleriyle komsularınınki arasındaki niteliksel
mesafeyi açmaya devam eden srail’den yanadır. Zorlayıcı amil, mazlumu desteklemek
olsaydı, ABD srail’in düsmanlarını destekliyor olurdu.
srail’in kendisine düsman diktatörlüklerle çevrili bir demokrasi oldugu iddiası ABD’nin
srail’e yaptıgı yardımın mevcut seviyesini açıklayamaz: Dünyada bir sürü demokrasi var,
ama srail’in aldıgı cömert destegi hiçbiri almıyor. Geçmiste ABD, kendi çıkarları için gerekli
oldugunu düsündügü zamanlarda, demokratik yönetimler devirmistir ve diktatörlükler
desteklemistir. Bugün de bir dizi diktatörlükle iyi iliskiler içindedir.
srail demokrasisinin bazı yönleri Amerika’nın temel degerleriyle çeliski halindedir. Irk, din
veya etnik köken ayrımı yapılmaksızın insanların esit haklara sahip oldugu farz edilen
ABD’nin aksine, açıkça bir Yahudi devleti olarak kurulan srail’de vatandaslık kan bagına
dayalıdır. Bu durumda, srail’in 1.3 milyonluk Arap nüfusunun ikinci sınıf vatandas
muamelesi görüyor olusu veya yakın zamanlarda bir srail hükümet komisyonunun srail’in
onları ihmal ettigi ve ayrımcı muamelede bulundugu yargısı hiç de sasırtıcı degildir. srail’in
Filistinlilere kendi ayakları üzerinde durabilen ve kendilerine ait bir devlet kurma imkanını ya
da tam siyasal haklar vermeyi reddetmesi, onun demokratik statüsünü zayıflatan bir baska
faktördür.
srail’e verilen destegi haklı çıkarmak için kullanılan üçüncü gerekçe Yahudilerin Hristıyan
Batı’da çektikleri acıların tarihidir (özellikle Holocaust esnasında). Günümüzde bir sürü insan
6
Yahudiler’in yüzyıllardır zulme tabi tutuldukları ve yalnızca Yahudilere ait bir vatanda
kendilerini güvende hissedebilecekleri gerekçesiyle srail’in ABD’den özel bir muamele
görmesi gerektigine inanmaktadır. srail’in kurulusu, hiç kuskusuz, tarih boyunca Yahudilere
karsı islenen suçlar zincirine verilen yerinde bir cevaptı; lakin o da büyük ölçüde masum olan
üçüncü bir tarafa, yani Filistinlilere, karsı yeni suçlar islenmesine sebebiyet verdi.
Bu, srail’in ilk liderleri tarafından çok iyi anlasılmıstı. David Ben-Gurion, Dünya Yahudi
Kongresi baskanı Nahum Goldmann’a söyle söyledi:
Bir Arap lideri olsaydım, srail’le asla uzlasmazdım. Bu çok dogal: Onların ülkesini aldık...
Biz srail’den geldik, ama iki bin yıl önce. Bu onlar için ne ifade eder? Anti-semitizm,
Naziler, Hitler, Auschwitz, hepsi tamam; fakat bütün bunlar onların kabahati miydi? Onlar
sadece tek bir seyi görüyor: Biz buraya geldik ve onların ülkesini çaldık. Böyle bir seyi neden
kabul etsinler ki?
O zamandan beri, srailli liderler tekrar tekrar Filistinlilerin milli ihtiraslarını inkar etmeye
kalkıstılar. Golda Meir’in basbakanken ‘Filistinli diye bir sey yoktur’deyisi ünlüdür. Radikal
grupların uyguladıgı siddetin ve Filistin’deki nüfus artısının baskısı sonraki srail liderlerini
Gazze Seridi’nden çekilmeye ve baska toprak tavizlerini göz önüne almaya zorladı, lakin zak
Rabin bile Filistinlilere kendi ayakları üzerinde durabilecek bir devlet vermeye hazır degildi.
Ehud Barak’ın Camp David’deki cömert oldugu zannedilen önerisi bile Filistinlilere srail’in
de facto kontrolü altında silahsızlandırılmıs bir dizi Bantustandan daha fazlasını
vermeyecekti. Yahudi halkının trajik tarihi, ABD’yi srail ne yaparsa yapsın bugün onu
desteklemek zorunda bırakmaz.
Erdemli srailliler Kötü Araplara Karsı!
srail’in destekçileri onu her fırsatta barıs arayan ve tahrik edildiginde dahi kendini tutan bir
ülke olarak da gösteriyorlar. Arapların ise, tam tersine, çok ahlaksızca hareket etmis oldukları
söyleniyor. Bununla beraber, srail’in sicilinin hasımlarından ayırd edilebilir bir yanı yok gibi
gözüküyor. Ben Gurion, yaptıkları tecavüzlere direnen –Siyonistlerin Arap topraklarında
kendi devletlerini kurmaya çalıstıkları düsünüldügünde hemen hemen hiç sasırtıcı degildir-
Filistinlilere karsı ilk siyonistlerin iyiliksever olmaktan çok uzak olduklarını itiraf etti. Aynı
sekilde, 1947-48’de srail’in kurulusu, Yahudilerce islenen infazlar, katliamlar, tecavüzler
gibi etnik temizlik davranıslarını ihtiva etti. Ayrıca, srail’in bunu takip eden zaman içindeki
davranısları da çok defa herhangi bir ahlaki üstünlük iddiasını yalanlayacak biçimde zalimce
oldu. Örnegin, 1949 ile 1956 yılları arasında srail güvenlik güçleri sınırlarını ihlal eden ve
büyük çogunlugu silahsız olan 2700-5000 arası Arap’ı öldürdü. IDF, 1956 ve 1967
savaslarında yüzlerce Mısırlı savas tutsagını katlederken 1967’de 100.000-260.000 arası
Filistinliyi yeni fethedilen Batı Seria’dan, 80.000 Suriyeli’yi de Golan Tepelerinden sürdü.
Birinci intifada esnasında IDF, askerlerine coplar dagıttı ve onları Filistinli protestocuların
kemiklerini kırmaya tesvik etti. Save Children’in sveç subesinin tahminine göre intifadanın
ilk iki yılında 23.600-29.900 arası çocuk dayak yaralanması nedeniyle tedaviye muhtaç hale
geldi. Bu çocukların neredeyse bir bölü üçü on veya onun altı yaslardaydı. Ha’aretz’i,
IDF’nin verimliligi husu uyandıran fakat sok edici bir ölüm makinesine dönüsmekte oldugunu
ilan etmeye sevk eden ikinci intifadaya verilen cevap daha da siddetli oldu. IDF isyanın ilk
günlerinde bir milyon mermi attı. O zamandan beri, ölen her srailli için, 3.4 Filistinli
öldürüldü ve bunların çogunlugu olayları seyretmekte olan masumlar oldu; öldürülen Filistinli
çocukların srailli çocuklara oranı ise daha da yüksektir (5.7:1). Siyonistlerin ngilizleri
7
Filistin’den çıkarmak için bombalı teröre basvurdukları ve bir zamanlar teröristken sonradan
basbakan olan Yitzhak Shamir’in alenen ‘Ne Yahudi ahlakı ne de Yahudi gelenegi bir savas
aracı olarak terörizmden yararlanmamıza mani degildir’ dedigi de ayrıca akılda tutulmaya
degerdir.
Filistinlilerin teröre basvurması yanlıstır, ama sasırtıcı degildir. Filistinliler srail’i taviz
vermeye zorlamak için baska hiç bir çarelerinin olmadıgına inanmaktalar. Ehud Barak’ın bir
defasında itiraf ettigi gibi, bir Filistinli olarak dogmus olsaydı, o da ‘terörist bir örgüte
katılırdı’.
Eger ne stratejik ne de ahlaki argümanlar Amerika’nın srail’e olan destegini açıklayamıyorsa,
onu nasıl açıklayabiliriz?
SRAL LOBS
Bunun izahı, ABD’deki srail lobisinin emsalsiz gücüdür. ‘Lobi’ kelimesini ABD dıs
politikasına srail yanlısı bir yön vermek için aktif bir sekilde çabalayan birey ve örgütlerin
dagınık koalisyonunu kısaca ifade etmek için kullanıyoruz. Bunu söylerken, ‘Lobi’nin
merkezî bir lider kadrosu olan birlesik bir hareket oldugunu veya onun içindeki bireylerin bazı
meselelerde anlasmazlıga düsmedigini iddia etmek istemiyoruz. Amerika Yahudilerinin
tamamı Lobi’nin parçası degildir, zira bir çokları için srail o kadar da önemli bir mesele
degildir. Örnek vermek gerekirse, 2004 yılında yapılan bir ankette Amerikan Yahudilerinin
yaklasık yüzde 36’sı duygusal olarak srail’e ya çok fazla baglı olmadıgını ya da hiç baglı
olmadıgını söylemistir.
Amerikan Yahudileri srail’le ilgili spesifik politikalarda da birbirinden farklı fikirlere
sahiptir. Lobi’deki Amerikan-srail Kamu sleri Komitesi (the American-Israel Public Affairs
Committee-AIPAC) ve Önemli Yahudi Örgütleri Baskanları Konferansı (the Conference of
Presidents of Major Jewish Organizations) gibi önemli örgütlerin bir çogu Oslo barıs sürecine
karsı olması da dahil olmak üzere Likud Partisi’nin yayılmacı politikalarına genellikle destek
veren müfrit grupların kontrolündedir. Amerikan Yahudiliginin büyük kısmı ise, bu arada,
Filistinlilere taviz vermeye daha meyillidir ve bazı gruplar (örnegin Jewish Voice for Peace)
bu tür adımlar atılmasını siddetle savunmaktadır. Bu farklılıklara ragmen, hem ılımlılar hem
de müfritler srail’in sadakatle desteklenmesinden yanadırlar.
Amerikalı Yahudi liderlerin kendi eylemlerinin srail’in hedefleriyle uyumlu olup
olmadıgından emin olmak amacıyla srailli yetkililerle istisarelerde bulunması hiç sasırtıcı
degildir. Su sözler önemli bir Yahudi örgütünün bir aktivistine aittir: ‘Sunu söylemek bizim
için rutin bir seydir: “Bu konu üzerinde bizim politikamız budur, ama sraillilerin ne
düsündügünü kontrol etmemiz gerekir”. Biz bir cemaat olarak bunu her zaman yaparız.’
srail’in takip ettigi politikaları elestirmeye karsı güçlü bir önyargı vardır ve srail’e baskı
yapmak usüle aykırı kabul edilir. Dünya Yahudi Kongresi’nin lideri Edward Bronfman Sr,
2003 ortalarında baskan Bush’u srail’i tartısmalı ‘güvenlik duvarı’nın insasını durdurmaya
ikna etmesi için tesvik eden bir mektup yazdıgında, hainlikle suçlanmıstı. Onu elestirenler
söyle dediler: Dünya Yahudi Kongresi baskanının srail’in savundugu politikalara direnmesi
için ABD baskanı nezdinde lobi yapması agza alınamaz bir seydir.
Benzer bir sekilde, srail Politika Forum baskanı Seymour Reich Kasım 2005’de Condoleezza
Rice’a srail’den Gazze Seridi’ndeki kritik bir sınır geçis noktasını tekrar açmasını istemesini
tavsiye ettiginde, bu davranıs ‘sorumsuz’ olmakla suçlanarak kınandı. Muhalifleri söyle
8
dediler: ‘Yahudilerin ana görüsünde srail’in güvenlikle ilgili politikalarını aktif bir sekilde
tedkik etmenin kesinlikle hiç bir yeri yoktur.’ Bu saldırılardan çekinen Reich, sözkonusu
srail oldugunda, “baskı” kelimesinin onun kelime dagarcıgında bulunmadıgını ilan etti.
Amerikan Yahudileri ABD dıs politikasına tesir edebilmek için hayranlık uyandıran bir
örgütler dizisi kurdular. Bunlar arasında en güçlüsü ve en iyi tanınanı AIPAC’tır. 1997’de
Fortune dergisi kongre üyelerinden ve onların personellerinden Washington’daki en güçlü
lobileri sıralamalarını istedi. AIPAC, Amerikan Emekliler Dernegi (the American
Association of Retired People)nin ardından ikinci sırada yer aldı, ama AFL-CIO’nun ve
Ulusal Silah Dernegi (National Rifle Association)nin önündeydi. National Journal tarafından
yapılan bir çalısma da benzer bir sonuca vardı ve Washington’un en güçlüleri sıralamasında
AIPAC’ı ikinci sıraya koydu.
Lobi, Gary Bauer, Jerry Falwell, Ralph Reed, Pat Robertson, Dick Armey, Tom Delay
(sayılan isimlerin son ikisi Temsilciler Meclisi’nde çogunluk liderligi yapmıstır) gibi önemli
Hristıyan evanjeliklerini de içermektedir. Bütün bu kisiler srail’in yeniden dogusunun
ncil’deki kehanetin gerçeklesmesi olduguna inanmakta ve srail’in yayılmacı gündemini
desteklemektedir; bunun aksini yapmak onların inancına göre Tanrı iradesine karsı gelmektir.
John Bolton, Wall Street Journal’ın eski editörü Robert Bartley, eski egitim bakanı William
Bennett, eski BM büyükelçisi Jeane Kirkpatrick ve etkili köse yazarı George Will gibi Yahudi
olmayan yeni-muhafazakarlar da sadık destekçiler arasındadır.
Güç Kaynakları
ABD’deki yönetim biçimi aktivistlere politika sürecini etkilemek için bir sürü yol
sunmaktadır. Çıkar grupları seçilmis temsilciler ve yürütme organı üyeleri nezdinde lobi
faaliyetinde bulunabilirler, kampanyalara katkıda bulunurlar, seçimlerde oy kullanırlar,
kamuoyunu biçimlendirmeye çalısırlar vb. Toplumun çogunlugunun umurunda olmayan bir
meseleye kendilerini adadıklarında orantısız miktarda nüfuz sahibi olmaktadırlar. Politika
yapıcıları, sayıları küçük bile olsa meseleyi umursayanları memnun etmeye çalısacaktır,
çünkü bunu yaptıkları için nüfusun geri kalanı tarafından cezalandırılmayacaklarından
emindirler.
srail Lobisi temel çalısmalarında çiftçiler lobisinden, çelik ya da tekstil isçileri sendikasından
veya diger etnik lobilerden hiç de farklı degildir. Amerikan Yahudilerinin ve onların Hrıstıyan
müttefiklerinin ABD dıs politikasını etkilemeye çalısmasında uygunsuz olan hiç bir sey
yoktur: Lobi’nin aktiviteleri Protocols of the Elders of Zion gibi brosürlerde resmedilen
türden bir komplo degildir. Onu olusturan birey ve gruplar, çogu zaman, diger özel çıkar
grupları ne yapıyorsa sadece onu yapıyorlar, ama digerlerinden çok daha iyi yapıyorlar. Arap
yanlısı çıkar grupları ise, bunun tam aksine, var olsalar dahi zayıftırlar ve bu srail lobisinin
isini daha da kolaylastırmaktadır.
Lobinin Basarı Stratejileri
Lobi, iki ana strateji takip etmektedir. Birincisi, Washington’daki önemli nüfuzunu kullanarak
hem kongreye hem de yürütme organına baskı uygulamaktadır. Bir yasa koyucu veya politika
yapıcının kendi görüsleri ne olursa olsun, Lobi srail’i desteklemeyi onun gözünde ‘akıllı’
tercih yapmaya çalısmaktadır. kinci olarak, Lobi kamusal söylemin srail’i olumlu bir sekilde
tasvir etmesini temin etmeye çalısır. Bu amaçla srail’in kurulusuyla ilgili efsaneleri sık sık
tekrar eder ve politika tartısmalarında srail’in bakıs açısını destekler. Hedef, elestirel
9
görüslerin siyasi arenada tarafsız bir sekilde dinlenip adil yargılanmasını önlemektir.
Tartısmayı kontrol etmek Amerika’nın srail’e olan destegini garantiye almak için elzemdir,
zira ABD-srail iliskileri hakkında yapılacak samimi, dürüst ve tarafsız bir tartısma
Amerikalıların daha farklı bir politikayı tercih etmesine neden olabilir.
Lobi’nin etkinliginin temel dayanaklarından biri, srail’in neredeyse elestiriden muaf oldugu
Kongre’de sahip oldugu nüfuzdur. Bu baslı basına sözü edilmeye deger bir seydir, çünkü
kongrenin tartısmalı meselelerden çekindigi çok ender görülür. srail’in söz konusu oldugu
yerlerde ise, potansiyel muhaliflerin agzını bıçak açmaz. Bunun bir nedeni bazı önemli
üyelerin Hristıyan Siyonist olmasıdır. Bunlardan biri olan Dick Armey Eylül 2002’de söyle
söylemisti: ‘Benim dıs politikadaki birinci önceligim srail’i korumaktır.’ Herhangi bir kongre
üyesi için bir numaralı önceligin Amerika’yı korumak olacagını düsünebiliriz. ABD dıs
politikasının srail’in çıkarlarını desteklemesini saglamak için çalısan Yahudi senatörler ve
kongre üyeleri de vardır.
Kongre’yi Etki Altına Alma
Lobi’nin gücünün bir diger kaynagı srail yanlısı kongre çalısanlarından yararlanılmasıdır.
APIAC’ın eski baskanlarından Morris Amitay bir defasında su itirafı yapmıstı: ‘Kongre
çalısanları arasındaYahudi kökenli olan ve bazı meselelere Yahudi olusları açısından
bakmaya hazır olan bir sürü adam var. Bütün bu insanlar bu alanlarda senatörler için karar
verebilecek pozisyondalar. Sadece personel seviyesinde bile bir çok sey yaptırabilirsiniz.’
Bununla beraber, Lobi’nin kongredeki etkisinin çekirdegini AIPAC’ın kendisi olusturur.
AIPAC’ın basarısı kendi gündemini destekleyen yasama üyeleri ve kongre adaylarını
ödüllendirebilme, karsı çıkanları ise cezalandırabilme yeteneginden kaynaklanmaktadır. ABD
seçimleri için para (lobici Jack Abramoff’un gizli iliskileri hakkında patlak veren skandalın
bize hatırlattıgı gibi) kritik bir unsurdur ve APIAC, dostlarının çok sayıdaki srail yanlısı
siyasal hareket komitelerinden destek almasını saglamaktadır. srail’e düsman olarak görülen
herhangi bir kisi AIPAC’ın, seçim bagıslarını siyasal rakiplerine yönlendireceginden emin
olabilir. AIPAC, ayrıca, mektup yazma kampanyaları da örgütlemekte ve gazete editörlerini
srail yanlısı adayları desteklemeye tesvik etmektedir.
Bu taktiklerin etkililigi hakkında hiç süphe yoktur. ste size bir örnek: 1984 seçimlerinde
AIPAC Illiones’ten senatör Charles Percy’nin maglup edilmesine katkıda bulundu. Lobi’nin
önemli bir üyesine göre, bu kisi, lobinin endiselerine karsı kayıtsızlık, hatta husumet
göstermisti. O sırada AIPEC’in baskanlıgını yürüten Thomas Dine ne olup bittigini söyle
açıkladı: ‘Bastan basa bütün Amerika’daki Yahudiler Percy’yi yerinden etmek için toplandı
ve Amerikan politikacıları-hem su anda kamusal vazifesi olanlar hem de böyle bir mevkiye
gelmek isteyenler- mesajı aldı.’ AIPAC’ın etkisi daha da ilerilere gitmektedir. Eski bir
AIPAC personeli olan Douglas Bloomfield’e göre Kongre üyelerinin ve Kongre personelinin
bilgiye ihtiyaç duyduklarında Kongre Kütüphanesi (Library of Congress) Kongre Arastırma
Dairesi (the Congressional Research Service), komite çalısanları veya idare uzmanlarından
önce, gerekli bilgiyi ilk APAC’tan istemeleri çok rastlanan bir seydir. Daha önemlisi,
Bloomfield, AIPAC’tan sıklıkla konusma metinleri hazırlamasının, yasalar üzerinde
çalısmasının, takip edilecek taktiklerle ilgili tavsiyede bulunmasının, arastırma yapmasının,
sponsorlar bulmasının ve oyları tanzim etmesinin istendigini kaydetmektedir.
Özetlemek gerekirse, yabancı bir devletin fiilen temsilciligini yapan AIPAC Kongre’de
bogucu bir hakimiyete sahiptir ve bunun sonucu olarak ABD’nin srail’e yönelik politikası, bu
10
politikanın bütün dünya için önemli sonuçları olsa dahi, Kongre’de tartısılamamaktadır.
Baska bir deyisle, yönetimin üç ana organından biri srail’i desteklemeye sıkı sıkıya baglıdır.
Demokrat partili eski bir senatörün görevden ayrıldıktan sonra kaydettigi gibi, ‘AIPAC’ın size
verdiginden baska bir srail politikanızın olması mümkün degildir.’ Ya da bir defasında Ariel
Sharon’un Amerikalı dinleyicilerine söyledigi gibi, srail’e yardım etmenin en kolay yolu
AIPAC’a yardım etmektir.
Lobinin Yürütme Erki Üzerindeki Tesiri
Kısmen Yahudi seçmenlerin baskanlık seçimlerindeki tesirinden dolayı, Lobi’nin yürütme
organı üzerinde de önemli bir nüfuzu vardır. Yahudiler, nüfusun yüzde 3’ünden daha azını
olusturdukları halde, her iki partiden adaylara da seçim kampanyaları için büyük bagıslarda
bulunmaktadırlar. Washington Post bir defasında, Demokrat Parti baskan adaylarının seçim
için gerekli olan paranın yüzde 60 kadarı için Yahudi destekçilere dayandıkları tahmininde
bulunmustu. Yahudi seçmenler arasında seçime katılma oranı yüksek oldugu için ve bu
insanlar California, Florida, Illinois, New York ve Pensilvanya gibi önemli eyaletlerde
yogunlastıkları için, baskan adayları onları kızdırmamak maksadıyla her çareye
basvurmaktadır.
Lobi’deki önemli örgütler srail’i elestiren kimselerin önemli dıs politika görevlerine
gelmesini engellemeyi kendileri için vazife bilmektedir. Jimmy Carter George Ball’ı dısisleri
bakanı yapmak istemisti, ama onun srail’i elestiren biri olarak görüldügünü ve Lobi’nin
böyle bir atamaya karsı çıkacagını biliyordu. Bu sekilde, dıs politika yapımında görev almak
isteyenler srail’in açık destekçisi olmaya tesvik edilmektedir ve bundan dolayı srail’in
politikalarını alenen elestirenler artık dıs politika çevrelerinde nesli tükenme tehdidi altında
olan bir hayvan türü gibi az rastlanır hale gelmistir.
Howard Dean ABD’yi Arap-srail çatısmasında daha tarafsız bir rol oynamaya davet ettiginde
Senator Joseph Lieberman onu srail’i satmakla suçladı ve kullandıgı ifadenin ‘sorumsuzca’
oldugunu söyledi. Temsilciler Meclisi’ndeki Demokratların neredeyse hepsi onun sözlerini
elestiren bir mektuba imza attılar. Chicago Jewish Star’ın bildirdigine göre meçhul
saldırganlar ülkedeki Yahudi liderlerinin elektronik posta adreslerini Dean’ın srail için bir
sekilde kötü olacagı uyarısını (çok fazla kanıt göstermeden) yapan mesajlarla tıkıyorlardı.
Bu endise anlamsızdı; gerçekte, Dean srail hakkında çok sahindir: onun kampanya baskan
yardımcısı AIPAC’ın eski baskanlarındandı. Ayrıca, Dean Orta Dogu hakkında kendi
fikirlerinin daha ılımlı bir örgüt olan Hemen Barıs steyen Amerikalılar (Amerikans for Peace
Now)dan ziyade AIPAC’ın fikirlerini yansıttıgını söyledi. Sadece, ‘tarafları bir araya
getirmek için’ Washington’un dürüst bir arabulucu gibi hareket etmesini önermisti. Bu hemen
hemen hiç radikal bir fikir degildir, ama Lobi tarafsızlıgı bile hosgörmez.
Clinton yönetimi sırasında Orta Dogu politikası srail’le ya da önde gelen srail yanlısı
örgütlerle yakın bagları olan yetkililerin elindeydi; AIPAC’ın eski arastırma direktör
yardımcısı ve srail yanlısı Washington Institute for Near Eastern Policy (WINEP)nin
kurucularından Martin Indyk, 2001’de hükümetten ayrıldıktan sonra WINEP’e katılan Dennis
Ross ve geçmiste srail’de yasamıs olan ve sık sık da bu ülkeyi ziyaret eden Aaron Miller
bunlar arasındadır. Bu insanlar Temmuz 2000’deki Camp David zirvesinde Clinton’un en
yakın danısmanları arasındaydı. Üçünün de Oslo barıs sürecini desteklemesine ve bir Filistin
devletinden yana olmasına ragmen, bütün bunları srail için kabul edilebilir sınırlar içinde
yaptılar. Amerikan delegasyonu ipuçlarını Ehud Barak’tan aldı, müzakere pozisyonlarını
11
srail’le önceden koordine etti ve bagımsız önerilerde bulunmadı. Bu nedenle Filistinli
müzakerecilerin (biri srail bayragı, digeriyse Amerikan bayragı tasıyan) iki srail heyetiyle
birden müzakere ediyor olmaktan sikayet etmeleri hiç sasırtıcı olmadı.
Bu durum, saflarında Elliot Abrams, John Bolton, Douglas Feith, I. Lewis (‘Scooter’) Libby,
Richard Perle, Paul Wolfowitz ve David Wurmser gibi srail davasının atesli savunucularını
barındıran Bush yönetiminde daha da belirgindir. Görecegimiz gibi, bu görevliler srail’in
savundugu ve Lobi’deki örgütlerin destekledigi politikaları istikrarlı bir biçimde ileri
sürmektedirler.
Lobinin Medya Manipülasyonu
Gayet tabidir ki Lobi, açık bir tartısma istememektedir, zira böyle bir sey, Amerikalıları
srail’e verdikleri destegin seviyesini sorgulamaya sevk edebilir. Bu yüzden, srail yanlısı
örgütler kamuoyunu biçimlendirmede en faal kurumları etki altına almak için sıkı
çalısmaktadır.
Lobi’nin perspektifi medyada hakim durumdadır: Gazeteci Eric Alterman, Orta Dogu
uzmanları arasındaki tartısmanın srail’i elestirmeyi hayal dahi edemeyen kisilerin
hakimiyetinde oldugunu yazmakta ve srail’i kayıtsız sartsız destekleyeceginden emin
olunabilecek 61 köse yazarı ve yorumcunun ismini vermektedir. Buna karsılık, srail’in
hareketlerini tutarlı olarak elestiren ve Arapların pozisyonunu benimseyen yalnızca bes
uzman bulabildi. Zaman zaman gazeteler misafir yazarlar tarafından kaleme alınmıs srail
politikasına karsı çıkan yazılar nesrediyor olsa da denge açık bir sekilde srail’den yanadır.
ABD’deki önde gelen herhangi bir haber mahrecinin böyle bir sey yayımlamasını hayal etmek
zordur.
Robert Bartley bir defasında ‘Shamir, Sharon, Bibi-bu adamlar ne isterse istesin, bana uyar,’
demisti. Onun gazetesi the Wall Street Journal’ın, düzenli olarak Chicago Sun-Times ve
Washington Times gibi önde gelen diger gazetelerle beraber, srail’i siddetle destekleyen
basyazılar yayımlaması hiç de sasırtıcı degildir. Commentary, the New Republic and the
Weekly Standard gibi dergiler her fırsatta srail’i müdafaa etmektedirler.
Arada sırada srail politikalarını elestirmesine, bazen de Filistinlilerin mesru sikayetleri
oldugunu kabul etmesine ragmen, yine de tarafsız olmayan the New York Times gibi
gazetelerin yönetiminde de benzeri bir önyargı mevcuttur. Gazetenin eski yönetici editörü
Max Frankel anılarında kendi kisisel tutumunun yazı isleriyle ilgili aldıgı kararlar üzerindeki
etkisini itiraf etmektedir: ‘ srail’e, açıkça söylemeye cesaret edebildigimden çok daha fazla
baglıydım... srail hakkında sahip oldugum bilginin ve oradaki dostluklarımın verdigi
kuvvetle Orta Dogu ile ilgili basyazılarımızın çogunu bizzat kendim yazdım. Yahudi
okuyuculardan daha çok Arapların fark ettigi gibi, bu yazıları srail yanlısı bir perspektiften
yazdım.’
Yeni haberler daha tarafsız bir dille veriliyor. Bu, kısmen muhabirlerin objektif olmaya
çalısmaları yüzündendir, ama bunun bir diger nedeni srail’in sahadaki hareketlerini kabul
etmeden sgal Altındaki Topraklar’daki olaylar hakkında haber vermenin zor olusudur. üstünü
örtmek zor oldugu için, yeni haberler daha tarafsız. Lobi menfi haberleri engellemek için
mektup yazma kampanyaları, gösteriler ve içeriginin srail karsıtı oldugunu düsündügü haber
mahreçlerini hedef alan boykotlar düzenlemektedir. Bir CNN yöneticisi bazen tek bir günde
bir haber hakkında sikayette bulunan 6000 e-mail mesajı aldıgını söyledi. Mayıs 2003’te srail
12
yanlısı Amerika’da Orta Dogu Hakkında Dogru Haber Verme Komitesi (Committee for
Accurate Middle East Reporting in America-CAMERA) 33 sehirde Ulusal Devlet Radyosu
(National Public Radio-NPR) istasyonlarının çevresinde gösteriler düzenledi; ayrıca Orta
Dogu hakkında verdigi haberler srail’e daha sempatik bir çizgiye gelinceye kadar NPR’ye
destek verilmemesi için bu kurulusa yardım yapan kimseleri ikna etmeye çalıstı. Söylendigine
göre, Boston’un NPR istasyonu, WBUR, bu çabaların sonucu 1 milyon dolardan fazla gelir
kaybetti. NPR yaptıgı Orta Dogu yayınlarının kurum içinde denetlenmesini ve daha fazla
gözetime tabi tutulmasını talep eden kongredeki srail dostlarından da baskı gördü.
Lobi çin Düsünen ‘Think-Tank’ ler
srail tarafı hem kamuoyunu hem de takip edilen politikaları biçimlendirmede önemli rol
oynayan düsünce kuruluslarında da hakim durumdadır. 1985’de Martin Indyk WINEP’in
kurulmasına yardım ettiginde Lobi kendi düsünce kurulusuna kavusmus oldu. WINEP, her ne
kadar srail’le arasındaki bagları önemsemeyerek Orta Dogu meseleleri üzerine ‘dengeli ve
gerçekçi’ bir perspektif sundugunu iddia ediyor olsa da srail’in gündemini savunmaya
derinden baglı kimseler tarafından finanse edilmekte ve yönetilmektedir.
Bununla beraber, Lobi’nin etkisi WINEP’in çok ötesine uzanmaktadır. Son 25 yıl içerisinde
srail yanlısı güçler, the American Enterprise Institute, the Brooking Institution, the Center for
Security Policy, the Foreign Policy Research Institute, the Heritage Foundation, The Hudson
Institute, the Institute for Foreign Policy Analysis ve Jewish nstitute for National Security
Affairs (JINSA) gibi düsünce kuruluslarında etkili bir mevcudiyet tesis etti. Bu düsünce
kurulusları ABD’nin srail’e olan destegine muhalif kimseleri çok ender istihdam etmektedir.
Brooking Institution’a bir bakalım. Uzun yıllar boyunca, onun Orta Dogu uzmanı
tarafsızlıgıyla haklı olarak ün sahibi eski bir NSC görevlisi olan William Quandt’dı. Bugün
ise Brooking’in yayını Amerikalı Yahudi bir is adamı ve atesli bir siyonist olan Haim
Saban’ın finanse ettigi Saban Orta Dogu Çalısmaları Merkezi vasıtasıyla yapılmaktadır. Bu
arastırma merkezinin direktörü her yerde hazır ve nazır olan Martin Indyk’tır. Bir zamanların
tarafsız politika enstitüsü simdi srail yanlısı koronun bir parçası durumundadır.
Lobinin Yumusak Karnı: Üniversite
Lobi’nin en fazla zorlandıgı nokta üniversite kampüslerindeki tartısmayı bastırmak olmustur.
1990’larda Oslo barıs süreci yoluna girmisken srail’e dönük sadece hafif elestiriler vardı,
fakat Oslo’nun bir netice vermeden son bulması ve Sharon’un iktidara gelmesinden sonra
elestirilerin dozu arttı; 2002 baharında IDF Batı Seria’yı yeniden isgal ettiginde ve ikinci
intifadayı bastırmak için çok büyük kuvvetler kullandıgında elestiriler iyice gürültülü hale
geldi.
Lobi ‘kampüsleri geri almak için’ hemen harekete geçti. srailli konusmacıları Amerikan
kampüslerine getiren the Caravan for Democracy gibi gruplar türedi. Jewish Council for
Public Affairs and Hillel gibi eski grupların da katılımıyla, o sıralar srail davasını savunmaya
çabalayan çok sayıda kurulusu koordine etmek için yeni bir grup, the Israel on Campus
Coalition, kuruldu. Son olarak, ‘kampüslerde srail yanlısı ulusal mesaiye istirak eden
ögrencilerin sayısını önemli ölçüde arttırmak’ amacıyla AIPAC üniversite aktivitelerini
izlemeye ve genç taraftarlarını egitmeye dönük programlara harcadıgı parayı üç katından fazla
arttırdı.
13
Lobi profesörlerin ne yazdıgını ve ne ögrettigini de izlemektedir. Hararetli srail yandası iki
yeni-muhafazakar, Martin Kramer ve Daniel Pipes, Eylül 2002’de süpheli akademisyenler
hakkında dosyalar sergileyen ve ögrencileri srail’e karsı düsmanlık olarak telakki
edilebilecek sözlerin veya davranısların ihbar edilmesine tesvik eden bir internet sitesi
(Campus Watch) kurdular. Bilim adamlarını kara listeye almaya ve onlara gözdagı vermeye
dönük bu tesebbüs sert bir reaksiyonun dogusuna neden oldugu için Pipes ve Kramer
sonradan bu dosyaları kaldırdılar, ama internet sitesi, ögrencileri ‘srail karsıtı’ faaliyetleri
ihbar etmeye hala davet etmektedir.
Lobi içerisindeki gruplar belirli akademisyenlere ve üniversitelere baskı yapmaktadır. Hiç
kuskusuz ki, son zamanlarda kadrosunda Edward Said’in bulunması nedeniyle, Columbia sık
sık bu grupların hedefi oldu. Okulun eski müdürü Jonathan Cole söyle demektedir: ‘Sundan
emin olabilirsiniz ki seçkin edebiyat elestirmeni Edward Said’in Filistin halkının lehine
alenen yapacagı her açıklama, bizden onu kınamamızı ve onu ya cezalandırmamızı ya da isten
atmamızı isteyen yüzlerce e-mail, mektup, gazete yazısına neden olacaktır.’ Columbia, tarihçi
Rasit Halidi’yi Chicago’dan transfer ettiginde, aynı sey yasandı. Bu, bir kaç yıl sonra
Halidi’yi Columbia’dan kapmayı düsündügünde Princeton’un da karsılasacagı bir problemdi.
Akademiyi inzibat altına alma çabasının klasik bir örnegi 2004’ün sonlarına dogru David
Project, Columbia’nın Orta Dogu Çalısmaları programındaki ögretim üyelerini anti-semitist
olmakla ve srail’i destekleyen Yahudi ögrencilere gözdagı vermekle itham eden bir film
yaptıgı zaman gerçeklesti. Columbia agır biçimde azarlandı, fakat suçlamaları arastırmakla
görevlendirilen ögretim üyelerinden olusmus bir komite anti-semitizm iddialarını
dogrulayacak hiç bir kanıt bulamadı; muhtemelen fark edilmeye deger tek olay bir profesörün
ögrencilerden birinin sorusuna ‘öfkeyle cevap vermesi’ydi. Komite söz konusu
akademisyenlerin bizzat kendilerinin alenen yapılan bir gözdagı verme kampanyasının hedefi
oldugunu da ayrıca kesfetti.
Bütün bunların belki de en rahatsız edici yanı, Yahudi grupların Kongre’yi profesörlerin ne
söylediklerini izleyecek mekanizmalar kurmaya sevk etme çabaları oldu. Eger bunu geçirmeyi
basarırlarsa, srail karsıtı bir önyargıya sahip oldugu yargısına varılan üniversitelere federal
yardım verilmeyecektir. Bu çabalar henüz basarıya ulasmadı, ama bütün bunlar tartısmayı
kontrol etmeye verilen önemin bir göstergesidir.
Son zamanlarda bir grup hayırsever Yahudi, kampuslerdeki srail dostu bilim adamlarının
sayısını arttırmak için srail Çalısmaları programlarını (zaten mevcut olan asagı yukarı 130
Yahudi Çalısmaları programlarına ek olarak) kurdu. Mayıs 2003’de New York Üniversitesi
Taub srail Çalısmaları Merkezi’nin kuruldugunu ilan etti; Berkeley, Brandeis ve Emory’de
de benzer programlar kuruldu. Akademik yöneticiler egitimsel degerlerini vurgulasa da
gerçek su ki bu programlar büyük ölçüde srail’in imajını desteklemek için kuruldular. Taub
Vakfı’nın baskanı Fred Laffer New York’taki merkezi bu üniversitenin Orta Dogu
programlarında hakim oldugunu düsündügü ‘Arap bakıs açısı’nı dengelemeye yardım etmesi
gayesiyle Taub Vakfı’nın finanse ettigini açıkça ortaya koymaktadır.
Lobi’nin en güçlü silahlarından biri incelenmeden onun hakkında yapılacak bir tartısma
tamamlanmıs sayılmayacaktır: anti-semitizm suçlaması. srail’in hareketlerini elestirenler
veya srail yanlısı grupların ABD’nin Orta Dogu politikası üzerinde önemli etkisi (AIPAC’ın
övdügü bir etkidir bu) oldugunu iddia edenler anti-semitist diye damgalanma tehdidi
altındadır. Aslında, srail medyasının Amerika’daki ‘Yahudi Lobisi’nden bahsetmesine
ragmen, herhangi bir kimse yalnızca bir srail Lobisi’nin var oldugunu iddia ettigi zaman bile
14
anti-semitistlikle suçlanma riskiyle karsı karsıya kalmaktadır. Baska bir deyisle, Lobi önce
kendi nüfuzuyla övünmekte, sonra da ona dikkat çeken herkese saldırmaktadır. Bu çok etkili
bir taktiktir: Anti-semitizm kimsenin suçlanmak istemedigi bir seydir.
Lobinin Susturucu Etkisi
Avrupalıların srail’in politikalarını elestirmeye Amerikalılardan daha istekli olması bazıları
tarafından Avrupa’da anti-semitizmin yeniden dirilmesiyle açıklanmaktadır. ABD’nin AB
nezdindeki büyükelçisi 2004’ün baslarında söyle söyledi: ‘Öyle bir noktaya varmaktayız ki
1930’lar kadar kötü.’ Anti-semitizmi ölçmek karmasık bir mesele olsa da kanıtların agır
basan tarafı yukarıda iddia edilenin tam tersi istikameti göstermektedir. 2004 baharında
Avrupa’da anti-semitizm olduguna dair suçlamalar Amerika’da çok yaygınken, Avrupa
kamuoyu hakkında ABD’de üslenen Anti-Defamation League ve Pew Research Center isimli
merkezler tarafından ayrı ayrı yapılan çalısmalar, gerçekte anti-semitizmin Avrupa’da
azalmakta oldugunu gösterdi. 1930’larda, bunun tam tersine, anti-semitizm yalnızca bütün
sınıflardan Avrupalılar arasında yaygın degil, aynı zamanda gayet kabul edilebilir bir seydi.
Lobi ve onun dostları Fransa’yı sık sık Avrupa’daki en anti-Semitik ülke olarak
göstermektedir. Lakin, 2003’de Fransız Yahudi cemaatinin lideri Fransa’nın Amerika’dan
daha anti-semitik olmadıgını söyledi. Ha’aretz’de son zamanlarda çıkan bir makaleye göre
Fransız polisi anti-semitik olayların 2005 yılında neredeyse yüzde 50 azaldıgını bildirdi; ve bu
Fransa’nın Avrupa’da en kalabalık müslüman nüfusu barındıran ülke olmasına ragmen
gerçeklesti. Son olarak, geçen ay Paris’te bir Fransız Yahudisi müslümanlardan olusan bir
çete tarafından öldürüldügünde on binlerce gösterici anti-semitizmi kınamak için sokaklara
döküldü. Bir dayanısma gösterisi olmak üzere hem Jacques Chirac hem de Dominique de
Villepin kurbanın cenaze törenine katıldı.
Avrupalı Müslümanlar arasında anti-semitizmin var oldugunu kimse inkar etmez. Bu antisemitizm
kısmen srail’in Filistinlilere yaptıgı muameleden kaynaklanıyor olsa da, bir
dereceye kadar da düpedüz ırkçılıktır. Ama bu, bugünkü Avrupa’nın 1930’lardaki Avrupa’ya
benzeyip benzemedigiyle çok az alakası olan ayrı bir konudur. Avrupa’nın yerlileri arasında
hala bazı öldürücü anti-semistlerin var oldugunu (ABD’de oldugu gibi) da kimse inkar etmez,
ama bunların sayısı azdır ve görüsleri Avrupalıların büyük çogunlugu tarafından
reddedilmektedir.
srail’in savunucuları, sadece iddia etmenin ötesine gitmeye zorlandıklarında, ‘yeni antisemitizm’
diye bir seyin var oldugunu ileri sürerler; aslında kastettikleri sey srail’in
elestirilmesidir. Baska bir deyisle, srail’in politikalarını tenkit ettiginizde otomatik olarak
anti-semitsiniz. Son zamanlarda, ngiltere Kilisesi’nin meclisi, sraillilerin Filistinlilerin
evlerini yıkmak için kullandıkları buldozerleri ürettigi gerekçesiyle Caterpillar Inc.’ı tecrit
etmeyi kararlastırdıgında, Bas Haham bunun ngiltere’deki Yahudi-Hristıyan iliskileri
üzerinde olabilecek en olumsuz yankılar doguracagından yakınırken, Haham Tony Bayfield,
(Reform hareketinin baskanı) sunu söyledi: ‘Halk arasında anti-semitizmin esigine varan antisiyonist
tutumların ortaya çıktıgı görülmektedir. Orta seviyedeki din adamları arasında bile
görülen bu tutumlar bariz bir problem teskil etmektedir.’ Halbuki, Kilise’nin tek suçu srail
yönetiminin politikalarını protesto etmekti.
Ayrıca, srail’i elestirenler onu adil olmayan bir standartla yargılamakla veya onun var olma
hakkını sorgulamakla suçlanmaktadırlar. Ancak bunlar da uydurma suçlamalardır. srail’in
Batılı muhalifleri onun var olma hakkını hemen hemen hiç sorgulamazlar: Onlar, sraillilerin
15
kendilerinin de yaptıgı gibi, srail’in Filistinlilere karsı davranıslarını sorgulamaktadırlar.
srail’in adilane yargılanmadıgı da dogru degildir. srail’in Filistinlilere yaptıgı muamele
elestiriye neden olmaktadır, çünkü insan haklarıyla ilgili yaygın kabul gören inanıslara,
uluslararası hukuga ve ulusların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmesi ilkesine aykırıdır
ve srail bu nedenden dolayı agır elestirilerle karsı karsıya kalan tek devlet degildir.
BUSH ve SHARON’UN ORTA DOGU POLTKALARI VE LOB
2001 sonbaharında ve özellikle 2002 baharında, Bush yönetimi srail’in sgal Altındaki
Topraklar’daki yayılmacı politikalarını durdurarak ve bir Filistin devletinin kurulusunu
savunarak Arap dünyasındaki Amerikan karsıtı hissiyatı azaltmayı ve el-Kaide gibi terörist
gruplara verilen destegi zayıflatmayı denedi. Bush’un elinde çok önemli ikna vasıtaları vardı.
srail’e yapılan ekonomik ve diplomatik yardımı azaltma tehdidinde bulunabilirdi ve böyle bir
sey yaptıgında Amerikan halkı hemen hemen kesinlikle onu desteklerdi. Mayıs 2003’de
yapılan bir anket Amerikalıların yüzde 60’dan fazlasının ABD’nin anlasmazlıgın çözümüne
dönük baskılarına karsı direndigi takdirde srail’e yapılan yardım yapılmamasına razı
olduklarını ve bu oranın ‘siyasal olarak aktif’ kisiler arasında yüzde 70’e çıktıgını bildirdi.
Aslında, yüzde 73 ABD’nin her iki tarafı da desteklememesi gerektigini söyledi.
Yine de, yönetim srail’in politikasını degistiremedi ve en sonunda Washington kendini onu
desteklerken buldu. Zaman içerisinde yönetim srailin kendi pozisyonunu haklı çıkarmak için
ileri sürdügü iddiaları da öyle benimsedi ki ABD’nin söylemi srail’in söylemininin bir
kopyası olmaya basladı. 2003 yılının Subat ayına gelindiginde Washington Post’ un attıgı bir
baslık durumu çok iyi özetliyordu: ‘Bush ve Sharon’un Orta Dogu politikaları neredeyse
birbirinin aynısı.’ Bu dönüsün ana nedeni Lobi’ydi.
Hikaye 2001 eylülünün sonlarında Bush’un Sharon’a sgal Altındaki Topraklar’daki
hareketlerini dizginlemesi için ısrar etmeye basladıgında baslar. Bush ayrıca Arafatın
liderligini agır elestirilere tabi tutuyor olmasına ragmen srail dısisleri bakanı Shimon Peres’in
onunla görüsmesine izin vermesi için Sharon’a baskı da yaptı. Alenen bir Filistin devletinin
kurulmasını destekledigini bile söyledi. Bunun üzerine alarma geçen Sharon onu srail
aleyhine Arapları yatıstırmaya çalısmakla suçlarken srail’in ‘Çekoslovakya olmayacagı’
uyarısını yaptı.
Söylendigine gore, Bush Chamberlaine benzetilmekten dolayı kızgındı. Beyaz Saray basın
sekreteri ise Sharon’un sözlerini ‘kabul edilemez’ diye nitelendirdi. Sharon sözde özür diledi,
ancak yönetimi ve Amerikan halkını ABD ve srail’in terörizmin ortak tehdidi altında
olduguna ikna etmek için Lobi’yle çabucak güç birligine gitti. srailli yetkililer ve Lobi
temsilcileri Arafat ve Usame bin Laden arasında gerçekte hiç bir fark olmadıgında ısrar
ettiler: ABD ve srail’in Filistinlilerin seçilmis liderini izole etmeleri ve onunla hiç bir
islerinin olmaması gerektigini söylediler.
Lobi Kongre’de çalısmaya da basladı. 16 Kasım’da 89 senatör Bush’a onu Arafat’la
görüsmeyi reddettigi için öven, ayrıca ABD’nin srail’in Filistinlilere kası misilleme
yapmasını engellememesini talep eden bir mektup gönderdiler. ABD yönetiminin srail’in
arkasında durdugunu alenen ifade etmesi gerektigini yazdılar. New York Times’a göre, mektup
iki hafta önce Amerikan Yahudi cemaatinin liderleri ve önemli senatörler arasında yapılan bir
toplantıdan kaynaklanmıstı. Gazete, AIPAC’ın ‘mektup üzerine tavsiyeler de bulunmakta
özellikle aktif’ oldugunu da ekliyordu.
16
Kasımın sonlarına gelindiginde Tel Aviv ve Washington arasındaki iliskiler oldukça
iyilesmisti. Bu kısmen Lobi’nin çabalarının sayesindeydi. Ayrıca, Afganistan’daki ilk zaferin
de bunda payı vardı, çünkü bu zafer el-Kaide’nin icabına bakılmasının Arap destegini ne
ölçüde gerektirdigiyle ilgili algının degismesini sagladı. Sharon Kasım ayı baslarında Beyaz
Saray’ı ziyaret etti ve Bush’la dostane bir görüsme yaptı.
IDF Savunma Kalkanı Operasyonu’nu baslattıktan ve Batı Seria’da Filistinlilerin yasadıgı
önemli alanların neredeyse hepsinin kontrolünü yeniden eline aldıktan sonra Nisan 2002’de
problem yine patlak verdi. Bush srail’in hareketlerinin ABD’nin slam dünyasındaki imajını
zedeleyecegini ve terörizme karsı verilen savası zayıflatacagını biliyordu, bu nedenle
Sharon’un saldırıları durdurmasını ve geri çekilmeye baslamasını talep etti. ki gün sonra,
srail’den gecikme olmaksızın geri çekilmesini istedigini söyleyerek bu mesajın altını çizdi. O
zamanlar Bush’un ulusal güvenlik danısmanı olan Condoleezza Rice muhabirlere sunu
söyledi: ‘“Gecikme olmaksızın”gecikme olmaksızın demektir. Su anda demektir.’ Aynı gün
Colin Powell bütün tarafları savası durdurmaya ve müzakerelere baslamaya ikna etmek
amacıyla Orta Dogu’ya gitmek üzere yola koyuldu.
srail ve Yahudi Lobisi harekete geçti. Baskan yardımcılıgı dairesinde ve Pentagon’da çalısan
srail yanlısı yetkililer, Robert Kagan ve William Kristol gibi yeni muhafazakar uzmanlarla
beraber, suçu Powell’ın üzerine attılar. Onu ‘teröristler ve onlara karsı savasanlar arasındaki
ayrımı adeta ortadan kaldırmıs olmak’la bile suçladılar. Bush’un kendisi Yahudi liderlerin ve
Hristıyan evanjeliklerin baskısı altındaydı. Özellikle Tom De Lay ve Dick Armey srail’in
desteklenmesi gerektigi konusunda sözlerini kimseden sakınmadılar. DeLay ve Senato azınlık
lideri Trent Lott, Beyaz Saray’ı ziyaret ederek Bush’u vazgeçmesi için uyardılar.
Bush’un teslim olmakta olduguna dair ilk isaret 11 Nisan’da-Sharon’a kuvvetlerini geri
çekmesini söyledikten bir hafta sonra-Beyaz Saray sekreteri, baskanın Sharon’un bir ‘barıs
adamı’ olduguna inandıgını söylediginde geldi. Powell’in basarısızlıkla sonuçlanan
görevinden geri dönmesi üzerine Bush, bu ifadeyi alenen tekrar etti ve medya mensuplarına
Sharon’un tamamen ve acilen geri çekilme çagrısına tatmin edici bir sekilde cevap verdigini
söyledi. Sharon böyle bir sey yapmamıstı, ancak Bush artık bunu bir mesele yapmak niyetinde
degildi.
Bu arada, Kongre de Sharon’a arka çıkmak için harekete geçiyordu. 2 Mayıs’ta Kongre
yönetimin itirazlarını yendi ve srail’e verilen destegi yeniden teyit eden iki karar geçirdi.
(Senato’da yapılan oylamada 94 evet oyuna karsı 2 hayır oyu çıkarken, kararın Temsilciler
Meclisi versiyonu 352’ye karsı 21 oyla kabul edildi.) ki karar da ABD’nin ‘srail’le
dayanısma içerisinde oldugunu ve iki ülkenin, Temsilciler Meclisi kararından alıntı yapmak
gerekirse, ‘su anda terörizme karsı ortak mücadele içerisinde’ oldugunu tasdik ediyorlardı.
Temsilciler Meclisi versiyonu terörizm probleminin merkezi bir parçası olarak gösterdigi
Yaser Arafat’ın ‘teröre vermekte oldugu destek ve koordinasyonu’ da kınamaktaydı. Her iki
karar da Lobi’nin yardımıyla yazılmıslardı. Bir kaç gün sonra, srail’e bilgi toplama
vazifesiyle gönderilen iki partili bir kongre delegasyonu Arafat’la müzakere masasına
oturması için ABD’nin yaptıgı baskıya Sharon’un direnmesi gerektigini ifade etti. 9 Mayıs’ta
Temsilciler Meclisi tahsisat altkomitesi srail’e terörizmle mücadele etmesi için 200 milyon
dolar ek yardım yapılmasını mütalaa etmek üzere toplandı. Powell yardım paketine karsı çıktı,
ama Lobi onu destekledi ve Powell kaybetti.
Kısacası, Sharon ve Lobi ABD’nin baskanıyla kapıstılar ve zafer kazandılar. srail
gazetelerinden Maariv’de çalısan bir gazeteci olan Hemi Shalov’un bildirdigine göre
17
Sharon’un yardımcıları Powell’ın basarısızlıgı karsısında memnuniyetlerini gizleyemediler.
‘Sharon baskan Bush’un gözlerinin akını gördü ve ilk göz kırpan baskan oldu,’ diyerek
övündüler. Fakat Bush’un yenilgiye ugratılmasında önemli rol oynayan Sharon veya srail
degil, srail’in ABD’deki savunucularıydı.
O zamandan beri durum çok az degisti. Bush yönetimi Arafat’la muhatap olmayı bir daha asla
kabul etmedi. Onun ölümünden sonra yeni Filistin lideri Mahmut Abbas’ı benimsediyse de
ona yardım etmek için çok az sey yaptı. Sharon bir yandan Gazze’den çekilirken diger yandan
Batı Seria’da yayılmaya devam etmeye dayalı tek taraflı bir çözümü Filistinlilere empoze
etmeye dönük planını gelistirmeye devam etti. Sharonun staratejisi, Abbas’la müzakere
etmeyi reddederek ve onun Filistin halkına somut faydalar saglamasına imkan vermeyerek,
Hamas’ın seçim zaferine dogrudan katkıda bulundu. Bununla beraber Hamas’ın iktidara
gelmesiyle srail müzakere yapmamak için yeni bir bahaneye daha kavusmus oldu. Amerikan
yönetimi Sharon’un (ve onun halefi olan Ehud Olmert’in) hareketlerini destekledi. Bush,
srail’in sgal Edilmis Topraklar’da yaptıgı tek taraflı ilhakları bile benimsedi. Böylece,
Lyndon Johnson’dan bu yana bütün baskanların takip ettigi politikayı da tersine çevirmis
oldu.
ABD’li yetkililer srail’in bir kaç eylemine yumusak elestiriler yönelttiler, fakat kendi
ayakları üzerinde durabilecek bir filistin devletinin kurulmasına yardımcı olmak için çok az
sey yaptılar. Eski ulusal güvenlik danısmanı Brent Scowcroft Ekim 2004’te Sharon’un Bush’u
küçük parmagına doladıgını söyledi. Bush ABD’yi srail’den uzaklastırmaya çalısırsa veya
srail’in sgal Altındaki Topraklar’daki hareketlerini bile elestirirse, Lobi’nin ve onun
Kongre’deki destekçilerinin öfkesiyle karsılasması kesindir. Demokrat Parti’nin baskan
adayları bunların hayatın gerçekleri oldugunu bilirler; John Kerry’nin 2004’te srail’e
katısıksız destek gösterisinde bulunmak için elinden geleni yapmasının ve Hillary Clinton’un
aynı seyi bugün yapıyor olusunun nedeni budur.
Lobi açısından, Filistinlilere karsı srail politikalarına olan ABD destegini sürdürmek temel
önemdedir, fakat Lobi’nin ihtirasları bu noktada bitmemektedir. Lobi, ayrıca ABD’nin
srail’in hakim bölgesel güç olarak kalmasını da desteklemesini istemektedir. srail hükümeti
ve ABD’deki srail yanlısı gruplar Amerikan yönetiminin Irak, Suriye ve ran’a karsı
politikalarını oldugu kadar beraber Orta dogu’ya yeniden düzen vermeye yönelik büyük
projesini de biçimlendirmek için birlikte çalıstılar.
srail ve Irak Savası
srail’den ve Lobi’den gelen baskı, Mart 2003’teki Irak’a saldırma kararının arkasındaki tek
faktör olmasa da önemli bir unsurdu. Bazı Amerikalılar bunun petrol için yapılan bir savas
olduguna inanmaktalar. Halbuki bu iddiayı desteklemek için neredeyse hiç bir dogrudan kanıt
yoktur. Bunun yerine, savası motive eden sey önemli ölçüde srail’i daha güvenli kılma
arzusuydu. Condoleeza Rice’ın danısmanlarından Philip Zelikow(Dıs stihbarat Danısma
Kurulu eski üyesi, 11 Eylül Komisyonu eski yetkili müdürü)a göre Irak’tan kaynaklanan
‘hakiki tehdit’ ABD’ye yönelik bir tehdit degildi. Zelikov Eylül 2002’de Virginia
Universitesi’nde kendisini dinleyenlere, ‘dile getirilmeyen tehdit’in ‘srail’e karsı tehdit’
oldugunu söyledi. Amerikan hükümetinin kullandıgı söylemde popüler olmadıgından dolayı
buna çok fazla dayanmak istemedigini de ekledi.
16 Agustos 2002’de, yani Dick Cheney Veterans of Foreign Wars’a yaptıgı sert bir
konusmayla savas kampanyasını baslatmadan 11 gün önce, Washington Post ‘srail’in ABD
18
yetkililerini Saddam Hüseyin’in Irak’ına karsı bir askeri saldırıyı geciktirmemeleri için
sıkıstırmakta oldugunu’ bildirdi. Sharon’a göre, gelinen noktada srail ve ABD arasındaki
stratejik koordinasyon ‘daha önce görülmemis boyutlar’a ulasmıstı ve srail istihbarat
yetkilileri Washington’a Irak’ın kitle imha silahları hakkında korku verici bir dizi rapor
vermisti. srailli emekli bir generalin sonradan ifade ettigi gibi, Amerikan ve ngiliz
istihbaratlarının Irak’ın konvansiyonel olmayan kuvvetlerine dair kamuoyuna sundugu resmin
olusturulmasında srail istihbaratının tam ortak olarak payı vardı.
Bush savas için BM Güvenlik Konseyi’nden yetki istemeye karar verdiginde srailli liderler
derin bir endiseye kapıldılar; Saddam BM denetçilerinin Irak’a geri dönmelerine razı
oldugunda bu endise daha da arttı. Eylül 2002’de Shimon Peres medya mensuplarına
Saddam’a karsı mücadelenin zorunlu oldugunu, zira denetimlerin ve denetçilerin temiz
insanlar için iyi ise yaradıgını, lakin sahtekar insanların denetimleri ve denetçileri kolaylıkla
alt edebilecegini söyledi.
Aynı zamanda, Ehud Barak New York Times için yazdıgı bir makalede o anda en büyük riskin
hareketsiz kalmak olacagı uyasını yaptı. Onun basbakanlıktaki selefi olan Binyamin
Netanyahu Wall Street Journal’da ‘Saddam’ı Devirme Davası’ baslıgını tasıyan benzer bir
yazı yayımladı. Gelinen noktada Saddamı’ın rejimini tasfiye etmekten baska hiç bir seyin ise
yaramayacagını beyan etti. ‘Saddam rejimine karsı önleyici bir saldırıyı desteklerken
sraillilerin büyük çogunlugu adına konustuguna inandıgını da ekledi. Son olarak, Subat
2003’te Ha’aretz’in bildirdigine göre, askeri ve siyasi liderlik Irak’ta bir savası çok
arzulamaktaydı.
Bununla beraber, Netanyahu’nun belirttigi gibi, savas arzusu sadece srail’in liderleriyle
sınırlı degildi. Saddamı’ın 1990’da isgal ettigi Kuveyt’in haricinde srail hem siyasetçilerin
hem de kamuoyunun savastan yana oldugu tek ülkeydi. O zaman gazeteci Gideon Levy’nin
söyledigi gibi, srail liderlerinin savası kosulsuz olarak destekledigi ve baska hiçbir alternatif
görüsün dile getirilmedigi tek Batı ülkesiydi. Aslında, srailliler o kadar hevesliydiler ki
Amerika’daki müttefikleri onlara kullandıkları söylemin atesini azaltmalarını, aksi takdirde
savasın srail namına yapılacagı görüntüsünün ortaya çıkacagını söylemek zorunda kaldılar.
Lobi ve Irak Savası
ABD içerisinde, savasın arkasındaki baslıca itici güç, bir çogu Likud partisiyle baglantılı olan
küçük bir yeni-muhafazakarlar güruhu olsa da Lobi’nin önde gelen örgütlerinin liderleri
seferberlige istirak ettiler.The Forward, Baskan Bush Irak’taki savası pazarlamaya çalısırken,
Amerika’nın en önemli Yahudi örgütlerinin onu savunmak için tek vücut olduklarını,
cemaatin liderlerinin verdikleri demeçlerde dünyanın Saddam’dan ve onun kitle imha
silahlarından temizlenmesi lüzumunu tekrar tekrar vurguladıklarını yazdı. Basyazı srail’in
güvenligi için duyulan endisenin baslıca Yahudi gruplarının mütalaalarında haklı olarak
dikkate alındıgını söyleyerek devam etmektedir.
Yeni-muhafazakarların ve diger Lobi liderlerinin Irak’ı isgal etmeye istekli olmalarına karsın,
daha genis anlamıyla Yahudi cemaati bu ise istekli degildi. Savas basladıktan hemen sonra,
Samuel Freedman, Pew Arastırma Merkezi’nin ülke çapında anketlerden yaptıgı bir
derlemenin Yahudilerin Irak savasını genel nüfusa göre daha az desteklediklerini gösterdigini
bildirdi. (%52’ye karsılık %62). Gayet açıktır ki, Irak’taki savas için ‘Yahudi tesiri’ni
suçlamak yanlıs olacaktır. Onun yerine sunu söylemek mümkündür: Savas büyük ölçüde
Lobi’nin etkisinden, özellikle de Lobi içindeki yeni-muhafazakarların tesirinden ötürüydü.
19
Yeni-muhafazakarlar, Bush baskan olmadan önce dahi Saddam’ı devirmeye azimliydiler.
1998’de Clinton’a hitaben yazılmıs ve Saddam’ın iktidardan uzaklastırılması çagrısı yapan
iki açık mektup yayımlayarak karısıklıga neden oldular. Bir çogu JINSA ya da WINEP gibi
srail yanlısı gruplarla yakın bagları olan ve aralarında Elliot Abrams, John Bolton, Douglas
Feith, William Kristol, Bernard Lewis, Donald Rumsfeld, Richard Perle ve Paul Wolfowitz
gibi isimlerin bulundugu imzacılar, Clinton yönetimini genel bir hedef olarak Saddam’ı
yerinden etmeye ikna etmekte çok az güçlük çektilerse de bu amaca ulasmanın yöntemi olarak
savası kabul ettiremediler. Bush yönetiminin ilk ayları boyunca Irak’ı isgal etme hevesi
dogurmada da pek basarılı olamadılar. Amaçlarına ulasmak için yardıma ihtiyaç duyuyorlardı.
Bu yardım 11 Eylül’le beraber geldi. Daha açık ifade etmek gerekirse, o günün olayları Bush
ve Cheney’in tavır degistirmelerine ve önleyici bir savasın güçlü destekçileri haline
gelmelerine sebebiyet verdi.
Saddam’ın ABD’ye yapılan saldırılara bulastıgına dair hiç bir kanıt olmamasına ve Bin
Laden’in Afganistan’da oldugunun bilinmesine karsın, Wolfowitz 15 Eylül günü Camp
David’ de Bush’la yaptıgı önemli bir görüsmede Afganistan’dan önce Irak’a saldırılması
gerektigini savundu. Bush bu tavsiyeyi reddetti ve onun yerine Afganistan’ın pesine düsmeyi
tercih etti, ancak Irak’la savas artık ciddi bir ihtimal olarak görülüyordu ve 21 Kasım günü
baskan, askeri planlamacıları isgal için somut planlar gelistirmekle görevlendirdi.
Bu arada diger yeni-muhafazakarlar iktidar koridorlarında is basındaydı. Henüz hikayenin
tamamını bilmiyoruz, ama Princeton’dan Bernard Lewis ve John Hopkins’ten Fouad Ajami
gibi bilim adamları, Cheney’i savasın en iyi tercih olduguna ikna etmekte, söylendigine göre,
önemli roller oynadılar. Onun kurmayları arasındaki yeni-muhafazakarların (Eric Edelman,
John Hannah ve Cheney’in kurmay baskanı ve Bush yönetimindeki en güçlü bireylerden biri
olan Scooter Libby) da kendi üzerlerine düsen rolü oynadıkları unutulmamalıdır. 2002’nin
baslarına gelindiginde Cheney Bush’u ikna etmisti ve Bush’la Cheney ikna oldugunda, savas
kaçınılmazdı.
Yönetim dısında, yeni-muhafazakar siyasal analizciler Irak’ın isgalinin terörizme karsı savası
kazanmak için elzem oldugunu savunmak için hiç vakit kaybetmediler. Çabaları kısmen
Bush’un üzerindeki baskıyı üst seviyede tutmak, kısmen ise savasa karsı yönetimin içinde ve
dısındaki muhalefeti yenmek için tasarlanmıstı. 20 Eylül günü seçkin yeni-muhafazakarlardan
ve onların müttefiklerinden olusan bir grup, yeni bir açık mektup yayımladı. Mektup söyle
diyordu: ‘Elimizdeki kanıtlar Irak’ı ABD’ye yapılan saldırılarla dogrudan ilintilendirmese bile
terörizmin ve onun hamilerinin kökünü kazımayı amaçlayan herhangi bir stratejinin Irak’ta
Saddam’ı iktidardan uzaklastırmaya dönük azimli bir çabayı içermesi gerekmektedir.’
Mektup Bush’a srail’in uluslararası terörizme karsı Amerika’nın en sadık müttefiki oldugunu
da hatırlatıyordu. Weekly Standard’ın 1 Ekim tarihli sayısında Robert Kagan and William
Kristol, Taliban yenilgiye ugratılır ugratılmaz Irak’ta rejim degisikligi yapılması çagrısında
bulundu. Aynı gün, Charles Krauthammer Washington Post’ta ABD Afganistan’ın isini
bitirdikten sonra sıranın Suriye’ye gelmesi ve onu ran’la Irak’ın takip etmesi gerektigini
iddia etti: ‘Terörizme karsı savas, dünyadaki en tehlikeli terörist rejimin isini bitirdigimizde,
Bagdat’ta nihayete erecek.’
Bu, Irak’ın isgaline destek saglamak için yapılan amansız bir halkla iliskiler seferberliginin
baslangıcıydı. Saddam’ın yakın bir tehdit teskil ettigi izlenimini verecek sekilde istihbarat
manipülasyonu yapılması ise bu kampanyanın çok önemli bir bölümüydü. Örnegin, Libby
savas için ileri sürülen iddiaları destekleyen kanıtlar bulmaları için CIA analistlerine baskı
20
yaptı ve Colin Powell’ın BM Güvenlik Konsey’ine verdigi su anda gözden düsmüs olan
brifingin hazırlanmasına yardım etti. Pentagon içerisinde, Terörle Mücadele Politika
Degerlendirme Grubu (the Policy Counterterrorism Evaluation Group), el-Kaide ile Irak
arasında istihbarat camiasının gözden kaçırdıgı varsayılan bagların bulunmasıyla
görevlendirildi. Bu grubun iki önemli üyesi katı bir yeni muhafazakar olan David Wurmser ve
Perle ile yakın ilintili Lübnan kökenli bir Amerikalı olan Michael Maloof’tu. Özel Planlar
Dairesi diye anılan bir diger Pentagon grubu, savası pazarlamak için kullanılabilecek kanıtlar
bulmakla görevlendirildi. Onun baskanlıgını Wolfowitz’le köklü bagları olan Abram Shulsky
isimli bir yeni-muhafazakar yapıyordu ve kadroları srail yanlısı düsünce kuruluslarından
devsirilmis kisiler bulunuyordu. Her iki örgüt de 11 Eylül’den sonra kurulmustu ve Douglas
Feith’e dogrudan hesap veriyordu.
Feith neredeyse her yeni-muhafazakar gibi srail’e derinden baglıdır; ayrıca Likud Partisi’yle
de köklü bagları vardır. 1990’lı yıllarda Yahudi yerlesim yerlerini destekleyen ve srail’in
sgal Altındaki Topraklar’ı elinde tutması gerektigini savunan yazılar yazdı. Daha da
önemlisi, Haziran 1996’da Perle ve Wurmser’le beraber, basbakanlık makamına henüz yeni
gelmis olan Netanyahu için meshur ‘Clean Break’ raporunu yazdı. Rapor, bu meyanda,
Netanyahu’nun srail için kendi basına önemli bir hedef olan Saddam Hüseyin’in iktidardan
uzaklastırılmasına yogunlasmasını tavsiye etti. Ayrıca, srail’in tüm Orta Dogu’yu yeniden
düzenlemek için adımlar atmasını talep ediyordu. Netanyahu onların tavsiyesini takip etmedi;
ama Feith, Perle ve Wurmser, çok kısa sonra Bush yönetimini aynı hedeflerin pesine düsmesi
için sıkıstırmaya basladılar. Ha’aretz’in köse yazarlarından Akiva Eldar, Feith ve Perle’nin
Amerikan hükümetlerine ve srail çıkarlarına sadakatlerinin arasındaki ince bir çizgide
yürüdügü uyasını yaptı.
Wolfowitz de srail’e aynı derecede baglıdır. The Forward bir defasında onu ‘yönetimdeki en
sahin srail yanlısı ses’ olarak nitelendirdi ve onu 2002’de ‘bilinçli bir sekilde Yahudi
aktivizmi yapan’ ileri gelen kimseler arasında onu birinci seçti. Aynı zamanda, JINSA srail
ve ABD arasında güçlü bir ortaklıgın gelismesine yardımcı oldugu için Henry M. Jackson
Seçkin Hizmet Ödülü’nü (Distinguished Service Award) ona verdi. Onu ‘samimi bir sekilde
srail yanlısı’ olarak nitelendiren Jerusalem Post ise 2003’te ‘Yılın Adamı’ seçti.
Son olarak, yeni-muhafazakarların, Irak Ulusal Kongresi’nin baskanlıgını yürüten ahlaksız bir
sürgün olan Ahmed Çelebi’ye savas öncesinde verdikleri destekten kısaca söz etmek gerekir.
Yeni-muhafazakarlar Çelebi’yi desteklediler çünkü o Amerikan Yahudisi gruplarla iyi
baglantılar kurmustu ve iktidarı ele geçirdiginde srail’le iyi iliskilerin kurulmasını tesvik
edecegine dair söz vermisti. Bu, tam da rejim degisikligini savunan srail yanlısı kimselerin
duymak istedigi seydi. Matthew Berger pazarlıgın özünü Jewish Journal’da gözler önüne
serdi: Irak Ulusal Kongresi iliskilerin iyilistirilmesini Washington ve Kudüs’teki Yahudi
nüfuzunu dengelemek ve kendi davasına olan destegin artmasını saglamak için bir yol olarak
gördü. Kendi hesaplarına, Yahudi gruplar, bunu Irak Ulusal Cephesi Saddam rejiminin
degistirilmesine istirak ettigi takdirde, srail ve Irak arasında daha iyi iliskilere giden yolu
açmak için bir fırsat olarak gördü.
Yeni-muhafazakarların srail’e olan düskünlügü, Irak takıntısı ve Bush yönetimindeki
nüfuzları düsünüldügünde bir çok Amerikalının savasın srail çıkarlarını desteklemek için
tasarlandıgından kuskulanması sasırtıcı degildir. Geçtigimiz Mart ayında, Amerikan Yahudi
Komitesi’nden Barry Jacobs, srail ve yeni-muhafazakarların ABD’yi Irak’ta bir savasa
sürüklemek için bir komplo kurdukları inancının istihbarat camiası içerisinde yaygın
oldugunu kabul etti. Yine de alenen böyle söyleyecek çok az kisi vardı ve bunu yapanların
21
çogu- Senatör Ernest Hollings ve Milletvekili James Moran dahil olmak üzere- bu konuyu
ortaya attıkları için kınandılar. 2002 sonlarında Michael Kinsley srail’in rolü hakkında
kamusal tartısma eksikliginin herkesçe bilinen bir sey oldugunu yazdı. Bu konuda konusmaya
dönük isteksizligin nedeninin anti-semit olmakla damgalanma korkusu oldugunu belirtti.
srail ve Lobi’nin savasa gitme kararında önemli bir unsur oldugunda çok az süphe vardır.
Bölgesel Degisim Rüyaları
Bu öyle bir karardı ki onların çabaları olmadan ABD’nin böyle bir karar verme ihtimali çok
daha düsüktü. Ve savasın kendisi sadece bir ilk adım olarak tasarlandı. Savas basladıktan kısa
süre sonra Wall Street Journal’ ın birinci sayfasında çıkan bir baslık bunu tamamen ifade
eder: ‘Baskanın Hayali: Sadece Rejimi Degil, Bir Bölgeyi Degistirmek: ABD Yanlısı
Demokratik Bir Bölge, srail ve Yeni-Muhafazakar Kökenli bir Hedeftir.’
srail yanlısı güçler Amerikan ordusunu Orta Dogu’ya daha dogrudan sokmaya uzun süreden
beri ilgi duydularsa da Soguk Savas esnasında basarıları sınırlı oldu, çünkü Amerika bölgede
bir ‘denizasırı dengeleyici’ rolü oynadı. Orta Dogu’da görevlendirilen Acil Müdahale Gücü
gibi kuvvetlerin çogu ‘ufukta’ve güvenlik içinde tutuluyordu. Takip edilen fikir, yerel güçleri
ABD lehine bir denge sürdürebilmek için birbirlerine karsı kullanmaktı. Reagan yönetiminin
ran-Irak Savası esnasında devrimci ran’a karsı Irak’ı desteklemesinin nedeni buydu.
Bu politika Körfez Savası’ndan sonra, Clinton yönetimi bir ‘çifte çevreleme’ stratejisi
benimsedikten sonra degisti. Buna göre, bir ülkeyi kontrol etmek için digerini kullanmak
yerine, büyük ABD güçleri hem ran’ı hem de Irak’ı kontrol altına almak için bölgeye
yerlestirilecekti. Çifte çevrelemenin babası, ilk defa Mayıs 1993’te WINEP’te bu stratejinin
ana hatlarını ortaya koyan, daha sonra da Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Yakın Dogu ve
Güney Asya Meseleleri direktörü olarak onu uygulayan Martin Indyk’tan baskası degildi.
1990’ların ortalarına gelindiginde çifte çevreleme stratejisi hakkında büyük bir
memnuniyetsizlik vardı, zira bu strateji ABD’yi birbirinden nefret eden iki ülkenin amansız
düsmanı yapmıstı ve Washington’u her iki ülkeyi de kontrol altına almanın yükünü sırtlamak
zorunda bırakmıstı. Ama bu strateji Lobi’nin destekledigi ve muhafaza etmek için Kongre’de
aktif bir sekilde çalıstıgı bir stratejiydi. Clinton, 1995 baharında AIPAC ve diger srail yanlısı
örgütlerin baskısı altında ran’a bir ekonomik ambargo empoze ederek politikasını sertlestirdi.
Netice, ran veya Libya’da petrol kaynakları gelistirmek için 40 milyon dolardan fazla yatırım
yapan bütün yabancı firmalar için müeyyideler öngören 1996 ran ve Libya Müeyyideler
Yasası oldu. O sırada Ha’aretz’in askeri muhabiri Zeef Schiff’in kaydettigi gibi, ‘srail büyük
proje içerisinde küçücük bir unsur olabilir, ama Çevreyolu’ndakileri etkileyemeyecegi
yargısına varmamak gerekir.’
Bununla beraber, 1990’ların sonlarına gelindiginde yeni-muhafazakarlar çifte çevrelemenin
yeterli olmadıgını ve Irak’ta rejim degisikliginin elzem oldugunu ileri sürüyorlardı. Saddam’ı
devirerek ve Irak’ı canlı bir demokrasiye çevirerek, ABD’nin Orta Dogu boyunca genis
kapsamlı bir degisim süreci baslatacagını iddia etmekteydiler. Aynı düsünüs çizgisi yeni
muhafazakarların Netanyahu için yazdıgı ‘Clean Break’ çalısmasında da açıkça göze
çarpıyordu. 2002’ye gelindiginde Irak’ın isgali gündemdeki birinci öncelik iken, yenimuhafazakar
çevreler için bölgesel dönüsüm gerekliliginin ispatlanması için kanıta bile
ihtiyaç duyulmayan sarsılmaz bir inanç haline gelmisti.
22
Charles Krauthammer bu büyük projeyi Ntan Sharansky’nin parlak fikri olarak nitelendiriyor
olsa da siyasal yelpazenin bir bastan diger basına tüm srailliler Saddam’ı devirmenin Orta
Dogu’yu srail lehine degistirecegine inanmaktaydılar. Ha’aretz’de Aluf Benn söyle
bildiriyordu(17 Subat 2003):
IDF’nin üst düzey subayları ve Ulusal Güvenlik Danısmanı Ephraim Halevy gibi Basbakan
Ariel Sharon’a yakın kimseler savastan sonra srail’in umabilecegi harika gelecegi ümit verici
bir sekilde resmediyorlar. Saddam’ın düsüsünü takiben srail’in diger düsmanlarının da
domino etkisiyle düsecegini tahayyül ediyorlar...... Bu liderlerle beraber terör ve kitle imha
silahları ortadan kalkacak.
Suriye’nin Pesinde
2003’te Nisan ayı ortalarında Bagdat düser düsmez, Sharon ve onun vekilleri Washington’u
Sam’ı hedef alması için sıkıstırmaya basladılar. 16 Nisan günü Yedioth Ahronoth’ a konusan
Sharon, ABD’den Suriye’ye ‘çok agır’ baskı yapmasını isterken, onun savunma bakanı Shaul
Mofaz, Ma’ariv’e verdigi mülakatta söyle dedi: ‘Elimizde Suriye’den talep etmeyi
düsündügümüz konulardan olusan uzun bir listesi var ve bu isin Amerikalılar vasıtasıyla
yapılması uygun.’ Ephraim Halevy, WINEP’te kendisini dinleyenlere, gelinen noktada
ABD’nin Suriye’ye karsı tavrını sertlestirmesinin önemli oldugunu söyledi. Washington Post
ise srail’in, ABD istihbaratını Suriye baskanı Besar Esad’ın hareketleri hakkında verdigi
raporlarla besleyerek Suriye’ye karsı baslatılan kampanyayı körükledigini yazdı.
Lobi’nin seçkin üyeleri de aynı argümanları savundu. Wolfowitz Suriye’de rejim degisikligi
olması gerektigini ilan ederken, Richard Perle bir gazeteciye Orta Dogu’daki diger düsman
rejimlere ‘kısa bir mesaj, iki kelimelik bir mesaj’ verilebilecegini söyledi: ‘Sıra sizde.’ Nisan
baslarında WINEP, Suriye’nin Saddam’ın pervasız, sorumsuz, küstah davranıslarını takip
eden ülkelerin sonunda onunla aynı kaderi paylasabilecegi mesajını kaçırmaması gerektigini
ifade eden iki taraflı bir rapor yayımladı. 15 Nisan günü Yosi Klein Halevi Los Angeles
Times’da ‘Sırada Suriye’ye baskı uygulamak var’ baslıklı bir yazı yazarken ertesi gün Zev
Chafets New York Daily News için ‘Terör dostu Suriye’nin de bir degisiklige ihtiyacı var’
baslıklı bir makale yazdı. Lawrence Kaplan, altta kalmamak için olsa gerek, 21 Nisan günü
New Republic’de Esad’ın Amerika için ciddi bir tehdit oldugunu yazdı.
Capitol Hill’e dönmek gerekirse, Kongre üyesi Eliot Engel, Suriye Sorumluluk ve Lübnan
Egemenligini ade Yasası’nı yeniden teklif etmisti. Yasa, Suriye’nin Lübnan’dan geri
çekilmemesi, sahip oldugu kitle imha silahlarından vazgeçmemesi ve terörizme verdigi
destegi sonlandırmaması halinde, bu ülkeye karsı yaptırımlar uygulama tehdidinde
bulunuyordu. Ayrıca, Suriye ve Lübnan’ı srail’le barıs yapmak için somut adımlar atmaya
çagırıyordu. Jewish Telegraph Agency’ye göre, srail’in Kongre’deki en iyi dostlarından
bazılarının biçimlendirdigi Suriye karsıtı bu kanun teklifi, Lobi tarafından kuvvetle
benimsendi (özellikle AIPAC tarafından). Bush yönetiminin çok az istekli olusuna ragmen,
büyük bir çogunlukla kabul edildi (Temsilciler Meclisi’nde 398’a karsı 4 ; Senato’da 89’a
karsı 4 oyla) ve 12 Aralık 2003’te Bush’un imzasıyla yasalastı.
Yönetimin kendi içerisinde Suriye’yi hedef almanın ne kadar akıllıca bir sey oldugu hakkında
hala bir bölünmüslük vardı. Yeni-muhafazakarların Sam’la bir savas baslatmaya istekli
olmalarına karsın, CIA ve Dısisleri Bakanlıgı bu fikre karsıydı. Bush yeni kanunu
imzaladıktan sonra bile, onu uygulamakta yavas hareket edecegini vurguladı. Bush’un zıt
duygular tasıması anlasılır bir seydir. Birincisi, Suriye hükümeti 11 Eylül’den bu yana
23
yalnızca el-Kaide hakkında önemli istihbaratlar saglamakla kalmamıstı; aynı zamanda
Körfez’de yapılması planlanan terörist bir saldırıya karsı Washington’u uyarmıstı ve CIA’in
sorgucularının, 11 Eylül’de uçak kaçıran militanlardan bazılarını örgüte dahil ettigi iddia
edilen Muhammed Zammar’a erisimini saglamıstı. Esad rejimini hedef almak bu degerli
baglantıları tehlikeye atacaktı ve bu suretle daha genis anlamıyla teröre karsı savası
zayıflatacaktı.
kincisi, Irak Savası öncesinde Suriye’nin ABD ile arası kötü degildi (Suriye BM’nin 1441
no.lu kararına bile evet oyu kullanmıstı) ve Suriye’nin kendisi ABD için bir tehdit degildi.
Suriye’ye sert davranmak ABD’nin Arap devletlerini dövmek için doymak bilmez bir istahı
olan bir kabadayı gibi görünmesine neden olacaktı. Üçüncüsü, Suriye’yi vurulacaklar
listesine koymak Irak’ta probleme neden olması için Sam’a güçlü bir saik verecekti.
Suriye’ye baskı yapılmak istense dahi, en mantıklı olan önce Irak’ın isini bitirmekti. Yine de,
Kongre Sam’a baskı uygulanmasında ısrarcı oldu. Bu, büyük ölçüde srailli yetkililerden ve
AIPAC benzeri gruplardan gelen baskıya bir yanıttı. Lobi olmasaydı, Suriye Sorumluluk
Yasası da olmayacaktı ve ABD’nin Sam’a yönelik politikası ulusal çıkarlarla daha fazla
uyumlu olacaktı.
Lobinin ran’ı Düsmanlastırma Çabaları
Her ne kadar srailliler her tehdidi en katı ifadelerle betimleme egiliminde olsalar da ran bir
çok kisi tarafından onların en tehlikeli düsmanı olarak görülmektedir, zira nükleer silah
edinme ihtimali en fazla olan odur. Hemen hemen bütün srailliler Orta Dogu’da nükleer
silahlara sahip bir slam ülkesini kendi mevcudiyetlerine bir tehdit olarak görmektedir.
Savunma bakanı Binyamin Ben-Eliezer, Irak Savası’ndan bir ay önce su sözleri söyledi: ‘Irak
bir problem…Fakat, bana soracak olursanız, anlamalısınız ki bugün ran Irak’tan daha
tehlikeli.’
Sharon, ABD’yi ran’la yüz yüze gelmeye zorlamaya Kasım 2002’de the Times’a verdigi bir
mülakatla basladı. ran’ı ‘dünya terörünün merkezi’ ve nükleer silahlar edinmeye kararlı bir
ülke olarak vasıflandıran Sharon, Bush yönetiminin Irak’ı fethettikten hemen sonra ran’a
kuvvetle yüklenmesi gerektigini beyan etti. 2003 Nisanının sonlarında Ha’aretz ,
Washington’daki srail büyükelçisinin ran’da bir rejim degisikligi istemekte oldugunu
bildirdi. Büyükelçi Saddam’ın devrilmesinin yeterli olmadıgını kaydediyordu. Onun
ifadeleriyle: ‘Amerika basladıgı isin arkasını getirmeli. Suriye’den gelen, ran’dan gelen aynı
derecede büyük tehlikelerle hala karsı karsıyayız.’
Yeni-muhafazakarlar da Tahran’da rejim degisikligi savunusu yapmak için hiç vakit
kaybetmediler. 6 Mayıs günü AEI her ikisi de srail’in savunucusu olan Demokrasileri
Savunma Vakfı (the Foundation for the Defence of Democracies) ve the Hudson Institute
isimli kuruluslarla beraber ran hakkında tüm gün süren bir konferansa sponsorluk yaptı.
Konusmacıların tamamı kuvvetle srail yanlısıydı ve bir çogu ABD’ye ran rejimini bir
demokrasiyle degistirmesi çagrısında bulundu. Her zamanki gibi, önde gelen yenimuhafazakarların
yazdıgı bir sürü makale ran’ın pesine düsme savunusu yaptı. William
Kristol 12 Mayıs günü Weekly Standard’da söyle yazdı: ‘Irak’ın kurtarılması Orta Dogu’nun
gelecegi için yapılan ilk büyük savastı….Fakat bir sonraki büyük savas-askeri bir savas
olmayacagını umarız- ran için olacak.’
Yönetim, Lobi’nin baskısına ran’ın nükleer programını askıya almasını saglamak için fazla
mesai yaparak cevap verdi. Lakin Washington çok az basarılı olabildi. ran bir nükleer silah
24
deposu husule getirmeye hala azimli gözükmektedir. Bunun sonucu, Lobi baskılarını
siddetlendirmistir. Su anda, makaleler ve diger gazete yazıları, nükleer bir ran’dan
gelebilecek yakın tehlikelere karsı uyarılarda bulunmakta, ‘terörist’ bir rejimin herhangi bir
sekilde yatıstırılmaması ikazını yapmakta ve diplomasinin basasızlıkla sonuçlanması
durumunda önleyici askeri harekat yapılmasını ürkütücü bir sekilde ima etmektedir. Bu arada,
Lobi Kongre’yi mevcut yaptırımları genisletecek olan ran Özgürlük Destek Yasası’nı
onaylamaya zorlamaktadır. srailli yetkililer ise ran’ın nükleer yolculuguna devam etmesi
halinde caydırıcı bir askeri harekat yapabilecekleri uyarısında bulunuyorlar. Bunlar, bir
dereceye kadar, Washington’un dikkatlerini konu üzerinde tutmayı amaçlayan tehditlerdir.
Özet
ABD’nin ran’ın nükleer bir güce dönüsmesini önlemek için kendine ait nedenlerinin
olmasından ötürü srail’in ve Lobi’nin ran’a yönelik ABD politikaları üzerinde çok fazla
etkisinin olmadıgını iddia etmek mümkündür. Bunda biraz dogruluk payı vardır, fakat ran’ın
nükleer ihtirasları ABD için dogrudan bir tehdit teskil etmez. Washington nükleer bir
Sovyetler Birligi’yle, nükleer bir Çin’le, hatta nükleer bir Kuzey Kore’yle bile yasayabildiyse,
nükleer bir ran’la da yasayabilir. Lobi iste bundan dolayı Tahran’a karsı koymaları için
siyasetçiler üzerindeki baskıyı devamlı olarak yukarda tutmak zorundadır. Lobi var olmasaydı
ran ve ABD müttefik olurlardı, demiyoruz; ama ABD’nin politikası daha mutedil olurdu ve
önleyici savas ciddi bir opsiyon olmazdı.
srail’in ve onun Amerikalı destekçilerinin srail’in güvenligine dönük bütün tehditlerle
ABD’nin ugrasmasını istemeleri hiç de sasırtıcı degildir. Eger onların ABD politikalarını
biçimlendirmeye yönelik çabaları basarılı olursa, srail’in düsmanları zayıflayacak yahut
devrilecekler, srail Filistinlilere karsı muamelesinde serbest kalacak ve savasmanın, ölmenin,
yeniden insa etmenin ve maliyet ödemenin çogunu ABD yapacak. Fakat, ABD Orta Dogu’yu
dönüstürmekte basarılı olamaz ve kendini gittikçe radikallesen bir Arap ve slam dünyasıyla
çatısma içinde bulursa bile, srail isin sonunda dünyanın tek süpergücü tarafından korunuyor
olacak. Lobi’nin bakıs açısına göre bu kusursuz bir sonuç degildir. Lakin bunun,
Washington’un kendini meseleden uzaklastırmasından ya da kendi nüfuzunu srail’i
Filistinlilerle barıs yapmaya zorlamak için kullanmasından daha tercih edilebilir oldugu
asikardır.
SONUÇ
Lobi’nin gücü azaltılabilir mi? Irak felaketi, Arap ve slam dünyasında Amerika’nın imajını
yeniden insa etme dogrultusundaki bariz ihtiyaç, AIPAC görevlilerinin ABD hükümet
sırlarını srail’e aktardıklarına dair son dönemde ifsa edilen haberler düsünüldügünde, insan
bunun mümkün oldugunu düsünmek istiyor. Arafat’ın ölümünün ve daha ılımlı olan Mahmud
Abbas’ın seçilmesinin, Washington’un bir barıs anlasması için kuvvetle ve tarafsız bir
biçimde bastırmasına neden olacagı da düsünülebilir. Kısacası, liderlerin kendilerini Lobi’den
uzaklastırmaları ve ABD çıkarlarıyla daha tutarlı bir Orta Dogu politikası benimsemeleri için
genis zemin bir mevcuttur. Özellikle, Amerikan gücünü srail ve Filistinliler arasında adil bir
barıs tesis etmek için kullanmak, bölgede demokrasi davasını gelistirmeye yardımcı olacaktır.
Ama bu gerçeklesmeyecek-en azından yakın zamanda. AIPAC ve onun müttefiklerinin
(Hristıyan Siyonistler dahil) lobi dünyasında hiç bir ciddi rakibi yok. Bugün srail davasını
savunmanın daha da zorlastıgını biliyorlar ve bu duruma, yeni personel alarak ve faaliyetlerini
arttırarak cevap veriyorlar. Bundan baska, Amerikan siyasetçileri kampanya bagıslarına ve
25
diger siyasal baskı biçimlerine karsı siddetle hassas olmaya devam etmekteler. Önemli haber
mahreçlerinin ise srail ne yaparsa yapsın ona yönelik sempatilerini muhafaza etmeleri
muhtemeldir.
Lobinin nüfuzu bir kaç cephede probleme neden olmaktadır. Amerika’nın Avrupalı
müttefikleri de dahil olmak üzere bütün ülkelerin karsı karsıya oldugu terörist tehlikesini
arttırmaktadır. srail-Filistin çatısmasının sona erdirilmesini imkansız kılmıstır ve bu durum
adam toplamaları için radikallerin eline güçlü bir alet vermekte, potansiyel teröristler ve
sempatizanlar havuzunu arttırmakta, Avrupa ve Asya’daki slami radikallige katkıda
bulunmaktadır.
Lobi’nin ran ve Suriye’de rejim degisikligi için yaptıgı kampanya ABD’yi bu ülkelere
saldırmaya sevk edebilir. Potansiyel olarak feci sonuçları olan böyle bir sey de esit derecede
kaygı vericidir. Baska bir Irak’a ihtiyacımız yok. Lobi’nin Suriye ve ran’a yönelik
düsmanlıgı, en azından, Washington’un, çok ihtiyaç duymasına ragmen, el-Kaide’ye ve Irak
isyanına karsı verdigi mücadelede bu ülkelerin yardımlarından istifade edememesine neden
olmaktadır.
Burada ahlaki bir boyut da vardır. Lobi sayesinde ABD srail’in sgal Altındaki
Topraklar’daki yayılmasını fiilen mümkün kılan ülke haline gelmekte, bu suretle Filistinlilere
karsı islenen suçlara ortak olmaktadır. Bu durum,Washington’un yurtdısında demokrasinin
gelismesine yardımcı olma çabalarının altını oymakta ve diger devletleri insan haklarına
saygılı olmaları için sıkıstırdıgında, onun ikiyüzlü görünmesine neden olmaktadır. Dahası,
ABD yönetiminin ran ve diger devletleri de nükleer kapasite arayısına tesvik etmekten baska
bir ise yaramayan srail’in nükleer silah deposunu kabul etmeye razı olusu onun nükleer
yayılmayı sınırlama çabalarının da aynı derecede iki yüzlü gözükmesine yol açmaktadır.
Bütün bunlara ek olarak, Lobi’nin srail hakkında yapılan tartısmayı dizginleme kampanyası
demokrasi için saglıklı degildir. Süpheci kimseleri kara listeler ve boykotlar örgütleyerek-ya
da muhaliflerin anti-semit oldugunu ileri sürerek,-susturmak demokrasinin temelinde yatan
açık tartısma ilkesini ihlal eder. Kongre’nin böyle önemli meselelerde hakiki bir tartısma
yapamayısı tüm demokratik tartısma sürecini felç etmektedir. srail’in destekçileri davalarını
savunma ve kendileriyle aynı görüsü paylasmayanlara karsı çıkma özgürlügüne sahip
olmalılar, ama yıldırma yoluyla tartısmayı bastırma çabaları da kuvvetle kınanmalı.
Son olarak sunu söylemek gerekir ki Lobi’nin nüfuzu srail için de kötü oldu. srail’in,
yayılmacı bir gündemi desteklemesi için Washington’u ikna edebilme kabiliyeti, onun kendi
vatandaslarının hayatlarını kurtaracak ve Filistinli radikallerin saflarını azaltacak fırsatları-
Suriye’yle bir barıs antlasması yapmak ve Oslo Anlasmaları’nın hemen ve tamamen
uygulanması dahil- degerlendirmesini engelledi. Filistinlilere mesru siyasal haklarını teslim
etmeyi reddetmek srail’i kesinlikle daha güvenli yapmadı; Filistinli liderleri öldürme veya
marjinalize etmeye dönük uzun seferberlik, Hamas gibi radikal gruplara güç kazandırdı ve
adil bir çözümü kabul etmeye razı olacak ve onu uygulayabilecek Filistinli liderlerin sayısını
azalttı. Eger Lobi daha az güçlü olsaydı ve ABD politikası daha tarafsız olsaydı, srail’in
durumu muhtemelen daha iyi olurdu.
Yine de umut ısıgı var. Lobi’nin etkili bir güç olmaya devam etmesine ragmen, onun
nüfuzunun olumsuz etkilerini saklamak gittikçe daha çok zorlasıyor. Kudretli devletler belli
bir sure için hatalı politikalar takip edebilirler, ama gerçekler sonsuza kadar göz ardı
edilemez. htiyaç duydugumuz sey, Lobi’nin nüfuzunun samimi, dürüst, tarafsız bir sekilde
26
münazara edilmesi ve bu çok önemli bölgedeki ABD çıkarları üzerine daha açık bir tartısma
yapılmasıdır. srail’in iyi olusu da bu çıkarlardan biridir, ama onun hala devam eden Batı
Seria isgali ve daha genis bölgesel gündemi, ABD çıkarları arasında sayılamaz. Açık tartısma,
ABD’nin tek-taraflı desteginin stratejik ve ahlaki gerekçelerinin sınırlarını açıga vuracaktır.
Ancak bu tür bir tartısma, ABD’yi, kendi çıkarlarıyla, bölgedeki diger devletlerin çıkarlarıyla
ve hatta srail’in uzun vadeli çıkarlarıyla daha tutarlı bir pozisyona götürebilir.
Çeviren: Ramazan Arıkan (ADAM Sosyal Arastırmalar Merkezi)
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder